Firuze
Hastanede her zamanki gibi normal bir gündü. Ameliyat hemșiresi olduğum için, kurtarabildiğim kadar hayat kurtarmayı deniyordum. Elbette biz sağlık çalışanları olarak her zaman bunu bașaramıyoruz. Bir hastayı kurtaramamanın acısını atlatmaya çalışırken bazı zamanlar hasta yakınlarının sinir krizlerinin kurbanı oluyorduk.
Bunu anlatmamın sebebi olan olaya gelelim. Hastanede sıradan bir gündü, bir anda ambulans girişinin önünde üstü başı kan revan biri belirdi. Kucağında yaşlı ama yaşına rağmen güzel ve ağır yaralı bir kadın taşıyor, acı ve çaresizlik içinde bağırıyordu.
-YARDIM EDİN! YALVARIRIM KURTARIN ANNEMİ, NE OLUR YARDIM EDİN!
Hemen gerekli müdahalelerin yapılması için ameliyata alınmıștı zavallı kadıncağız. Oğlu ise çaresiz bir şekilde yere çöktü. Her an sinir harbi geçirecek gibi duruyordu.
Onu orada bıraktım ve ameliyata girdim. Öğrendiğime göre hastanın adı Perihan Karadağ idi. Hasta yakınının kısık bir sesle sayıklamasına bakılırsa korkunç bir cinayet teşebbüsü kurbanıydı.
Oldukça zor bir ameliyattı, öyle ki neredeyse onu kaybetmek üzereydik. Bu ihtimal hepimizi korkutmuștu ama çok şükür ki Perihan hanım hayata sıkı sıkı tutunma kararı almıştı.
Perihan hanım, başarılı geçen bir ameliyat sonrası yoğun bakıma alınırken ben de ameliyathaneden çıktım ve kendimi duvara kağıt misali yapışmış vaziyette buldum.
Perihan hanımın yakını, beni duvarla kendi bedeni arasında sıkıștırıp, ters bir hareket yapmamak için sıktığı yumruğu duvara vurdu.
-Beyefendi, sakin olur musunuz?
-Annemden iyi bir haber almadan sakin falan olamam.
Tam o sırada doktor Ayhan bey geldi.
-Sakin olun, annenizin durumu iyi. Yoğun bakımda. Lütfen Firuze hemșireyi bırakır mısınız?
Bir anda sanki bir transtan çıkmış gibi şaşkın bir ifade belirdi yüzünde, önümden çekildi ve rahat bir nefes aldı. Ayhan bey, onunla biraz daha konuşup, ofisine gitti. Ben de oradan uzaklaşmak üzereyken, arkamdan seslendi.
-Özür dilerim, Firuze hanım. Az önceki tavrımı lütfen mazur görün.
Ona şaşkınlıkla baktım. İlk defa acılı bir hasta yakınının yaptığından dolayı özür dilediğine denk gelmiştim.
-Firuze hanım?
Ona döndüm ve şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım.
-Beni şaşırttınız. Genelde özür dileyen hasta veya hasta yakını her gün gördüğümüz bir şey değil.
Verdiğim cevaba karşılık, utangaç bir şekilde gülümsedi. Karşımdaki adamın gerçek olup olmadığını sorgular olmuştum.
-Şaşırdığınızı görebiliyorum. Yapacağım hiç bir açıklama, size olan davranışımı aklamayacak elbette ama... Yine de müsait bir anınızda beni dinlemenizi istesem?
Biraz düşündüm. Onun anlatacaklarını dinlemek bana ne kaybettirirdi ki? Belki içini dökmek onu rahatlatır, öfke ve korkusunu bir nebze olsun azaltırdı.
-Yalnız, mesaimin bitmesini beklemeniz gerekecek.
-Sorun yok, beklerim.
Tebessüm ederek oradan uzaklaştım. Mesaim nihayet bittiğinde, onun hâlâ beni beklediğini fark ettim. Hastanedeki yakın dostum Simge, dirseği ile hafifçe dürterek, onun durduğu yeri ișaret etti.
-Yağız Karadağ buradaymış, hiç söylemiyorsun.
-Onu tanıyor musun?
-Elbette tanıyorum, kendisi başarılı bir iş adamı ama aileden yana yüzü gülmedi pek.
-Annesinin ameliyatına girdim. Durumu iyi neyse ki.
Simge, adının Yağız olduğunu öğrendiğim adamın bana doğru geldiğini görünce manidar bir şekilde gülümseyerek yanımdan uzaklaştı. Kesin akşama beni telefonda sorguya çekecekti.
Yağız'a dönüp, "Seni dinliyorum." dedim. Anlatacakları merakımı cezbetmiști.
-Burada soğuktan donmanı istemem, arabada anlatsam?
Biraz düşündüm. Daha yeni tanıdığım birinin anlatacaklarını bu kadar merak etmem hiç normal değildi ama görünüşe göre anlatmazsa rahatlamayacaktı.
Aracına bindim, henüz aracı çalıştırmamıștı. Kısa bir sessizliğin ardından anlatmaya başladı.
-Her şey, babam olacak o alçağın annemi istemediği bir evliliğe zorlaması ile başladı.
Duraksadı, kendini her ne kadar güçlükle tutsa da sonunda acı ve alaycı bir şekilde güldü ve anlatmaya devam etti.
-Annemin şerefsiz babasından başka kimsesi yoktu, o yüzden annemle evlenmesi çok kolay olmuştu çünkü dedem olacak mahluk, annemi zerre umursamıyordu. Eee, annemi koruyacak bir abisi yahut akrabası da yoktu. Annemi böylece bir cehennemin ortasına attılar.
Duyduklarım, kanımın donmasına yetmiști. Yağız'ın bu kadarını anlatması bile kafamda bir çok ihtimalin kapısını aralıyordu.
Yağız konuşmasına devam etti.
-Aklından geçen ihtimalleri bilemem ama her şey, benim ve kardeşimin doğumu ile daha da kötüye gitti. Düşünebiliyor musun? Çocuk aklımla, çocukça bir cesaretle hem annemi hem de kardeşimi korumaya çalıştım hep.
Kısa bir sessizliğin ardından, sinirle elini direksiyona vurdu. Benim yanında oturduğumu fark etmiş olacak ki, derin bir nefes aldı ve devam etti.
-Annem neden o halde hastaneye geldi biliyor musun, Firuze? Babam yüzünden! Annemin vücudunda gördüğün bütün yaraların sebebi o. İşin kötüsü de ne biliyor musun? Hiç bir akrabamız ona sahip çıkmadı!
Bu... Korkunçtu! Yağız, kendi öz babasından, hem kardeşini, hem de annesini korumaya çabalamıștı. Bütün o siniri, çaresizliği, onlara olan düșkünlüğü ve sevgisinden kaynaklanıyordu.
Şimdi onu akladığım sanılmasın. Yaptığı elbette yanlıştı ama ondan daha beter, daha pişkin, özür dilemekten aciz hasta yakınlarının tavırlarına tanık olmuştum ve Yağız'ın yaptığı, gördüklerim yanında çok hafif kalıyordu.
-İşte bütün hikaye bu. Hastanedeki davranışım için tekrardan özür dilerim.
-Seni zaten affettim, Yağız. Yaşadıklarına gelecek olursak... Bu gerçekten korkunç. Bunlarla daha çocuk yaşta mücadele etmek zorunda kaldığın için üzgünüm.
Yağız, acı dolu bir tebessümle aracı çalıştırdı ve hastaneden nihayet uzaklaşmaya başladık. Evimi tarif ettim ve beni kapıma kadar bıraktı.
-Beni dinlediğin ve affettiğin için teşekkür ederim, Firuze. İyi geceler.
-İyi geceler, Yağız.
Arabadan indim ve ona son bir kez bakıp eve girdim. Anneme yakalanacağımdan korka korka odama geçtim. Neyse ki korktuğum olmamıştı. Kimseye yakalanmamıștım.
O gece bütün konuștuklarımızı düşündüm. Bütün olanlar kafamda tekrar tekrar dönüp durdu. Neden bunu bir başkasına değil de bana anlatmıştı? Ben basit bir ameliyat hemșiresiydim. Ya da neden onu affetmeme rağmen defalarca kez özür dilemiști benden?
Yarın sabah ilk iş bu konuyu hastanemizin uzman psikologu ve psikiyatrist ile görüşmek ve onların fikirlerini almak olacaktı.
Öte yandan da abimi ve Șirin'i düşündüm. Onların birbirlerine ne kadar çok yakıştığını annem kadar ben de fark etmiştim. Abimi ilk defa bu kadar mutlu görüyordum. İkisi sanki taze evliymiș gibi davranıyordu.
Onların bu hallerini gözümün önüne getirince gülümsemeden edemedim. Uykuya daldığımda bile gülümsüyordum.
Ertesi sabah, enerjik bir şekilde kalktım ve kahvaltı hazırlamak için mutfağa gittiğimde, Șirin'in benden de erkenci olduğunu gördüm. Endișelenmiștim, yanına gidip sordum.
-Șirin, günaydın. Erkencisin, uyku mu tutmadı?
Dalgın gibiydi, silik bir tebessümle bana baktı.
-Sayılır, düşünceliyim biraz.
-Kimse kötü bir şey demedi, değil mi?
-Y.. Yok, ondan değil... Firuze, sence Melih beni nasıl görüyordur?
Derdini şimdi anlamıştım, abimin gözündeki konumunu merak ediyordu haklı olarak. Güldüm ve Șirin'i masaya oturtup, kahvaltının geri kalanını hazırlarken, bir yandan da ona cevap verdim.
-Bana sorarsan abim seni başına gelebilecek en güzel şey olarak görüyordur. Bakma sana söyleyemediğine, gözleri her şeyi anlatıyor. O sana aşık.
Șirin, bu dediklerim karşısında başta şaşırdı. Bunu duymayı beklemediği çok belliydi. Gözleri kocaman açılmıştı ve bir süre ne diyeceğini bilemeden öylece yüzüme baktı. Merak ediyordum, bu kadar mı imkansız geliyordu onun abim ile mutlu olması? Bu kadar mı ümitsizdi? Aslında bu soruların cevapları oldukça basitti.
Șirin'in yaşadıkları onu aşka, mutlu olmaya küstürmüștü. Benim bütün saydıklarım onun için hayaldi, belki de hiç gerçekleşmeyecek sandığı...
Bunları düşünürken, Șirin'in konuşması ile tüm dikkatimi onun diyeceklerine verdim.
-Demek öyle düşünüyorsun... Peki ya yanılıyorsan? Olamaz mı? Firuze... Bak yaşadıklarım belli, belki de sadece gelip geçici bir şeydir.
Șirin, kendinden umutsuz bir vaka gibi bahsedince, yaşadığı her şeye lanet ettim. Keşke... Keşke abim ile çok daha erkenden karşılaşmış ve bütün bu kötülüklerden en az hasarla kurtulmuş olsaydı.
Tam bir şey diyeceğim sırada, abimin geldiğini ve tek kaşını kaldırarak bizi dinlediğini gördüm. Șirin, yutkunarak abime baktı. İyice gerilmiști. Abim ise gözlerini Șirin'den ayırmadan, bana onları yalnız bırakmamı söyledi. Ben de Șirin ile konuşurken hazırlamış olduğumuz kahvaltılıkları masaya koymak üzere mutfaktan ayrıldım ve onları yalnız bıraktım.
Ne konuştular bilmiyorum ama bir süre sonra kahvaltıya oturduklarında ikisinin de yüzü gülüyordu. Onların bu hallerine keyifle baktım ve bizimkilerin de uyanması ile kahvaltımızı yapmaya başladık.
Kahvaltının ardından, abimle Șirin'in baş başa kalmasını sağladım. Bu sırada da Yağız'ın aracının evin önünde durduğunu gördüm. Neden geldi acaba? Sabahın bu vaktinde önce annesini görmeye gider diye düşünmüştüm.
Bir bahane ile evden çıktım. Yağız beni görünce gülümsedi. Ben ise hâlâ buraya geliş nedenini deli gibi merak ediyordum.
-Günaydın, Firuze. Rahatsız etmiyorum umarım?
-Günaydın, Yağız. Rahatsız olmadım ama doğrusu buraya neden geldiğini merak ediyorum. Kötü bir şey mi oldu? Yoksa yine sinir krizi mi geçirdin?
-Sakin ol, Firuze. Kriz geçirmedim. Sadece konuşuruz diye düşünmüştüm.
-Konuşalım tabii, biraz bekleteceğim.
-Sorun yok, beklerim.
Hemen içeri girip, Șirin'e kaş göz yaptım. Anlamasını umuyordum ve umduğum gibi de oldu. Odama gelmesi için ikna ettiğimde Șirin hemen soru yağmuruna tuttu beni.
-Ne oluyor, Firuze? Her şey yolunda mı?
-Yolunda yolunda. Șirin bak ben geçenlerde hastanede bir hasta yakını ile tanıştım. Biraz garip bir tanışma oldu ama olsun.
-Nasıl garip?
-Annesine çok düşkündü. Garibim kadın resmen kocasından ölümüne şiddet görmüş. Oğlu biraz fazla tepki verip ortalığı ayağa kaldırdığını fark edince çocuk gibi utanıp özür üstüne özür diledi.
-Sonra ne oldu peki?
-Yaşadıklarını anlatıp, kendini açıklamak istedi. Zaten dün de beni eve o bıraktı. Şimdi de kapıya kadar gelmiş konuşalım diyor.
-Hmm, kız bana bak. Bu konuşma işin bahanesi olmasın sakın? Ona iyi gelmiş olmalısın.
-Ben de onu anlamıyorum ya. Nasıl?
-Bugün öğrenirsin işte. Hadi gel de hazırlan.
Șirin dolaptan krem rengi bir bluz ve yeşil bir pantolon çıkartıp elime tutușturdu. Giyindiğimde de hemen masaya oturtup, saçımı yapmaya başladı. Bir süre taradı ve bir kaç tutamı yanlardan sarkıttıktan sonra kalanını toplayıp at kuyruğu yaptı ve bluzumla aynı renk olan tacı taktı.
Hazırlığım bittiğinde, aceleyle Șirin'e el sallayıp, ses çıkarmadan evden çıktım. Yağız hâlâ beni bekliyordu. Gülümseyerek yanına gittim.
-Kusura bakma, beklettim seni.
-Sorun yok, Firuze. Ayrıca çok şık görünüyorsun. Yeşil sana yakışmış.
-Teșekkür ederim.
Aracına bindim ve birlikte sahildeki güzel bir lokantaya gittik. Siparișlerimizi beklerken, Yağız damdan yuvarlanır gibi konuya girdi.
-Firuze, ben hastanede olanlardan sonra bir karar aldım.
-Ne gibi?
-Psikolojik destek almayı düşünüyorum.
-Bu çok iyi ve doğru bir karar, sonuna kadar arkandayım. Peki ya annen? O da bu destekten faydalanacak mı? Sonuçta o da çok ağır şeyler yaşadı.
-Zaten bu kararı annemle birlikte aldım. O kendine geldiğinde konuştuk. Hastanenin uzman psikoloğu ile de görüştüm. İkimiz de destek alacağız.
-Bunu duyduğuma gerçekten çok sevindim, Yağız.
-Desteğin için çok teşekkür ederim, Firuze. Bu benim için çok önemli.
Bir süre ikimiz de tek kelime etmedik. Yağız'ın bakışlarında bir farklılık vardı sanki. Bir şey demek istiyormuş da önünde bir engel varmış gibi.
-Firuze, eğer başka şartlar altında tanışmış olsaydık... Ben böyle dengesiz biri olmasaydım...
Konunun mereye gideceğini anlamıştım nihayet. Șirin haklı çıkmıştı. Yağız bana karşı bir şeyler hissediyordu. Yine de sormaktan zarar gelmezdi.
-Yağız, ne demek istiyorsun?
-Demek istiyorum ki, eğer ben böyle dengesiz bir adam olmasaydım, belki de seninle bir şansımız olabilirdi.
-Şimdi bir şansımız olamayacağını kim söyledi?
Bunu dedim çünkü ona bir şans vermek istemiştim. Yağız farklı geliyordu bana. Bir hata yapmıştı evet, bunun da farkındaydı. Bunu düzeltmek için çabalamaya hazırdı. Bu cevabım üzerine çocuksu, şaşkınlıkla karışık masum bir gülüş bahșetti bana.
-B... Ben doğru mu anladım? Yani sen bize bir şans vermek mi istiyorsun?
-Evet.
Sevinçle masadan kalkıp bana sıkıca sarıldı. Etrafımızdan alkış sesleri yükselirken, ben sadece bu anın tadını çıkarıyordum.