İçeriğe geç

Zamanın Unuttuğu Nota

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Zamanın Unuttuğu Nota

Bölüm 1

1.Bölüm Siyah Ve Beyazın Ötesi

Herkes piyanonun sadece tuşlardan ibaret olduğunu sanır. Oysa ben, o tuşlara her dokunuşumda aslında ruhumdaki o kilitli kapıları araladığımı biliyorum. İnsanlar beni okulun "sessiz kızı" olarak tanıyor olabilirler ama onlar benim sadece piyanoyla konuştuğum dili bilmiyorlar. Ve o gece, o odada, tek başıma olduğumdan emin olduğum o saniyelerde, piyano aslında benimle konuşmaya başladı.

Okulun son zili çalalı saatler olmuştu. Koridorlar, günün bütün yorgunluğunu ve öğrenci uğultularını geride bırakmış, tekinsiz bir sessizliğe bürünmüştü. Adımlarımın parke zemin üzerindeki sesi, yankılanarak boşlukta kayboluyordu. Piyano odasının kapısına geldiğimde, o tanıdık, hafif küf ve toz kokusu burnuma doldu. Bu koku, benim dünyamın en güvenli limanıydı.

Kapıyı gıcırtıyla aralayıp içeri girdim. İçerisi, pencerelerden sızan ay ışığının aydınlattığı toz zerreleriyle doluydu. Piyanonun başına geçtim, parmaklarımı tuşların üzerinde şöyle bir gezdirdim. Soğuklardı. Derin bir nefes alıp, aylardır üzerinde çalıştığım, kimseye göstermeye cesaret edemediğim o besteye başladım.

Melodi odanın içine yayıldıkça, kendimi başka bir boyuta geçiş yapıyor gibi hissediyordum. Notalar, parmaklarımın arasından değil de sanki kalbimin derinliklerinden dökülüyordu. Tam en sevdiğim, en hüzünlü kısma gelmiştim ki... tuşların üzerinde kendi parmaklarım dışında başka parmaklar hissettim.

Donup kaldım. Kalbim sanki göğüs kafesimi terk edip odanın diğer ucuna fırladı. Ellerimi tuşlardan çektim ama piyano susmadı. Biri, benim bıraktığım yerden, o besteyi tamamlamaya devam ediyordu. Hem de benden çok daha ustaca, çok daha acı bir tonla.

Yavaşça başımı çevirdim. Piyanonun hemen yanında, gölgelerin içinde bir silüet duruyordu. Yüzü tam seçilmiyordu ama bakışlarının üzerimde olduğunu hissedebiliyordum. Boğazımdaki o düğümlenmiş korkuyu yutkunarak sordum:

— Sen de kimsin? Nasıl girdin buraya?

Gölge, yavaşça piyanonun kapağına yaslandı. Sesi, sanki yıllardır konuşmamış biri gibi derinden ve kısık geliyordu.

— Kim olduğumdan ziyade, burada ne yaptığın önemli, dedi.

Kaşlarımı çattım, korkuma rağmen sesimdeki titremeyi bastırmaya çalıştım.

— Burası benim odam. Kimsenin girmesine izin vermem.

Güldü. Bu, alaycı değil; daha çok, çok uzun süredir beklediği bir anın getirdiği bir tür rahatlamaydı.

— Burası kimsenin odası değil Defne. Burası, zamanın durduğu yer. Ve sen, çalmaması gereken o notayı çalarak kapıyı araladın. Artık geri dönüşü yok.

Kalbim hızla çarpmaya devam ediyordu. Bu çocuk... sanki okulun bir parçası değildi. Sanki duvarların arasından, tozlu raflardan, unutulmuş şarkıların içinden çıkıp gelmişti.

— Ne kapısı? Ne diyorsun sen? dedim, sesim biraz daha yükselerek.

Bana doğru bir adım attı. Ay ışığı yüzüne vurduğunda, gözlerindeki o tuhaf, zamansız ışığı gördüm.

— Yarın gece, yine burada ol, dedi ve gölgelerin arasına karışıp bir anda yok oldu.

Elim, piyanonun tuşları üzerinde havada asılı kalmıştı. Oda tekrar sessizliğe büründü ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Kalbim hala deli gibi çarparken, aslında en büyük maceramın başladığını anlamıştım.

Bölüm sonu

1 yorum