İçeriğe geç

Zamansız Makine

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Zamansız Makine

Bölüm 1

Bölüm 1

Zeki, iş arkadaşıyla her sabahki kavgasını yaparken, telsizi her an fırlatacak gibi avucunda sıkıp gevşetiyordu. Damarları, derin nefes aldıkça rastgele yollar bulup iki kaşının arasından başına doğru ilerliyordu. Vardiyasının bitmesine yarım saat kadar vardı, kahvaltıya ise 2 saat. Böyle erken bitirdiği zamanlarda kameradan diğer katları kontrol ederdi. Her şeyin yerinde ve çalışanların işinin başında olmasına önem verdiğinden istisnasız her gün birileriyle kavga ederdi.

Yine vardiyasının sonuna doğru rutinini tamamlarken pencereden gelen ışıkla ofisine giden merdivenleri çıktı. Korkulukların rastgele yerlerine elini sürerek tozlu olup olmadıklarını kontrol etti. Tozların daha iyi bir yere gittiğinden emin olduktan sonra bir kısa nefes verip son düzlükteki kısa yürüyüşüne başladı.

Koridorda yürürken kapılara baktı. Herhangi bir numaralandırma düzeni yoktu. Bina yıllardır kullanılmıyordu, yalnızca ayda bir kez kayıtlı bir 'yolcu' gelir binadaki odalardan birinde belli bir süre kalıp giderdi. Yıllardır burada olmasına rağmen Zeki, gelen gidenle ilgilenmez, az konuşur, görevlilerin temizlediğinden emin olduğu sürece herhangi bir yere pek girip çıkmazdı. Ayrıntılara pek kafa yormaz ona dokunan bir şey olmadığı sürece geniş koltuğunda deliksiz uykusuna devam ederdi.

Diğer vardiyalardan farklı olarak bu sefer, ofise çıkan koridorda soldaki son kapıya geldiğinde durdu. Kapının altından vuran ışık onu meraklandırdı. Buralarda birilerinin olması, yolcu gelişi hariç, olağan değildi. Yakınlarda rapor edilen ziyaretçi girişi olmadığından Zeki, diğer kapılar gibi alelade mavi renge boyanmış bu kapıdaki ışığı gördüğünde oraya doğru gitti. Vardiya başladığından beri odalarda bir hareket olmamıştı. Geceleri görevli ya da temizlikçi de olmazdı. Yine de merak edip, elini kapının koluna uzattı, çevirdi. Sessiz bir serzenişle kapı açıldı. İçeride standart konaklama eşyalarına ek bir şey yoktu. Fazla incelemeden odanın yarısına kadar geldi, herhangi bir şey olmaması sinirlerini bozdu. Kaşlarını çatıp, önüne çıkan sandalyeyi masayla paralel olacak şekilde koydu ve paspasın kıvrılan kenarına sinirli bir tekmeyle düzeltti. Kapıya doğru giderken yüzeysel şekilde tekrar göz gezdirdikten sonra ışığı ve ardından kapıyı kapatıp, yüzündeki umursamazlığıyla ofis yolunda yürümeye devam etti.

Yaklaştıkça burnuna, paketini açık bıraktığı kahvenin kokusu geldi, ayrıca biraz sabun ve tütsü de kokuyordu. Ofise girmek üzereyken kapı kolundaki demir çıkıntı onu bekliyordu, burada huzur bulmanın ne kadar zor olduğunu hatırlatır gibi ayağını vurduğu anda ağzından çıkan küfürler, duvardaki saatin camına çarpıp yere dağıldı.

Odanın yalnızlığı, 24 metrekare alanda tam ortada duran geniş masadan anlaşılıyordu. Zeminle bütünleşmiş masa; kollarını açmış, kucaklar gibi öne eğilmişti. Adamın sayılı varlıklarından biri olan masa; görevlerini hakkıyla yerine getirmekten mutluydu. Aynı Zeki gibi o da kendine zararı olmayan şeyleri kafasına takmıyordu. Camla duvarın arasındaki üçlü koltuk Zeki'nin en sevdiğiydi. Tüm güzel yolculuklarının ilk durağıydı.

Ev dendiğinde tek aklına gelen bu yere küfürlerle geldiği için kendine kızmış, kızgın olduğu için daha da morali bozulmuştu. Üstüne elinden bırakmadığı telsizdeki adamın uykulu sesini duymak tırnaklarının dibinden kızarmasına neden oldu.

''Abi her yer temiz, aynı dünkü gibi.''

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.