İyi okumalar
Bölüm Açelya'nın ağzından
Dün gece o adamın attığı mesaj yüzünden aklımdan geçen onlarca düşünce vardı.
Normalde sakladığım bir şey değildi hafıza kaybı geçirdiğim, Hakan Özsoy da bunu pek tabii öğrenebilirdi ama bu konuda benimle ne konuşabilirdi ki?
Düşüncelerimle beraber hazırlanmaya başladım.
Altıma koyu mavi bir kot pantolon, üzerime de bordo bir kazak geçirip yanıma da küçük bir el çantası aldığımda artık Hakan Özsoy'un gönderdiği adrese yol almaya hazırdım.
Hiç bilmediğim bir adama bu denli güvenip de attığı konuma gitmemin akıl karı olmadığını biliyordum ama konuşacağı konu ilgimi çektiği için kârını da aklımı da umursamadan yola koyulmaya karar vermiştim.
Aynadan son bir kez kendime bakıp güzel olduğuma kanaat getirdiğimde evin kapısına ilerleyip kapıdan dışarı adımlamıştım.
Otoparka indiğimde arabama binmiş ve telefonumdan konumu açıp arabayı sürmeye başlamıştım.
Çok geçmeden attığı konuma geldiğimde konumun küçük bir kafeyi gösterdiğini gördüm, benim liseme oldukça yakın olan bir kafeyi.
Okuduğum liseyi dahi bilmesi beni korkuturken, belki de sadece kuruntu ettiğimi ve bunun bir tesadüf olduğunu düşünmeye çalışıyordum.
Sonuçta Hakan Bey bir şarkıcıydı ve işlek bir semtte bulunan kafelerden birini tercih etmezdi. Özellikle üzerinde bir dava varken bunu yapmak normal bir insanın, daha doğrusu ünlü normal bir insanın, yapacağı bir şey değildi.
Kafenin içerisine adımlayıp Hakan Bey'in gelip gelmediğine bakınmaya başladım.
Sonuçta bir saat belirlemediğimizi ve kafasına göre herhangi bir saatte geleceğini hatta belki de hiç gelmeyeceğini bilerek gözlerimi kafenin içerisinde gezdirmeye başladım.
Çok geçmeden gözlerim Hakan Bey'in gözleriyle buluştuğunda o bana ufak bir şekilde gülümsese de benim dudaklarımda en ufak bir kıpırtı olmamıştı.
Gerginlikle boğazımı temizleyip hemen sonrasında harekete geçmem gerektiğini fark ettiğimde hızla adımlayıp Hakan Bey'in karşısındaki sandalyeye oturdum ve istemesem bile sert çıkan sesimle "Geçmişim ve kaza hakkında ne konuşmak istiyorsunuz Hakan Bey?" Diye sordum.
O benim aksime biraz daha rahat olsa da onun da gerginliği gözlerinden okunuyordu. Hafif ama tedirgin çıkan sesiyle "Merhaba, Açelya." Diye girdi söze.
Tabii ben durur muyum? Yapıştırdım cevabı, "Açelya değil, Açelya Hanım."
Hakan Bey hiç şaşırmamış gibi aynı cümleyi benim söylediğim şekilde tekrar kurdu, "Öncelikle sakin olun, Açelya Hanım."
Kafamı onaylarcasına sallayıp sorumu yineledim "Beni buraya ne için çağırdınız?"
Hakan Bey gözlerinde oluşmaya başlayan sinirle gözlerini kapatıp açtı, tahminimce bunu sinirini yatıştırmak için yapmıştı.
Çenesi gözle görülür bir şekilde kasıldığında, "Bunu gerçekten soruyor musun?" Dedi sert bir sesle. Gözleri suretimin her miliminde gezinirken ağzını tekrardan açıp konuşmaya başladı, "Kim olduğumu nasıl hatırlamazsın?" Önceki cümlesine tezat olarak sesinin bulandığı hüzün beni bozguna uğratırken acımasızca "Sen kimsin?" Diye sormuştum.
Biraz bekledikten sonra "Müvekkilimden başka bir şey olduğunuzu göremiyorum Hakan Bey," Dedim yanlış bir şey söylemediğimi bilmeme rağmen saçma bir vicdan azabıyla.
"Açelya saçmalıyorsun, bunca yıllık hatrımı bir köşeye mi bırakacaksın?" Dediğinde hiçbir şey anlamıyordum.
Hakan Bey ile daha geçen gün ilk tanışmamızı gerçekleştirdiğimizi düşünüyordum. Daha önce karşılaşıp karşılaşmadığımızı kendimce düşündüm, hafızamın tamamının zihnimde olmadığını bilerek. Bir sonuca ulaşamadığımda Hakan Bey'in duyabileceği sorgular bir sesle "İyi de daha geçen gün tanıştık." Diye mırıldandım.
Hakan iyiden iyiye sinirlendiğini göstericesine hiddetle başladı cümlesine, "Bak," sesinin olması gerektiğinden yüksek çıktığını ve birkaç insanın kendisine baktığını fark ettiğinde sesini alçaltıp konuşmaya devam etti. "Bak Açelya, bana acı çektirmek hoşuna gidiyorsa anlarım, o hastaneye seni görmek için bir kez olsun gelmediğimi düşündüğün için bana böyle davranıyorsan anlarım. Ama yalvarırım bana böyle tanımıyormuş gibi rol yapma."
"Hakan Bey biz tanıştığımızda ben zaten iyileşmiştim ne anlattığınızı anlamıyorum." Dişlerimi sıkarak konuştuğumda kendimi çıldıracak gibi hissediyordum.
Masaya, dolaylı yoldan bana, yaklaştığında yüzlerimiz arasındaki mesafe kısalmıştı. Geçen gün aldığım koku tekrar burnuma dolarken derin bir nefes almamak için kendimi tutup söylediği şeylere odaklandım.
"Bana öldü dediler, Açelya." Zoraki bir sesle konuşurken dolan gözleri beni iyice dumura uğratmıştı. "Öldüğünü söylediler, yıllarca bir mezarda olduğunu düşündürttüler bana, sen nasıl hatırlamazsın benim tek bir gün unutmaya kıyamadığım seni?"
Sözleriyle dudaklarım şaşkınlıkla aralandığında Hakan oturduğu sandalyeye tekrar yaslanıp gözlerini kapattı.
Bir şeyler söylemem gerektiğini fark ettiğimde "Ben..." diye başladım cümleye. Konuşmamla aralanan ela gözleri suretimde gezinirken bir şeyler zihnimde netleşmeye başlamıştı. Hakan benim kaza geçirdiğimi biliyordu, ama hafıza kaybı geçirdiğimi bildiğini sanmıyordum. Bunun açıklamasını yapmak için dudaklarımı aralayacakken Hakan benden hızlı davranıp fevri bir tavırla konuşmaya başladı.
"Kim olduğumu mu merak ediyorsun? Sevgilimdin, Açelya. Bir yıl çıktık seninle, sonra kaza haberin geldi. Hastaneye gittik apar topar ama içeri girmeye cesaret edemedim. Hastane kapılarında uyudum günlerce. Bunu mu duymak istiyorsun?"
Konuşmasıyla gözlerim benden izinsiz bir şekilde açılmıştı. Bunu zaten az önceki konuşmalarından anlamıştım ama onun ağzından duymak sanki hiç ihtimal vermediğim bir düşünceymişcesine şaşırmama sebep olmuştu.
Birkaç saniye kendime toparlanmak için zaman verdikten sonra boğazımı temizleyip konuşmaya başladım "Ben... Kazadan sonra hafıza kaybı geçirdim." Biraz duraksayıp şok olmuş ifadesine bakarken gerçeği bilmeme rağmen "Bunu bilmiyor muydun?" Diye sormadan edemedim.
BÖLÜM SONU
Burada kestim özür dilerim ama diğer bölümle aralarında uzun bir zaman olmayacak, en azından 4 gün bekletmeyeceğim sizleri🫶🏻
Görüşürüz