Adımları daha da hızlandırdı. Artık koşar adımlarla ilerliyordu,neredeyse koşuyordu. Kafasında binlerce kişi konuşuyor, nefesini kontrol etmekte zorlanıyor ama bir şekilde kendini Ellis'in odasına gitmek için zorluyordu. Attığı her adımda zemin ayaklarının altında kayıyordu. Gözleri kararıyor, atakları onu yere seriyordu. Bacaklarının bağının çözüldüğünü hissetti. Yavaş yavaş kontrolü kaybediyor, karşı koyamıyordu. İçinde büyüyen karanlığın ve paniğin onu ele geçirdiğini hissediyordu. Sonunda yere yığılmıştı, soğuk zeminin üzerinde boylu boyunca uzanmış yalnızca nefes alıp veren bir et parçasıydı. Yenik düşmüştü, kendine tekrardan yenik düşmüştü... Yine oluyordu işte, hayatının her yerini düğümlemişti. Halbuki bunu kontrol edebilseydi şu an bu soğuk zeminde boylu boyunca uzanıyor olmazdı ama yapamıyordu işte, kontrol edemiyordu. Bedeninde sanki bu zaman boşluğunda kaybolmuş herkes yer bulmuş, onun boş zihnini doldurmak için doluşmuştu. Artık kendini duyamıyordu, yalnızca kulaklarında ki uğuldamayı duyuyordu ve onu hissediyordu. Derinlerde, ruhunun ve kalbinin derinlerinde... Bir yerlerde bir şeyler ters gidiyordu ama bunun ne olduğunu bilmiyordu. Bunun cevabını ne kendisi bulabilmişti nede gittiği terapilerde bulabilmişti. Sadece vardı, var olduğunu biliyordu... Baki olanda buydu, kendisi var oldukça oda var oluyordu. Onunla beraber nefes alıyor, onunla beraber uyuyor, onunla beraber heryere gidiyor kısacası herşeyi onunla beraber yapıyordu. Başlangıçtan itibaren onunla beraberdi, bu doğuştan gelen bir hastalıktı. Bu eğitimlere girdiğine bile şaşırıyordu, sırf rahatsızlığı yüzünden herkesten daha çok çabalamıştı,en sonunda da başarmıştı. Ama aşık olacağını hiç düşünmemişti?
Bu saf duygu onu öyle bir etkisi altına almıştı ki, ruhu tazelenmiş hatta panik atakları onu daha az rahatsız eder olmuştu. Ateşle oynuyordu, zaten panik atakları yüzünden kadroya zar zor girmişti bide üstüne üstlük Ellis ile ilişkisinin olduğu öğrenilirse artık elinden hiçbirşey gelmezdi. Kalbine engel de olamıyordu, Ellis öyle tatlıydı ki sanki her sözü balla kaplı gibiydi. Böyle birşeyi düşündüğü için bile kendinden utanıyordu. Yerde öylece uzanırken zaman kavramını yitirmiş gibiydi. Şimdi birşey de düşünmüyor vücudunun soğuk zemini yavaş yavaş ısıtmasını bekliyordu. Öyle oluyordu da, uzandığı yer sıcacık olmuştu. Kendini Ellis'in yanında hayal etti. Onun odasında, ellerini beline dolayıp uyumak isterdi. Kalp atışlarını hissetmek, panik ataklarını ve bunların hepsinini bir geceliğine unutmak isterdi. Kalbindeki tüm o mutsuz duyguları onun aşkıyla doldurmak isterdi. Ellerini kurak bir vadide gezdirir gibi omuzlarında dolaştırmak, köprücük kemiklerini atlayıp boynuna gelmek istiyordu. Parmaklarını sıcak teninde ince ince dolaştırmak istiyor, narin boynuna gelinceye kadar durmak istemiyordu. Nasıl şu an cehennemi burasıysa cenneti de birkaç adım ötedeydi. Birkaç adım kilometrelere bedeldi onun için. Yalnızca hayalinde canlandırdığı Ellis şu an yanında uzanıyordu ama kolunu kaldıracak hali yoktu. Kendini biraz daha iyi hissetmeye başlar başlamaz toparlanacaktı,iyi hissetmeye başlar başlamaz...
&</p>
Ellis odanın ses geçirgenliğini ayarlamıştı, bu akşam güzel bir uyku uyumayı planlıyordu. Kıyafetlerini çıkardı ve odasındaki küçük lavaboya doğru yürüdü. Onunda aklı en az Siya'nınki kadar karmaşıktı. Panik atak geçiriyor olmasada, onu da bu stres mahvediyordu. Siya'nın endişelerine sonuna kadar hak veriyordu. Haklı olduğunuda biliyordu ama elinden birşey gelmiyordu. Ağzından farklı kelimeler dökülürken, kalbi hiçte öyle hissetmiyordu. Siya'ya imreniyordu; endişelerini ne kadar da rahat bir şekilde söyleyebiliyordu, onlar hep bu kadar dile gelen şeyler miydi? Kendisi hiçbir zaman öyle olamamamıştı, hep içinde tuttuğu endişeleri ve kırıklıkları vardı. Bunları asla dışarıya belli etmezdi, bunu daha küçükken yapmayı bırakmıştı.
Küçükken tüm zayıflıklarını örtmenin iyi bir şey olduğunu zannederdi, hala da öyle düşünüyordu. Sanki herkesin endişeleri gayet normalmiş ama aynı endişeler onun bünyesinde barınamazmış gibi. Okula başladığı zamanlarda bu arkadaş çevresi edinmesini çok kolaylaştırmıştı, etrafında sürekli birileri oluyordu. Bu neşeli havası insanları kendine çekiyor, onlara kısa vaadeli bir rahatlama sağlıyordu. Kendiside bundan hoşlanıyordu. Bir yandan da merak ediyordu, bu karakterinde olan birşey miydi yoksa başka bir sebebi mi vardı? En çok da bunların arasında kalmak onun canını gerçekten sıkıyordu. Su damlaları yüzüne hucüm edip, günün yorgunluğunu üzerinden alıyordu. Ama kalbindeki yorgunluğu kimse yerinden söküp alamıyordu maalesef. Bir an bunlardan sıkıldı, suyun sıcaklığını daha da soğuk olacak şekilde sürekli derecesini arttırıyordu. İçi yeteri kadar üşüyordu zaten, teninin ılık yada soğuk olmasının bir önemi yoktu. Buz gibi suyun saçlarından kafa derisine hücum ettiğini hissediyordu. Sanki damarlarının arasında yayılıyor, vücudunun her zerresine serinlik getiriyordu. Onun tüm kırgınlıklarını, üzüntülerini, kalbindeki tüm derin yaraları temizliyordu. Omuzlarına kadar geldiğinde sanki omuzlarındaki yükü de beraberinde alıp götürmüştü. İçine bir ferahlık veriyor, bunca yıldır mücadele ettiği şeyleri sanki su alıp götürüyordu. Kaburgalarından omuriliğine kadar geziniyor, tüm kızgınlıklarını bir yerde toplamaya çalışıyordu. Karnından bacaklarına doğru ince ince akarken kendinde yeniden bir canlılık hissetti. Çoktandır muhtaç olduğu bir cesaret vardı içinde. Ayaklarının altında küçük bir havuz oluşmuştu, damarları seyrekleşmişti, gözlerinin içi sudaki kireçten dolayı acıyordu ama burası birkaç saniyeliğine de olsa buzdan bir vadi gibiydi. Tepeden tırnağa donuyordu. Ona garip bir haz veriyordu ama bu kadar soğuk olmasına karşı onu rahatsız etmiyordu. Duşakabinin kapısını açtı ve buğulanmış aynadaki görüntüsünü görmek için başını uzattı. Saçları omuzlarına doğru dökülüyordu. Duşakabinden çıkmak için adım atarken serin bir rüzgar esiyordu ama onu hissetmiyordu bile. Dudakları mosmor olmuştu, ellerini kuruyan dudaklarında gezdirdi. Soğuk duş onlara nem kazandırmıştı. Dudaklarındaki soğuk renk gözlerindeki aynı soğuk bakışla uyuşuyor, onu Antartika'daki bir aynadan izliyordu. Kıyafetlerini giyinip yatağa uzandı, boylu boyunca yatağı kaplıyordu. Serin vücudu temiz çarçaflarda boylu boyunca uzanıyordu. O an, o kadar rahattı ki sanki bulutların üzerinde gibiydi. Bu rahatlığa alışmak ona haksızlık gibi geliyordu. Sürekli diken üzerinde hissetmek vücudunda kafein etkisi oluşturuyordu. Uyumak istemedi, halbuki temiz çarçaflar o kadar rahattı ki, birde duş almıştı, uyumak yerine bu rahatlık hissini devam ettirmek istiyordu. Teninin değdiği çarşafı ısıtacağına soğuttuğunu hissediyordu. Yarın eğitimlere başlayacaklardı, bir ay sürecekti ve hızlandırılmış bir eğitim olacaktı. Bunun zor bir süreç olacağı ta başından belliydi ama onun ve siya için biraz daha zorlayıcı olacaktı. İlişkileri çok güzel gidiyordu ama , bir cümlede "ama"kullanıldığı zaman ilk cümle geçerliliğini kaybeder,bir yere varmıyordu. Üstünü kapatmaya çalıştığı çatlaklar gün geçtikçe büyüyordu. Birbirlerine tutunuyorlardı ama bu nereye kadar sürecekti? Sanki hayatlarındaki problemlerden kaçmak için birbirlerini bulmuşlar gibiydi, sevmek için değil? Onunda sorunları vardı ama üzerini örtmekten başka bir şey yapmıyordu onlar için. Onları derinlere gömüyor, yalnızca bugünü atlatmaya odaklanıyordu. Bunu da bir yere kadar taşıyabilirdi ve artık taşıyamayacak kadar yorulduğu zaman ilişkileride bununla beraber bitecekti, hissediyordu. Kendini sürekli iyi bir modun içine sokmaya çalışıyordu çünkü bu Ellis'i, Ellis yapan şeydi. Ellis gitseydi ne olurdu peki? Ya bu hayatta Elis dışında biri olabilseydi? Ne kadar da güzel olurdu! Bunu bir süreliğine erteleyecekti, önünde uzun ve yorucu bir süreç vardı. Erteliyordu çünkü korkuyordu. Kaçmak istiyordu ama nereye?
Kendinden kaçıp nereye saklanacaktı ki, bir başkasının hayatına mı? Kendi kendisine uykusunu kaçırmıştı işte! Şimdi mutfağa gidip kendine bir kahve almak için sakınca görmüyordu. Buzdaği gibi kaskatı bedenini sanki kök saldığı yatağından zar zor kaldırdı. Önce ayaklarını zeminde değdirdi sonra da ayağa kalktı, kapıya doğru adımladı ve kapıyı sessizce açmaya gayret gösterdi. İnsanların uyuyor olduğunu düşünüyordu ama yanılıyordu çünkü bu gece herkes kendisi dışındakilerin derin uykuda olduğu gibi bir inanca kapılmıştı. Koridora çıkması ile gözlerinin yüzseksen derece açılması bir oldu. Siya yerde boylu boyunca uzanmış, terler içinde kalmıştı. Gözleriyle gördüğünü aklıyla idrak edemiyordu bir türlü. Niye yerdeydi? Panik atakları tekrar mı başlamıştı? Öyle bir hışımla yanına gitti, Siya'yı sarsmaya başladı. Herkesin kapısı kapalıydı, kimse birşey duymuyordu. Paniğe kapılmıştı, uzun zamandır panik atak geçirmiyordunşimdi ne olmuştuda tekrar baş göstermişti. Kan ter içinde kalmıştı Siya, onu yerden kaldırmaya çalıştı ama çok ağır geliyordu. Bir elini omzuna attı ve ilerlemeye çalıştı. Onu hiç bu denli kötü görmemişti, kim bilir ne oldu da bu gale geldi diye düşünüyordu. İçini panik kaplıyor hatta içinden taşıyordu. Gözleri dolu doluydu, kırpsa ağlayacaktı. Onu bu halde görmeye kalbi dayanmıyor, küçük bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordu. İradesi ona sahip çıkıyor, bunun bir panik atak olduğunu birazdan kendine geleceğini ona sürekli hatırlatıyordu. Hatırlatıyordu ama nafile, o tüm endişelerini gözyaşlarıyla atıyordu. Siya' nın kolunu kendi omzuna attı ve onu yerden kaldırdı. Üzerini aramaya başladı, ilaclarını arıyordu. Pantalonunun ilk ön ceplerini kurcaladı sonra arka ceplerini en sonda hırkasının ceplerini, ama üzerinde değildi. Siya'yı lduğu yerde bırakıp, odasına koştu. Odadan içeri girdiği an gözüne çarpan ilk şey komidindi. İlaçlar da üzerinde duruyordu. İçinden dua ediyor, şimdi de ilaçları yutması için su arıyordu. Siya'nın yanına geri döndüğünde onu biraz ayılmış buldu. O kadar sevindi ki, bir anda yüzünde yine çiçek bahçelerinin neşesi vardı. Ona suyunu ve ilaçlarını verdi. Gözlerinin içine bakıyor,birşey söylemesini bekliyordu. Herhangi birşey, gecenin bir yarısı 'Günaydın ' bile dese yeterliydi onun için. Şimdi duştaykenki ruh halinden çok farklı bir ruh haline bürünmüştü. Siya konuşmaya hazırlanırken oda pürdikkat onu dinlemeye hazırlanıyordu.
Siya yeni yeni kendine geliyordu; söyliyeceklerini toparlamaya çalışıyor, nereden başlaması gerektiğini bilemiyordu. Ağzında birkaç kelime geveliyor ama bir türlü toparlayamıyordu.
Aradan on dakika geçmeye kalmasın artık herşeyi kafasında toparlamıştı. Ellis'in gözlerinin içine bakıyordu,derin bir nefes aldı. Herşeyi anlatmaya başlayacaktı işte, aklına ne geliyorsa onu söyledi. Birde cümleye nereden başlayacağım diye düşünmek istemiyordu. Zaten bu gece yeteri kadar gerilmişti.
-Ellis, bilmediklerini söylemiştin ya? Biliyorlarmış... Bizim fotoğraflarımızı çekmişler, bölüm başkanına götürecekler. Uykum kaçınca bende mutfağa indim, bir şeyler yerim, kahve yaparım diye düşündüm. Ben mutfaktayken koridordan geçiyorlardı, aslında onları dinlemiyordum ama nedense beni görmesinler diye içeri çektim kendimi. Sonrasında kulaklarıma inanamadım. Bizim hakkımızda konuşuyorlardı, bizi nasıl projeden saf dışı bırakacaklarını biliyorlar. Sonrasında nasıl rahat edeceklerini söyleyip gülüşüyorlardı. Ellis ben, sana heber vermek istedim ama...Ama'sı yok işte, çıkıp gelmeseydin kim bilir daha ne zamana kadar yerde öylece uzanıyor olacaktım.
-Fotoğrafların şu an nerde olduğunu da duyabildin mi?
-Proje odasına gittiler, yani oraya gitmek istediklerini söylediler ama ondan önce başka bir yere de gitmiş olabilirler.
-O zaman ilk önce proje odasına gidelim mutlaka bir dosyanın içinde yada başka bir yerde olmalı. Ellerinde baskı fotoğraflarla gezecek halleri yok, kaçıncı yüzyıldayız Allah aşkına?
-Giriş kartını almalıyız, sahi giriş bizim kartlarımız orayı açmaz mı?
-Açmalı, unuttun mu bizde artık kıdemli sayılırız.Kendini daha iyi hissediyorsan hemen gidip şu fotoğrafları ortadan kaldıralım.
-Seslerinden kim olduklarını tanıyabilirim ama ilk önce onları görmem gerek. Daha ekipler yeni kuruldu kimse birbirini tanımıyor. Bizim dışımızda tabi, bence o iki tilki de birbirini tanıyor .
-Bizi nerden tanıyorlardır dersin?
-işte onu hiç bilmiyorum.
Bir yandan kazanları kaynatırken bir yandan kartlarını almış proje odasına yürüyorlardı. Sanki son bir saat hiç hayatlarında var olmamış gibi kıkırdıyorlardı. Sanki biri hiç panik atak geçirmemiş, diğeride ergenlik çağındaki çocuklar gibi hayatı sorgulamamıştı. Böyleydi işte hayat tam olarak böyleydi, bir yanında soğuk rüzgarlar eserken, diğer yanında küçük bir çocuk kum havuzunda tüm masumiyetiyle eğleniyordu. Arşın arşın, koşarcasına ama tabikide oldukça sessizdiler, aldıkları eğitim bunu gerektiriyordu, kapının karşısında iki direk gibi dikiliyorlardı ve gözlerini bile kırpmadılar. Kapının üzerinde oraya öylesine konmuş olan bir anahtar deliği vardı. Anahtar deliği varsa bu deliğin bir anahatarı da olmalıydı. Bir anahtar vardı ama nerde arayacaklardı? Belki de aramalarına gerek kalmazdı? İkisi bu kapıyı açamıyorsa, başkalarıda açamaz demekti bu. Bir şekilde odanın içine girmeleri lazımdı. Proje odası buradaki en korunaklı odalardan biriydi, belki de fotoğraflar burda değildi? Ama içlerini kemiren merak onları bazı kuralları çiğnemeye itiyordu. Elleri boş dönmek bu projeden sürülmekle aynı şeydi. Ya şimdi bazı kuralları ihmal edeceklerdi yada odalarına çekilip şafakla gelicek fırtınayı bekleyeceklerdi. İkiside oturup bekleyemecekti arkalarından kazılan kuyuya yürüyüp düşmeye niyetli değillerdi.
İkisinin de gözünde farklı bir alev yanıyordu şimdi,ne olursa olsun geri dönmeyeceklerdi.