İçeriğe geç

Yürek

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Yürek

Bölüm 4

0.4

Normalde bu bölüm bir sonraki bölümle birleşikti. Ama zaten bölüm sayısı az olacak en azından dışarıdan çok görünsün diye 4 ve 5 olarak ikiye ayırdim😔

İkiye ayırmakta vazgeçtim tek bölüm olarak bıraktım asklar haberiniz olsun🫶🏻🫶🏻

İyi okumalar

Hakan, Mert ile telefonda konuşurken bir yandan arabasına ulaşmak için otoparkın içerisinde yürüyordu. "Mert yüz yüze görüşeceğimiz yarım saat öncesinde mi haber verilir kardeşim?"

Mert tatlı çocuktu, ama bir kusuru vardı.. B12 ilaçlarını sürekli aksatırdı. Bu da dolaylı olarak Hakan için problem olurdu, evet çabuk hazırlanabilirdi ama öncesinde haberi olsun isterdi. Acele iş yapmayı da sevmezdi.

Mert'in hala onun yanında çalışmasının sebebi asıl menajerinin o olmamasıydı. Merih birkaç aylığına hastalanan dedesine bakmak için memleketine dönünce bu yeni yetme çocukla haşır neşir olmak durumunda kalmıştı.

Bu sırada arabasına ulaşan Hakan "Mert ben seni sonra ararım, şimdi arabaya biniyorum." Diye mırıldandıktan sonra, Mert'in bunu duyup duymadığından emin bile değildi ama umursamamıştı, telefonu kapatıp sağ koltuğa attı, on dakikalık mesafeyi yol almaya başladı.

Kısa mesafeli bir sürüşün sonunda daha adını bile bilmediği avukatının ofisinin önünde Mert'i beklemeye başladı. Sonuçta avukatı bulup görüşen oydu. Onunla beraber görüşmek de daha münasip olurdu.

Yaklaşık beş dakikalık bir bekleyişin ardından Mert'in arabası da sokağın başında belirince ilgilendiği telefonunu cebine atıp Mert'in arabasından inmesini bekledi.

Patron olan oydu, müvekkil olan da oydu ama geç kalan yine Mert'ti. Hakan, Mert'in ne kadar sorumluluk sahibi olmadığını düşünürken Mert yanına geldi ve "Girelim mi abi?" Diye sordu.Tabii içinden bu kadar konuşup da dışından Mert'i azarlamamak ona yakışmayacağı için ne kadar geç geldiği ve ne kadar sorumsuz olduğu hakkında ofisin olduğu kata çıkana kadar söylendi.

Sonunda ofis kapısının önünde durduklarında Mert'in eli kapıyı çalmak için kalkacakken Hakan bileğinden tutup "Oğlum bizi getirdin buraya kadar bari avukatın ismini de söyle." Dedi.

Mert hafifçe kaşlarını çatıp bileğini Hakan'ın elinden kurtardı "Abi söylerim de senin amacın farkl-" Hakan, Mert'in cümlesini bitirmesine izin vermeden ensesine ufak bir şamar atıp "Saçma sapan konuşma Mert. Söyle şu avukatın ismini de adam akıllı ne yapacağımızı konuşalım."

Mert bu sefer telefonunu cebinden çıkarıp avukat ile olan sohbetlerine girdi ve "Açelya'ymış abi kadının adı." dedikten sonra telefonunu aldığı yere yani cebine bıraktı.

Hakan'ın kaşları çatılırken ölmüş olduğunu bilmesine rağmen yine de umutlanmadan edemedi. Umutlanmaya başladığını hissedince kafasını iki yana sallayıp kendi kendine "Ben ne saçmalıyorum?" Diye sordu. Daha fazla uzatıp Mert'in sorgulamasına engel olmak için kapıyı çaldı ve beklemeye başladı.

Kapı çok geçmeden açıldı ve kapıda saçı geceden bile karanlık, gözleriyse berrak bir deniz kadar mavi olan bir kadın belirdi. Hakan konuşacak tek kelime bulamayarak kadına bakakalmıştı.

Kapıda gördüğü kadın ölen sevgilisinin tıpatıp aynısıydı. Hakan'ın bir şey söylemeyeceğini anlayan Mert boğazını temizleyerek kim olduklarını açıklamış ve kadının kapıyı biraz daha aralamasından mütevellit içeri girebilmişti. Hakan ise bu aralıkta kendini toparlayıp Mert gibi içeri adımlamıştı.

İçeri girdiğinde aldığı koku bile Hakan'ın boğazını düğümlemeye yeterken genç kadına bakacak cesareti kendinde bulamıyordu. Açelya ölmemiş miydi? Ölmemişse neden en yakın arkadaşı Merih ona öldüğünü söylemişti? Neden herkes onun ölümünü konuşmuştu? Hakan'ın aklından buna benzer onlarca soru geçerken bir yandan da Açelya'nın onları götürdüğü bir yere ilerliyordu. Sorduğu bunca soruya mantıklı cevap verebilecek tek kişi Açelya'yken geçmişte yaptığı gibi bu konuda tek kelime edemeyip korkaklık ediyordu.

Kendi kendine düşünürken bunun bir rüya olduğu kanısına varabilmişti yalnızca. Belki de Tanrı onu yıllar sonra tekrar görebilmesi için ona böyle bir rüya bahşetmişti, ya da kısaca kafayı sıyırmıştı. Açelya onları büyük bir masanın ve önünde iki arkasında bir olmak üzere üç sandalyenin bulunduğu klasik bir ofis odasına götürmüştü.

Onları masanın önündeki sandalyelere buyur ettikten sonra kendisi de her zaman çalıştığı sandalyeye oturdu ve çıkan haberlerin, müvekkilinin bilgilerinin ve detayların bulunduğu bir dosyayı eline alıp konuşmaya başladı. "Durum o kadar berbat görünmüyor, bu haberi ortaya yayan kişi belli olduğu için ve eleştiri üslubu kullanmadığı için şanslısınız. Bunlar davayı kazanma sürecimizi hızlandırır."

Genç kadın kaybetmekten söz bile etmiyordu çünkü ona göre gerçekler her zaman er ya da geç ortaya çıkardı ve bu olayın gerçeğinden de haberdardı, bu yüzden kendinden emin bir şekilde dosyanın kendi lehlerine kapanacağına yönelik bir şekilde konuşuyordu.

Hakan'ın garipliği gözüne çarptığında kendini tutamayıp tekrar konuşmaya başladı,"Hakan Bey, görüyorum ki bu olay sizi gerçekten etkilemiş fakat endişe etmenizi gerektirecek bir mesele yok, dosyanın lehimize sonuçlanacağından emin olabilirsiniz."

Hakan dikkatini zor da olsa konuşan Açelya'ya çektiğinde "Hayır, sadece kafam bu sıralar biraz dolu. Yoksa bu olayı lehimize çözeceğinizden yana bir şüphem yok." Dedi. Mert ise olayın ne olduğunu çözememesine rağmen Hakan'da bir değişiklik olduğunu fark etmişti tabii ki. Biraz unutkan biraz da saf bir çocuk olsa da böyle konularda zeki ve ciddi bir kişilik takınıyordu.

Hakan zor da olsa üzerinden bu afallamayı atabildiğinde gerçekten o kadının onun Açelya'sıolup olmadığını sorguluyordu. Eğer gerçekten bu kadın Açelya Sönmez olan Açelya'ysa Merih'ten büyük bir hesap sorması gerekiyordu. Ayrıca Açelya ile de bu konu hakkında konuşması gerekiyordu, sonuçta korkunun ecele bir faydası yoktu.

Fakat Açelya kendisini hiç de tanımış gibi görünmüyordu, acaba benzetiyor muyum? Diye düşündü Hakan ama bu düşünceyi kafasından hemen def etti. Tanırdı onu, kokusundan, sesinden, yüzünden. Oydu işte, nasıl olduğunu bilmiyordu ama o olduğunu biliyordu.Genç kadın ise Hakan'ı tanımadığını belli edercesine adamın gözlerine bakarak konuşabiliyordu.

Açelya konu üzerine açıklama yapıp nasıl bir yol üzerinden ilerleyeceklerine kadar her detaydan bahsettiğinde neredeyse iki saat geçmişti. Hakan ve Mert oturdukları yerden ayaklandıklarında Açelya da ayaklanmış ve onları kapıya kadar geçirmişti. Mert'in elini hafifçe sıkıp "Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum. Bu davanın en hızlı şekilde sonuçlanacağından emin olabilirsiniz." Dedi yüzündeki tatlı gülümsemeyle.

Elini Mert'in elinden çekip aynı şekilde Hakan'a uzattı. Hakan titrememesine özen gösterdiği elini Açelya'ya doğru uzatıp elini sıktı. Kafası yerinde olmadığındandır belki, belki bilinçaltında yapmak istediği bir harekettir ya da en basitinden arkadaşlarıyla selamlaşırken yaptığındandır genç kızın elini bırakıp çekilmek yerine genç kızı kendisine doğru bir adım çekmiş ve aralarındaki iki adımlık mesafeyi tek adıma indirmişti.

Hakan utançla gözlerini kapatmışken Açelya anın şaşkınlığının yanında aynı odada iki saat bulunmalarına rağmen burnuna gelmeyen deniz kokusuyla zihninde bir şeylerin değiştiğini hissetmeye başladı. Genç kızın kafasında belirip giden bir görüntü başına çarpan katlanılmaz acıyı körüklerken zar zor geri çekildi ve Hakan'ın yüzüne baktı.

Hakan utançtan kapatmış olduğu gözlerini açıp boş boş Açelya'nın yüzüne baktı ve bir özür dilemesi gerektiğine karar verdi. "Özür dilerim ben öyle herkese yapınca..." diye devam edecekken Açelya da aynı şaşkınlığı yaşadığından sorun olmadığını söyleyen birkaç kelime gevelemişti.

Bu sırada yanında bir çekirdeği eksik olan ve yaşananları film gibi izleyen Mert anın bozulmasıyla artık gitmeleri gerektiğine kanaat getirip boğazını temizlemiş ve diğerlerine varlığını hatırlatmıştı.

Açelya da Hakan da andan hemen çıkıp gözlerini birbirlerinden ayırdıklarında Mert son kez "Görüşürüz Açelya Hanım." Demiş ve kapıdan önce Hakan'ı ittirip sonra da kendisi çıkmıştı.Kapıdan çıktıklarında hala yaşananları anlamlandıramayan Hakan kafası dağınık bir şekilde merdivenlere doğru yürümeye başlamıştı.

"Abi burası dokuzuncu kat, gerçekten merdivenle inmek istediğine emin misin?" Diye sordu Mert alaylı bir sesle. Aralarında yaşanması tahmin edilen her şey bu süreçte Mert'i çok keyiflendirecek gibi görünüyordu."İşime karışma Mert." Dedi ama haklı olduğunu biliyordu ve bunu kanıtlarcasına merdivenin olduğu yerden dönüp asansöre ilerlemeye başladı.Mert de artık azar kotasını doldurduğu için Hakan'a bulaşmamayı seçti. "Mert sen bana avukatın numarasını atar mısın?"

"Atarım tabii abi." Dedi Mert asansörün tuşuna basarken. Asansörü beklerken Açelya'nın onu nasıl tanımadığını anlamaya çalışıyordu Hakan. Hastaneye gelmediği için ona sinirlenmiş olabilir miydi? Veya mezarına gelmediğinden?

Kendisine sorduğu son soruda adeta beyninde bir şimşek çaktı genç adamın. Eğer Açelya gerçekten yaşıyorsa bir mezarı da olamazdı. Mezar konusunu Merih'e açıp onu bu bahaneyle köşeye sıkıştırmakta karar kıldı. O bunları düşünürken asansör gelmiş ve gelen asansöre ilk kendisi olmak üzere binmişti. Aşağı inerken Mert'ten Açelya'nın numarasını almış ve yazmayı kafasına koymuştu. Bir kere onu kaybetmek yetmişti genç adama. Artık vazgeçmeyecekti.

Bölüm sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.