Ben fakir bir ailede büyüdüm. Erken yaşta annemi kaybettim ve alkolik babamla yaşamak zorunda kaldım. Lise öğretmenlerim beni yıldız öğrenci olarak görür "Çok zeki ve çalışkansın, güzel bir üniversiteye gideceğine şüphe yok." derlerdi. En büyük hayalim güzel bir üniversite okuyup, iyi bir şirkette yönetici olmaktı. Tabi bunlar sadece hayal olarak kaldı...
Babam alkol bağımlısı olduğu gibi bir de kumar bağımlısıydı. Liseden yeni mezun olduğum dönemde babam büyük bir bahise girmiş ve zaten derme çatma olan tek yuvamız da elimizden alınıvermişti.
Bu yüzden üniversiteye gidemedim ve iki yıl boyunca babamın borçlarını ödemek için gece gündüz çalıştım. Şimdi bana 'neden babanın borçlarını sen ödüyorsun' diyebilirsiniz. O şerefsiz bütün borcu benim üstüme bırakıp kaçtığı için elbette.
Ve şimdi burdayım bir plazanın çatısında aşağıya atlamak üzereyim.
"Keşke bu kadar boş bir hayat yaşamasaydım."
Kendimi boşluğa bıraktığımda geride kalan tek şey gerçekleşmemiş hayllerimdi.
◇◇◇◇◇◇
Gözlerimi açtığımda kendimi kocaman bir yatakta buldum. Ah galiba başaramadım. Oradan düşünce cidden öleceğimi düşünmüştüm. Yavaşça yerimden doğrulduğumda buranın bir hastane odası olmadığını anladığımda anlık olarak şok geçirdim ama en şok edici olay şuanda aklıma gelen binlerce anı.
Durum şu ki ben şuanda 5 yaşındaki bir kızın vücudundayım. Üstüne üstlük bu kız imparaotorun metresinden doğma olup herkes tarafından "Yarım kan" olarak dalga geçilen bir kız. Küçük Agnes henüz 5 yaşında olduğu için kendine yapılan hakaretlerin tabiki de farkında değildi ama ben onun vücudundaki 20 yaşındaki bir kadınım. Doğal olarak Agnese yapılan hakaretlerin hepsini anlayabiliyorum.
Kafamdaki düşünceleri bir kenara atıp, yataktan çıktım. Aynanın karşısına geçip yeni bedenimi inceledim. Belimin aşağısına kadar uzanan kızıl dalgalı saçlarım ve büyük mavi gözlerim vardı. Burnum ise sanki yapma bir burundu.
Açıkçası önceki hayatıma göre cidden çok güzeldim.
"Amanın majesteleri! İyileşmişsiniz."
Bu benim dadım Clarie. Bana burdda insan muamelesi yapan birkaç kişiden biri.
Anlamayan gözlerle dadıma baktım. "Leydi Clarie bana ne oldu?"
Leydi Clarie endişeli gözlerle bana baktı. "Majesteleri 10 günden beri uyanmadınız. Doktor sizin zehirlendiğinizi, hayatta kalırsanız bunun bir mucize olacağından bahsetti ama şuan iyi görünüyorsunuz bu yüzden çok mutluyum."
Leydi Clarie pişmanlıkla başını eğdi."Çok özür dilerim majesteleri, daha dikkatli olmalıydım. Söz veriyorum bir daha böyle bir şey yaşanmasına izin vermeyeceğim."
Leydi Clarie'nin samimiyetine inanıyordum. Bu yüzden koşturup ona sarıldım."Leydi Clarie inanın bana sizin bir suçunuz yok. Umarım her zaman olduğu gibi bana yol göstermeye devam edersiniz."
Leydi Clarie neşeli bir tavırla konuştu."Majesteleri gerçekten çok olgunlaştınız sizinle gurur duyuyorum." Ah Leydi Clarie benim 20 yaşında bir kadının ruhuna sahip olduğumu bilse acaba ne tepki verirdi.
Birden aklıma gelen fikirle Leydi Clarie'den ayrıldım."Leydi Clarie, sizden bir şey rica edebilir miyim?"
Leydi Clarie gülmseyerek "Elbette majesteleri." Dedi.
"Kendimi zehirlemek istiyorum."
Leydi Clarie'nin dehşetle açılan gözlerine gülümseyerek bakıp devam ettim. "Endişelenmeyin lütfen. Bir yerden duyduğuma göre bir kişi her gün yeteri miktarda zehire maruz kaldığı zaman zehirlere karşı dirençli oluyormuş. Sadece önlem almak istiyorum."
Leydi Clarie telaşlı bir şekilde konuştu. "Ama majesteleri dozu ne kadar ayarlayacağımızı bilmeden bunu yapamayız."
Leydi Clarie haklıydı. "Bu yüzden senden bir doktor çağırmanı rica edicem ama dikkatli ol ağzı sıkı biri olsun. Diğerlerine ise beni kontrol amaçlı geldi dersin."
Leydi Clarie istemeyerek de olsa kabul etti, ardından beni hazırladı ve beni kahvaltıya indirdi. Ailem tarafından çok kabul görmediğim için ana saray yerine küçük ama yinede görkemli bir kalede kalıyordum.
Kahvaltıda ise bana eşlik eden iki kişi vardı. Büyücü Aeron ve komutan Boris.
İkisi de gerçekten alanlarında başarılı insanlardı ve benimle alay etmeyen diğer kişilerdi.
"Herkese günaydın." İlk planım olarak bana iyi davranan kişilerle aramda daha sağlam bir bağ kurmaktı.
Komutan Boris gülümseyerek "Günaydın majesteleri. İyileşmenize sevindim." Dedi. Komutan Boris güler yüzlü sevecen bir adam ama aynısı büyücü Aeron için geçerli değil.
Büyücü Aeron soğuk ve insanlara hemen güvenmeyen bir kişiliğe sahip buna rağmen asla saygısız bir tavırda göstermez. "Sizede günaydın majesteleri."
Kahvaltı neredeyse hiç konuşulmadan geçmişti. Gerçi 5 yaşındaki bir kızla ne konuşulabilirdi ki zaten. Kahvaltı bittikten sonra Leydi Clarie'nin çağırdığı doktorla buluştum.
"Majesteleri dediğiniz mantıklı ancak her ne kadar doz da önemli olsa da zehir'in etkisi de önemli. Bu yüzden hafif bir zehirden başlamanızı öneririm. Her ihtimale karşı yanınızda panzehir bulundurmayı ihmal etmeyin. Burda hangi zehri kullanabileceğiniz ve hangi doz miktarı kadar alacağınız yazıyor."
Doktora teşekkür ettikten sonra onu uğurlamak için bahçeye çıktım. "Majesteleri, son zamanlarda eski neşenizi kaybetmiş gibisiniz. Ayrıca yaşınıza göre oldukça olgunlaşmışsınız."
Doktora hafif tebessüm ettim. "Bunun nedeni artık çevremdeki tehlikeyi daha iyi anlıyor olmam. Sıradan bir çocuk değilim. Bir prenses olarak küçük yaştan itibaren görevlerimi yerine getirmem gerek."
Doktor ve Leydi Clarie bana sevgiyle gülümsediler. Doktor gittikten sonra odama çıkıp Leydi Clarie çağırdım.
Önümde reverans yaptıktan sonra konuştu. "Buyrun majesteleri."
Onu buraya çağırma sebebim sabahtan beri kafamı kurcalayan zehirlenme olayımdı. Bu kalede beni öldürmeye çalışan kişiyle aynı çatı altında kalmak istemiyordum.
"Ne çeşit bir zehirlenme yaşadığımı biliyor musun?" Leydi Clarie düşünceli bir sesle konuştu. "Doktor sizin zehirlendiğinizi söylemiş olmasına rağmen neyden zehirlendiğinizi tam olarak bulamadı. Bu yüzden Büyücüden yardım aldık en kısa sürede öğreneceğini söyledi."
Bunları duyduktan sonra biraz düşündüm. Eğer gıda veya herhangi bir zehirlenme olsa doktor bunu kolaylıkla anlayabilirdi. Belkide üstüme lanet veya kara büyü yapılmış olabilir.
"Teşekkür ederim Leydi Clarie. Gidebilirsiniz." Leydi Clarie tekrar selam vererek odadan ayrıldı. Bende büyücü Aeron'u görmek için onun çalışma odasına girdim. Aeron odada gözükmüyordu. Beklerken sıkıldığımdan etrafa bakmaya karar verdim.
Etrafta birçok doğal taş ve işlevinin ne olduğunu bilmediğim bir sürü alet vardı. Kapı sesine döndüğümde büyücü Aeron'nun soğuk gözleryle karşılaştım.
"Kimsin sen?"
Ne yapacağımı bilemez bir şekilde gözlerimi ondan kaçırdım. Elbetteki imparatorluktaki en iyi Ruh büyücüsünden beklendiği gibi ruhumun farklı olduğunu anlamıştı.
"Ben farklı bir dünyadan geldim. İntihar etmiştim ve gözlerimi burda açtım. Açık konuşmak gerekirse bu küçük kıza yapılan hakaretlere göz yumamam. Bu yüzden benimle işbirliği yapacağınızı umuyorum."
Aeron bir süre konuşmadan beni izledi. Tehlikeli biri olmadığımı düşünmüş olmalı ki oturmam için eliyle sandalyeyi işaret etti.
"Bu hakaretlerin elbetteki bende farkındayım ama buna karşı bir planın var mı?" Evet gerçekten çok mantıklı bir soruydu. Açık konuşmak gerekirse ne yapacağım konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu.
"Şu anlık aklımda belirli bir plan yok. Biraz daha etrafı gözlemleyip öyle plan yapmayı düşündüm." Bu sözlerim Aeron'un hoşuna gitmiş gibi gülümsedi.
"Akıllı bir leydisin. Sana yardım etmek isterim ama bunun karşılığında bana ne verebileceksin?" Ona karşılığında ne vereceğimi bilmiyordum. Agnes'in anıları sayesinde bir çok bilgi edinmiş olsamda 5 yaşındaki bir kızın bilgileri de sınırlıydı.
"Eğer sayende istediğim konuma gelirsem dile benden ne dilersen."
Aeron kafası karışmış bir şekilde bana baktı.
"İstediğin konum tam olarak nedir?"
Bu söyleceğimin çılgınca gelebileceğini bilmiyordum ama bu boktan dünyada kabul görmemin tek yolu buydu.
"İmaratoriçe olmak"
Aeron şaşkınca bana baktı. Bunun beklediği yanıt olmadığı çok belliydi. Bir şey demeden çalışma masasına doğru gitti. Çalışma masasının altındaki çekmeceyi açarak içinden gümüş bir hançer çıkardı.
"Madem ki bir anlaşma yapacağız işimizi sağlama alalım değil mi?" Aeron sakin bir şekilde hançerle elini kesti ve çalışma masasının üstündeki gümüş kadehe kanını akıttı. Hançerle bana döndüğünde ne yapmak istediğini anlamıştım.
Aeron aynı şekilde benimde elimi kesti ve kadehe kanımı akıttı. Daha sonra anlayamadığım bir dilde bir kaç sözcük mırıldandı ve kadehden bir yudum içmemi söyledi. Kendisi de kadehten bir yudum içtikten sonra açıklamya başladı.
"Bu bir kan anlaşması. Eğer senin isteğini yerine getirirsem ve sen bana verdiğin sözü tutmazsan öleceksin."
Aeron zeki bir adamdı ama benim kadar değil. O benim yanımda sadece bir piyondu. Onunla işim bittikten sonra ondan kurtulacağımdan habersizdi.
Aeron konuşmaya devam etti. "Zehirlenmenin nedenini çözdüm. Görünüşe göre mana zehirlenmesi yaşamışsın. Daha doğrusu Agnes yaşamıştı, her neyse. Agnes'in manası çok güçlü olduğu için ve o da bu güçten habersiz olup, kontrol etmeyi bilmediği için ruhu parçalanmış."
Sözü bittikten sonra biraz düşünürmüş gibi yaptı ve konuşmaya devam etti."İmparatorda büyü gücü yok yani büyük ihtimalle Agnes'in annesi bir cadı."
Bu bilgiler beni oldukça heyecanlandırmıştı çünkü manam güçlüyse bu büyü yapabileceğim anlamına geliyordu.
"Aeron ilk planımız kafamda oluşmaya başladı galiba." Büyük bir keyifle gülümseyip planı Aerona anlattım, o da bu fikri sevmiş ve mantıklı bulmuştu.
Kocaman yatakta gözlerimi açtığımda oldukça neşeliydim çünkü bugün ilk planımı uygulamaya geçireceğim gündü.
Dün Aeronla birlikte güzel bir plan hazırlamıştık. Mana kullanabildiğim için büyü de yapabileceğimden Aeron'dan beni eğitmesini istemiştim. O da benim güçlenmemi mantıklı bulup bu teklifimi kabul etmişti. Ayrıca bir diğer planımı da ona söylemiştim.
Bu planda ise kılıç becerilerimi güçlendirecek birine ihtiyacım vardı ve o da elbette ki komutan Boris'ti.
Ben düşüncelere dalmışken içeri iki hizmetçi girdi. Yüzümü yıkamam için leğende bir su getirmişlerdi. Yüzüme yıkamak için edildiğimde suyun kirli olduğunu gördüm.
Başımı kaldırıp baktığımda hizmetçilerin sessizce gülüştüğünü gördüğüm an öfkem içimde iyice artmıştı.
Hizmetçilerden bir tanesinin önüme geldim ve sordum. "Senin adın ne?" Hizmetçi şaşırmış gibiydi. Büyük ihtimalle onunla konuşmamı beklemiyordu.
"Alice majesteleri."
"Alice diz çöker misin?"
Alice'in yüzündeki şaşkınlık iyice artmıştı elbetteki bu şaşkınlığını daha da arttıracak bir şey yapacaktım. Alice sözümü ikiletmeden dizlerinin üstüne çöktü. Elimi kaldırıp Alice'in suratına öyle bir tokat yapıştırmıştım ki küçük elimin izi yanağında çıkmıştı.
"Haddinizi bilin. Küçüğüm diye istenmiyorum diye gücünüzün bana yettiğini mi sanıyorsunuz?"
Alice ve yanındaki hizmetçinin yüzleri bir anda şaşkınlıktan korkuya dönmüştü. "Özür dileriz majesteleri bir daha asla böyle büyük bir günah işlemeyeceğiz. Affınıza sığınırız." Diyerek yere eğildiler. Daha fazla uzatmaya gerek olmadığından onları odadan kovdum.
Öyle yada böyle ben küllerimden doğdum ve bana verilen bu ikinci şansı ne olursa olsun iyi değerlendireceğim. Bir çok insanın ölümüne sebep olsa bile.