Arthur, gözlerini zorlanarak açtığında, kendini karanlık bir odada buldu. Yanında yatan Drake'in nefes alış verişini duyabiliyordu, ancak etrafı neredeyse tamamen karanlıktı. Loş bir ışık, odanın bir köşesinde titrek bir şekilde yanıyordu, ancak o kadar soluktu ki, odanın geri kalanı hala büyük ölçüde karanlığa gömülmüştü.
Arthur, kendini hareket ettiremediği için zorla kıvrılırken, odanın karşı köşesinde iki siluet gördü. Loş ışığın altında, biri Oscar olduğunu tanıdı, ancak diğeri kimdi, bilmiyordu. Bu bilinmeyen adam, karanlıkta gizemli ve tehditkar bir şekilde duruyordu.
"Neredeyim ben?" diye sordu Arthur, acı içinde kıvranarak. Gözleri odanın karanlığına alışmaya çalışırken, etrafı daha net görebilmek için çabalamıştı.
Oscar, karanlıkta hafif bir gülümsemeyle, "Sana gereken cevabı zamanla vereceğiz," dedi. "Öncelikle bize bazı bilgiler vermelisin. Saat nerede?"
Arthur, aniden kafası karışmış bir şekilde, "Bilmiyorum," dedi. "Saati düşürdüğümüz yerde bulunmadık."
Oscar, sabrını kaybederek Arthur'a bir tekme attı. Arthur, acı içinde kıvrandı. "Saat nerede?" diye sordu Oscar, korkutucu bir ses tonuyla.
Arthur, nefes nefese kalarak, "Bilmiyorum," diye mırıldandı.
Oscar, sinirle dişlerini sıktı ve tekrar Arthur'a doğru adım attı. Bu sırada, bilinmeyen adamın sesi, derin ve korkutucu bir tonla, "Saat nerede?" dedi.
Arthur, gözleri bulanık bir şekilde, başını zorla kaldırdı ve adama bakarak, "Sende kimsin?" diye sordu.
Adam, sessizce gülümsedi ve “Ben Albert” dedi.
Arthur’un aklına hiçbir şey gelmiyordu ve sustu.
Oscar'ın son tekmesiyle, Arthur başı dönerek bayıldı ve karanlığa gömüldü.
Arthur ve Drake, bilincini tekrar kazandıklarında kendilerini karanlık bir zindanda buldular. Zincirlenmiş olduklarını fark ettiler ve etraflarında dikkatlice gözlem yapmaya başladılar. Zindanın duvarları, nemli ve rutubetliydi, havada pas kokusu vardı.
Drake, sessizce Arthur'a dönerek, "Ne yapacağız?" diye fısıldadı.
Arthur, kafasını kaldırarak düşünceli bir ifadeyle, "Öncelikle bu zincirlerden kurtulmalıyız," dedi. "Sonra kaçmak için bir plan yapmalıyız."
Drake, karanlıkta gözlerini ovuşturarak, "Ama nasıl?" diye sordu. "Etrafta ne bir pencere var ne de bir kapı."
Arthur, hızla düşünmeye başladı. "Belki de bu taşlar bir şekilde zayıflamıştır," dedi. "Birlikte güçlerimizi birleştirerek zincirleri kırabiliriz."
Drake, Arthur'un önerisini kabul ederek yanına geldi ve birlikte zincirlerle uğraşmaya başladılar. Başlangıçta zorlanarak da olsa, bir süre sonra zincirlerin zayıf noktalarını buldular ve güçlerini birleştirerek kırılmasını sağladılar.
Zincirlerinden kurtulan Arthur ve Drake, şimdi kaçış planı yapmak için bir araya geldiler. Etraflarındaki zindanda dikkatlice araştırdılar ve bir çıkış yolu bulmaya çalıştılar. Sonunda, zindanın duvarlarında bir çatlak fark ettiler.
Arthur, heyecanla, "Belki de bu çatlaktan dışarı çıkabiliriz," dedi. "Ancak dikkatli olmalıyız, muhtemelen bekçilerimiz var."
Drake, doğru olduğunu kabul ederek, "Peki, ne yapmalıyız?" diye sordu.
Arthur, kararlı bir şekilde, "Önce bekçileri etkisiz hale getirmeliyiz," dedi. "Sonra kaçış planımızı devreye sokabiliriz."
Drake, Arthur'un planını kabul etti ve birlikte bekçilerin yaklaşmasını beklediler. Gözlerini çatlaktan ayırmadan, kaçışlarının başarılı olup olmayacağını görmek için sabırsızlanıyorlardı.
Arthur ve Drake, bekçileri etkisiz hale getirdikten sonra hızla çatlaktan kaçmaya başladılar. Ancak bazı bekçiler onları görmüştü ve peşlerine düşmüşlerdi. Kovalamaca sokaklarda başladı, dar sokaklardan, eski binaların arasından atlayarak, çalılıklardan geçerek kaçmaya çalıştılar.
Ancak bekçiler hızlarına yetişiyordu. Tam yakalanacakken, bir köşede kendilerini polislerin önüne attılar. Polisler, kaçışlarının nedeni ve durumu öğrendikten sonra bekçilere müdahale etti ve onları durdurdular.
Arthur ve Drake, polislerin arasında rahat bir nefes aldılar. Artık güvende hissediyorlardı. Bu tehlikeli kovalamacadan kurtulmuş olmanın rahatlatıcı bir hissi vardı. Polisler, onları ifadelerini almak üzere merkeze götürdüler, ancak en azından bekçilerin peşlerini bırakmasıyla şimdilik güvende olduklarına sevindiler.
Arthur ve Drake, polis merkezine götürüldüklerinde ifadelerini verdiler. Ancak polisler, nereden kaçtıklarını tam olarak öğrenemediler çünkü Arthur ve Drake, kaçışları sırasında arkalarına bakmadıkları için detaylı bir bilgi verememişlerdi. Bu durum, Oscar ve Albert'ın hala yakalanmamış olması için büyük bir sorun teşkil ediyordu.
Polisler, Arthur ve Drake'in ifadelerini dikkatlice dinlediler ve yaşadıkları tuhaf olayların ardındaki gerçeği çözmeye çalıştılar. Ancak, kaçışları sırasında karşılaştıkları kişiler hakkında çok az bilgiye sahiptiler. Bu yüzden, Oscar ve Albert'ın yakalanması için ellerinde çok az ipucu vardı.
Arthur ve Drake, polislerin sorularına dürüstçe cevap verirken, kafalarında Oscar ve Albert'ın nerede olduğu ve ne yapacakları konusunda endişe vardı. Belki de bu eski kasabada bir şekilde saklanıyorlardı ve bir sonraki adımlarını planlıyorlardı. Arthur ve Drake, bir sonraki hamlelerini dikkatle düşünmek zorundaydılar, çünkü tehlike hala yakalarında dolaşıyordu.