Geçmiş bölümden kısa bir kesit;
Deniz’i, Barış’la beraber yolladıktan sonra Aras’la beraber aynı anda Çığlık kostümü giyen soytarıya saldırmaya başladık. 5-10 dakika boyunca yumruk, tekme yediğinde ayağa kalkacak hali kalmamıştı. O sırada maskenin hemen altında sarkan zinciri görmemle maskeyi hızlıca tutup fırlattığım gibi karşımdaki surata kum torbası gibi sertçe yumruğu geçirmem bir oldu.
Teoman’dan;
Maskenin altında bir robot vardı, insan vücuduna benzer vücudu vardı. Maskeyi çıkardıktan sonra bunları yapan kişinin kim olduğunu bilememek beni delirtmişti, bu yüzden de sertçe bir yumruk geçirmiştim.
Dersleri pek okulda dinlemesem bile robotlar hakkında bilgim vardı ve kim olduğunu bilmesem bile aklıma birkaç kişi geliyordu. Robota attığım yumruk, robota zarar veremez bile kafasının belirli bir bölümünü kaplayan metalimsi bir yapı kırılıp yere düşünce onunla beraber bir flash diskte yere düşmüştü.
Aras eğilip flash diski aldığında bende elimdeki robotu yere bırakıp ayağa kalktım. Elimi kanlar kaplamıştı robota yumruk attığım için ama umrumda bile değildi.
“Bu flashın içinde ne varsa öğrenmeliyiz." diyerek gömleğimi çıkarıp elime sardım.
“Biliyorum ama kendi başımıza bunu öğrenmemiz tehlikeli olur." dediğinde güldüm.
“Kendi başımıza öğrenmemizin tehlikeli olduğu bir çok konuları kendi başımıza hallettik. Sanki kardeşini kendi başına aramıyormuş gibi konuşuyorsun." dediğim de kasıldı ve kaşlarını çattı.
“O başka, bu başka. Başımıza bela olursa ne olacak?" dediğinde alayla kaşlarımı çattım.
“Ne oldu Aras, bebeğim. " dediğimde suratını tiksiniyormuşçasına buruşturdu.
" Gevşek gevşek konuşma lan, bize bela olsa neyse diyeceğim ama şu anda bile uğraştıkları ilk kişi Deniz oldu.” bu konuda haklıydı,çaktırmamaya çalışsam da bende Deniz için oldukça endişeliydim.
Aklıma onu Barış’ın kollarına bırakıp, yolladığım geldiğinde öfke ile nefes aldım. Acaba bıdık, Deniz kızımı koruyabilecek mi?
" Kızları yanımıza almamız gerekiyor o zaman.” dediğimde başını hayır anlamında sağa, sola doğru salladı. O esnada aklıma hâlâ bu lanet olasıca hastanede olduğumuz gelince konuşmasına müsaade etmeden devam ettim.
“Gitmeliyiz." dediğim zaman tek bir laf etmeyip arkamdan gelmeye başladı, çıkış kapısından çıkana kadar tetikte bekledik ikimizde.
Kapıdan dışarı çıktığımız zaman, aynı hızda hastane bahçesinden de çıktık. O sırada Aras ile aynı anda telefonumuza mesaj gelince adımlarımızı yavaşlatıp, bir kenara geçerek saklandık ve telefonumuzu açtık. Ona Leyla, bana da Deniz yazmıştı.
İkisi de iyi olduklarını yazmışlardı ama Deniz’in telefonu bendeydi, Leyla ise Ezgi ile Manifest konserine gitmişti.
" Leyla bana yazdı, iyilermiş.” Aras böyle dediğinde ona baktım.
" Bana da Deniz yazdı.” Dediğimde Aras kaşlarını çattı, ikimiz birlikte burada bir iş döndüğünü çoktan anlamıştık, böyle bir olaydan sonra ne Deniz kendisine gelip yazabilir, ne de Leyla manifest konserinde bize odaklanabilirdi.
Leyla, Manifest’in en büyük hayranlarından birisiydi bu yüzden bize yazmaya tenezzül bile etmezdi.
" Burada kalamayız.” Aras’ın cümlesiyle ,ona döndüm.
" Gidemeyiz de ama.” dediğim zaman ofladı. O sırada yanımızdan geçen bir araba ile oraya doğru baktım.
Araba oldukça lükstü ve karşıdaki kişinin kim olduğunu bilmemek salaklık olurdu. Hayatım boyunca hiç babalık yapmayan, babamdı.
Onu görmek istemiyordum ama şu anlık ona maruz kalmak gerekiyordu.
“Binin." dediğinde Aras konuşmaya başladı.
“Deniz ve Barış’a ulaşmalı- " Aras’ın sözünü kəsən babam oldu.
“Bizdeler." dediğinde kaşlarımı çattım ve artık burada olmanın bir aptallık olduğunu hatırlayıp arabanın kapısını açarak, arabaya bindim. Benim arkamdan Aras binip kapıyı kapatınca babam hızlıca arabayı sürmüştü.
Babamla beraber yolda giderken aslında bu olayı sadece bizim yaşamadığımızı, dünyanın dört bir yanında yaşandığını söyleyince daha da öfkelendim. O kadar kişi arasında Deniz kızıma mı, musallat olacakları tutmuştu.
Yaklaşık 6 ay önce birisi çığlık kostümünü çalmıştı, polisler hər yerde arasalar bile hiçbir yerde bulamadıkları gibi, aramaya çıkan polislerde dosya kapandıktan tam bir gün sonra 1 hafta boyunca kayıp olmuş, bulunduklarında da ölü olarka bulunmuşlardı.
Ölmekten korkmuyordum, korktuğum tek şey Deniz'in hayatıydı. Eve vardığımız zaman babam işinin olduğunu söyleyip gittiğinde ne kadar iş konusunda katı olduğunu bilsemde kaşlarım çatıldı. Kim seri katiller ortalıkta cirit atarken çalışmaya giderdi ki?
Eve vardığımız zaman aklıma bir şüphe düştü ve ceplerini kontrol edip flashı aramaya başladım. Tüm ceplerimi kontrol edip flashı bulamayınca Aras’a döndüm.
“Flash bellek’i sana mı verdim ben?" dediğimde Aras kaşlarını çattı.
“Hayır." dediğinde artık tehlikenin bu kadar yakınımızda olması ve bizim onu görememiş olmamız hem beni afallatı hemde sinirlendirdi.
Ben bunları düşünürken evin içinde gelen silah sesi ile hızlıca kapıyı açıp silah sesinin geldiği yere doğru Aras'la beraber koşmaya başladık.