İçeriğe geç

Zamanın 12 gerçeği

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Zamanın 12 gerçeği

Bölüm 1

Saatin Tıkırtısı

*Deniz'in ölümünden 1 hafta sonra" Odanın içi eski anılarla doluydu. Raflarda toz birikmişti, duvardaki takvim hâlâ o uğursuz günde kalmıştı. Güneş batmak üzereydi, pencerenin kenarından içeri sızan turuncu ışık, duvarlara hafifçe vuruyor, geçmişin hayaletlerini canlandırıyordu. Elya, yerde diz çökmüş, sevgilisinin eşyalarının arasında kaybolmuştu. Her bir eşya, bir anıydı. Bir gülüş. Bir kavga. Bir veda.Titreyen elleriyle eski bir defteri açtı. Sayfalar arasına sıkıştırılmış solmuş bir fotoğraf düştü yere. İkisi birlikteydi, gülümsüyorlardı… O zamanlar her şey çok kolay görünüyordu. “Sonsuza dek” dedikleri şeyin ne kadar kısa sürebileceğini bilmiyorlardı.Çekmeceyi açtı sonra, karışık notların ve küçük kutuların arasına dalıp kayboldu. Ta ki onu görene kadar. Küçük, mavi bir saat. Altın kaplaması yer yer soyulmuş, ama hâlâ sağlam ve ağır. Üzerinde bilmediği bir sembol vardı—zamanı gösteriyor gibiydi ama akrep ve yelkovan dans etmiyor, titriyordu sanki.Saati eline aldığında dünya bir anlığına dondu. Tüm sesler kesildi. Kalbinin atışları dışında hiçbir şey duyamadı. Saati çevirdiğinde arkasında kazınmış bir yazı vardı: “Her şeyin bedeli vardır.” “Ne saçma…” diye fısıldadı ama tam o anda saat çalışmaya başladı. Tık... tık... tık...Zemin ayağının altından kaydı sanki. Gözleri karardı. Rüzgâr içeri girmemesi gereken bir şiddette esti, duvardaki takvim koptu, odadaki her şey savruldu. Ve sonra... her şey bitti.Gözlerini açtığında değerli sevgilisi, Deniz'in yanındaydı. Gördüklerine inanamadı, tek imkanı hayal olmasıydı. Gözleri büyüdü, kalp atışları hızlandı, terledi.Tam ne olduğunu anlamaya çalışırken, Deniz konuştu; "Günaydın uyuyan güzel, bir an hiç uyanmayacağını sandım" Elya'nın gözlerinden yaşlar döküldü ve hemen Deniz'e sarıldı. hıçkıra hıçkıra ağlıyor, ne olduğunu anlayamıyordu. Ne konuşabiliyordu, ne hareket edebiliyordu. Sanki zamanı o an sadece o saati taşıyan kişi hissedebiliyordu. Kafasında sorular dönmeye başladı. “Bu rüya değil mi?" Elya Deniz'e baktı ve "gerçek misin?" tek diyebileceği buydu. ağzından kelimeler çıkmıyordu. "Elya iyi misin? Ambulansı arayayım mı? neyin var? Elya!" "D-deniz.. sen gerçek misin..?" "benim Elya benim." Deniz Elya'ya sıkıca sarıldı. "Sanırım kötü bir rüya gördün bebeğim" "evet..kötü bir rüya.." Elya elini yüzünü yıkadı ve etrafına bakındı. O saat.. Evet herşey o saat sayesinde olmuş olmalıydı.

Mutfaktan Deniz' in sesi geliyordu.

"Elya hadi gel"

Elya neler olduğunu anlayamamış bir vaziyette Deniz'e markete gideceğini söyleyip çıktı. Çantasına saatide alan Elya, bu saati Deniz'e satan kişiyi bulmaya gitti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.