Saatle göz göze gelince, aynı rüyadaki telaşıyla kendini sokağa attı. Yine
saçları önüne ve arkasına dağılıyordu ve yine otobüse son anda yetişti. Buraya
kadar şaşırmadı, dikkatini de çekmedi; çünkü bu, onun hayat rutini gibi bir şeydi.
Ama dur, bir dakika! Otobüste aynı gözlüklü kız... Ve bu gözlüklü kız, aynı
rüyadaki gibi gözlerini ona dikmişti.
Önce içinden “Tesadüf.” demek istedi. Sarışın olan da bir taraftan onu
süzüyordu. Bir de üstüne üstlük, gözlüklü kız rüyada indiği durakta indi. Ve
dahası, iki durak sonra otobüs bozuldu ve bütün yolcular inmek zorunda kaldı.
Ve yine o plaza, yine o ağlayan çocuk... Sarışın kız hızlıca çocuğun yanına gitti.
Rüyadaki şeylerin birebir gerçekleşeceğine inandığı için çocuğu korumak
istiyordu. Elinden tutup, “Seninle polise gideceğiz.” dedi. Çocuk yerde tepinmeye
başladı; aynı rüyadaki gibi annesini istemeye devam ediyordu.
Yanlarına çocuğu sakinleştirmek için yabancı bir kız geldi. Harbiden yatıştırdı
çocuğu. Sarışın kız burada işinin olmadığını anladı. Rüyanın devamında silahla
ortalık tarandığı için sokaktakilere “Sokağı boşaltın!” diye bağırmak istedi ama
deli gibi gözükeceğini biliyordu ve kimsenin de itibar etmeyeceğini düşünüyordu.
O yüzden, “Bari o gözlüklü kızı kurtarayım.” diye düşündü ve iki durak
öncesine gitti. Koşa koşa etrafını meraklı gözlerle inceledi ve onu bir kırtasiyenin
içinde fark etti. Sanki alışveriş yapmaya geliyormuş gibi bir edayla kırtasiyeye
girdi ama gözü kızın üzerindeydi.
Kızda da bir tuhaflık vardı. Kırtasiyenin içinde oyalanıyor gibiydi; bir eline bir
şey alıyor, diğer eliyle bırakıyordu. Sarışın olan usulca gözlüklünün yanına yanaştı
ve “Aradığınız şeyde yardımcı olabilirim.” dedi. Maksat, onu biraz daha oyalayıp
kırtasiyenin içinde kalmasını sağlamaktı.
Gözlüklü bu teklife acayip sevindi. “Evet, çok kararsız bir insanım. Çok
teşekkür ederim.” dedi ve ikisi de kırtasiyenin içinde oyalanmaya devam ettiler.
O kadar uzun kaldılar ki kırtasiyeci artık müdahale etme gereğini hissetti. Onlara
kırk beş dakikadır da kırtasiyenin içinde olduklarını hatırlattı.
O vakit sarışın kızla gözlüklü kız göz göze geldiler ve ikisi bir anda derin bir
“Oh!” çektiler. Sarışın kızın ağzından, “Oh, be! Rüyaymış.” cümlesi döküldü. Bu
hemen gözlüklü kızın dikkatini çekti.
“Rüyaymış,” dedin. “Neden?” “İnanmayacaksın ama rüyamda görmüştüm seni. Ondan biraz dikkatimi çektin.
Bir de hoş bir rüya değildi, çok da gerçekçiydi. Çıkmamasına sevindim.”
Gözlüklü, zaten büyük olan gözlerini daha da büyük açarak şaşırmışlığını
gizlemeden, “Ben de seni rüyamda gördüm. Bu nasıl oluyor? Daha önce
karşılaşmış mıydık?” dedi.
“Karşılaşmamız mı lazım rüyalarda birbirimizi görebilmemiz için?”
“Evet, bilimsel olarak daha önce görmediğin hiç kimseyi rüyanda da
göremezsin. Bu durumda seninle demek ki bir yerde karşılaşmış olmalıyız, demek
oluyor.”
Gözlüklü kız, kuşkulandığı için biraz sarışın olanı sorgulamak istiyordu. “Beni
nasıl gördün rüyada?”
Sarışın kız bu soruyu cevaplamak istedi çünkü birazdan aynı soruyu o da
soracaktı.
“Seninle bu sabah olduğu gibi otobüste karşılaşıyorduk ve sen yine bu durakta
iniyordun. Otobüs iki durak sonra bozuluyordu. Bir binanın önündeydim. Ağlayan
bir çocuk vardı. ‘Annem binada.’ falan diyordu. Acımıştım, tutmuştum elinden,
götürmüştüm. Götürmez olaydım; meğersem annesini en üst katta mafyalar
tutmuştu. Bizi görünce ateş ettiler. Ben yere kapaklandım ve beni vurduklarını
sandılar. Adamlar durmadı ve pencereden herkese ateş ettiler. Bir baktım,
pencereden baktığımda ne gördüm? Seni yerde, kanlar içinde yatarken gördüm.
Yanında bir kız daha vardı. Ee, sen beni nasıl gördün rüyanda?”
“Benim rüyamda da sabahleyin otobüste karşılaşıyorduk. Ben indikten sonra
kırtasiyeye giriyordum. Daha sonra kırtasiyeyi adamlar basıyordu. Elleri bıçaklı,
herkes çığlık atıyordu. Ben bir rafın arkasına saklanmıştım ki bulunduğum yerde
tabanca olduğunu fark ettim. Normalde ödlek biriyimdir biraz ama bir şekilde
cesaret buldum ve tabancayı sıkıca kavrayıp adamlara doğru uzattım. Bir anda
neye uğradıklarını şaşırdılar ve benim tetiği çekmeme gerek kalmadan kırtasiyeyi
boşalttılar. Ama kırtasiyenin dışında sen vardın ve adamlar kaçarken seni
bıçaklıyorlardı. Yanında başka bir kızı daha bıçaklıyorlardı. Böyle sosyetik bir
şeydi. O yüzden sen, ‘Beraber bakalım mı?’ dediğinde çok sevindim ve seni
kırtasiyenin içinde tutmaya çalıştım. Zaten sen de benimle kalmak için ısrarcı
olman benim içimi daha çok rahatlattı ki rüyalar çıkmadı. Ha, bu arada o
tabancayı da bulamadım kırtasiyenin içinde.”
Son cümleyi hafif gülerek söylemişti.
Bir cümle sarışın kızın ilgisini çekti çünkü kendisi de rüyada bu sefer gözlüklü
kızın yanında sosyetik bir kız görüyordu, tabii vurulmuş hâlde. “Doğru mu anladım? Sen de mi rüyanda sosyetik bir kız gördün? Saçları gür ve
kahverengi miydi?”
“Evet, sen de mi gördün?”
“Evet, ben de gördüm.”
Sarışın kız biraz daha tasvir yaptı ve gözlüklü kız hepsine kafasını sallıyordu.
Yani resmen birebir aynı kızı görmüşlerdi. Bu da tuhafların gitti. Hem daha önce
birbirlerini görmediklerine çok emindiler hem de bahsettikleri ortak kızı sarışın kız
söz aldı:
“Sence buna ne demeliyiz? Kaderin oyunu falan mı?”
“Belki de hayat bizi tanıştırmak istiyordu, böyle diyelim.”
“Aha, hayat bizi tanıştırmak istedi ha? Kaderin oyunu...”
Sarışın kız kıkırdadı ve devam etti:
“Bari tanışalım o zaman. Ben Eylül. Bu arada senin adın ne?”
“Yasemin. Seninle tanıştığıma memnun oldum.”
Sarışın kız bu lafı tasdikledi. Yüzünde büyük bir m
emnuniyet ifadesiyle elini
uzattı ve gözlüklü kızla tokalaşıp, “Ben de...” dedi.