Merhabalar, bu platformda ilk defa yazıyorum. Daha önce başka bir platformda yayımlamış ve tamamlamış ama maalesef acemi bir kurgu olduğu için yayımdan kaldırmış olduğum sadece bir kurgum var. Bu yüzden beklentinizi o kadar yüksek tutmanız gerekmediğini belirterek sizi bölüme uğurluyorumm
İyi okumalar..
(Yazar notu; Bu bölüm biraz boğucu gelebilir fakat kitabın ana hattında böyle bir durum yok. Sadece olayları anlamanız için gerekliydi.💋)
Hakan okulunda kullandığı müzik odasının kapısını açıp nefes nefese içeri girdi. Açelya'yla vakit geçirmekten provasına geç kalmıştı. Arkadaşlarının kendisinden bir açıklama beklediğini bakışlarından anlarken kuru bir özür ve saçma bir bahaneyle mikrofonunun başına geçti. Arkadaşları çoktan müzik aletlerinin başına geçmişti. Bu şarkıyı ne zaman duysa aklına Açelya gelirdi.
Açelya onun biricik sevgilisiydi. Daha on sekizine adım atmamış olan gençlerin aralarında büyüyen aşk onları bile şaşırtacak derecede büyüktü.
Hoş melodi Hakan'ın kulağına dolduğunda giriş yapacağı yeri beklemeye başladı.Derin bir nefes alıp sevdiği kızı düşünerek söylemeye başladı genç adam şarkısını.
'Varamadım, doyamadım, kokusuna tadına,
Adım adım, kovaladım, bulamadım izini,
Salınarak, gezinerek, beni deli ediyor
Ölene dek mezara dek
yüreğimi yakıyor aman Allah
Ölene dek, mezara dek,
yüreğim yanıyor'
İlk part bittiğinde melodinin araya girmesine izin verdi Hakan. İkinci partın girişine saniyeler kala gürültüyle açılan kapı hem Hakan'ın hem diğer üyelerin dikkatini dağıtırken içeri nefes nefese bir öğrenci adımladı.
Kesik nefesleri odanın içinde yankılanan tek ses olurken Hakan öğrenciye bir adım yaklaşıp bakışlarını dikkatle üzerinde gezdirdi."Neler oluyor?" Diye sordu genç adam ufak bir mırıldanmayla.
Çünkü bu kendi aralarında olan küçük grubun halihazırda saatleri belirli olan prova zamanlarında odaya hiçbir öğrenci girmez ve onları rahatsız etmezdi. Küçük bir kampüs olduğundan öğrencilerine değer veren bir okuldu Hakan'ın okulu da.
Öğrenci biraz daha hızlıca nefes almaya devam ettikten sonra Açelya adı dökülmüştü dudaklarından. Adını söylerken hüzünlü çıkan sesi Hakan'ı endişelendirmeye başlarken Hakan "Ne oldu Açelya'ya?" Diye sordu öğrenciye.
"Araba çarpmış."
Hakan'ın kulakları uğuldamaya, gözleri dolmaya başlarken ölüp ölmediğini bile soramamıştı. Çünkü konuşamıyor, tepki veremiyor ve en önemlisi kalbinin acısını dindiremiyordu. Dokunmaya kıyamadığı biricik sevgilisine araba çarptığı ve ölmüş olabileceği gerçeğini zihninde canlandırmak bile Hakan'ın hüznünü katlayıp dizleri üzerinde yere çökmesine neden olmuştu.
Daha, on beş dakika öncesine kadar iptal olan dersi sayesinde eve erken gideceği için mutluluktan havalara uçan genç kızın yanaklarına kondurduğu öpücüklerin hissi Hakan'ın dudaklarından gitmemişken böyle bir haber isteyeceği son şey bile olamazdı sonuçta.
Hakan'ın sormaya cesaret edemediği soru, arkadaşı Merih'in ağzından dökülmüştü; "Ölmüş mü?"
"Hastaneye yeni kaldırılmış diye duydum, Hakan sevgilisi olduğu için buraya gelip haber vermek istedim. Hangi hastaneye kaldırıldığını bilmiyorum ama eğer hocalardan birine sorarsanız öğrenebilirsiniz diye düşünüyorum."
Bundan sonrası Hakan için bir felaketti. Arkadaşı Merih ile birlikte hastaneye gidip Açelya'nın durumunu sordukları an ise resmen bir kıyamet.
"Açelya Sönmez'in yoğun bakımda olduğu sisteme kaydedilmiş fakat hasta gizliliği yüzünden daha fazla bilgi veremeyiz maalesef."
Hakan, Merih'e bakıp sertçe yutkunurken aklından geçen düşüncelerin haddi hesabı yoktu. Yaşayamadıkları anlar, gidemedikleri yerler, geçiremedikleri zamanlar, hepsi Hakan'ın keşkesi olarak kalacaktı. O an dayanamayacağını anladı genç adam. Açelya'nın son anının zihnindeki gülen görüntüsü olmasını istedi. Açelya'nın ona ihtiyacı vardı belki ama Hakan'da bu sefer yardım edebilecek güç yoktu.
Açelya'nın durumunu sordukları hemşirenin yanından ayrıldıktan sonra Hakan sertçe boğazını temizledi ve kısık bir sesle konuşmaya başladı, "Merih, eğer ona bir şey olursa toparlanamam" konuşurken gözünden düşen bir damla yaşı silip konuşmaya devam etti. "Burada kalamam, biliyorum bana ihtiyacı var ama... Bendeki son anısı gülerken olsun istiyorum." Sona doğru kısıklaşan sesi üstüne titremeye başlayınca iyice anlaşılamaz bir cümle kurmuştu.
Hakan o gün oradan kendini nasıl attığını ve eve gittiğini hatırlamıyordu. Üniversite sınavı olmasına rağmen yüzüne bakmadığı okulu, kendisiyle konuşmaya çalışmalarına rağmen umursamadığı ailesi, hiçbiri Hakan'ın yanan ateşini söndürmeye yetmedi.
Her gün hastaneye gidiyor, bir banka oturuyor fakat Açelya'nın durumunu sormaya cesaret edemiyordu.Üniversite sınavı yaklaştığında ailesinin itip kakmaları sonucu sadece tek bir gün okula gitti Hakan, o gün herkesin Açelya'nın ölümünü konuşması Hakan'ı beyninden vurulmuşa döndürdü. Açelya hakkında ileri geri konuşan birini dövdü, bu konuda konuştuğunu duyduğu herkese bağırıp çağırdı. Daha gün bitmeden ise öğretmenlerin ailesini araması üzerine eve döndü.
İçten içe sevdiği kızın öldüğünü bilse de okulda bunu duymak, daha doğrusu başka birinden bunu duymak Hakan'ı yasa boğmuştu.Bu süreçte tek çıkış kaynağı olan müziğe sığındı, şarkılar yazdı... Açelya için, onun kaybı için. İleride büyük bir sanatçı olacağını bilmeden.
Bölüm sonu
Öncelikle derin bir nefes alıp sakin oluyoruz sonra yetkili bir büyüğümüze durumu bildiriyoruz sdyaodhakdhaodhqo
Diğer bölümde de Açelya'yı okuyacağız, sonra günümüze geleceğiz ve kitabın o ana temasına giriş yapacağız. Kitabı uzun tutup bokunu çıkarmak gibi bir niyetim yok yani sade olacak.. Hayır Açelya ölmedi. Hakan onu neden ziyarete gitmedi, neden mezarına gitmedi diye soracak olursanız da yastaydı, ayrıca mezarı yok, bölümde de okuduğumuz üzere cesaret de edemedi mezara gitmeye, daha doğrusu varolduğunu düşündüğü mezara gitmeye :) Kendinize iyi bakın
Sınır; 5 oy 5 yorum


