İçeriğe geç

Yük

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Yük

Bölüm 1

— 1

Kitabın kapağını kapattım ve masanın üzerine bıraktım. Gözlerim ağırlaşmaya başlamıştı bile — bu tanıdık yorgunluk, gecelerin habercisi. Yatağa doğru yürüdüm. Pek rahat olduğu söylenemezdi, hatta çoğu zaman rahatsızdı. Ama her gece, nedense, yine de orada uyuyordum. Yavaşça uzandım ve battaniyeyi üzerime çektim. Andezit grisi, dantelli bir battaniye... Ne çok ağırdı ne de hafif. Annem vermişti; onun annesinden kalmış. Eskiydi, ama tanıdık. Ve gözlerimi kapadım. Günün en sevdiğim anıydı bu. En sonunda, gerçeklikten kopabildiğim o an... Görüşüm karardı ve sonra usulca renklenmeye başladı. Siz uykunun kıyısına gelirken ne görürsünüz bilmem, ama ben... renkler görürüm. Sonra biri elimi tuttu ve yukarıya, nereye olduğunu bilmediğim bir yere doğru çekildim. Yüksek gibi hissediyordum; belki de uçuyordum. Ama aynı anda havasızlıktan boğuluyormuşum gibiydi. Belki de aşağıdaydım. Çevremdeki her şey, aynı tonda ve aynı tiksindirici renkteydi: bulanık bir mor, çamur gibi bir yeşil, solgun bir turkuaz ve en kötüsü... o gözlerinizi kapatınca beliren kirli kahverengi. Genelde bu yer sadece boş boş dolaştığım, renksiz ve tatsız bir rüya mekânıydı. Ama o gece... farklıydı. Bir hafta önceydi. O gece, beni götüren kişi ilk kez konuştu. Sesi — ya da her neyse — tarif edilemezdi. Bir ses olup olmadığından bile emin değildim. “Beni nasıl duyuyorsun? Kulaklarınız kesilmiş.” Sözleriyle irkildim. Ellerimle kulaklarımı kontrol etmek istedim. “Kollarınız da yok gibi görünüyor. Parmaklarınız? Kemikleriniz?Sanırım hiçbir şeyiniz kalmamış.” Ama... o zaman kulaklarımı nasıl kontrol etmiştim? Onu nasıl duyuyordum hâlâ?Zihnim bulanıktı, düşünmek zordu. Konuşmak, daha da zor.Ve o yine konuştu: “Onlar faydasızdı. Artık alındılar. Diğerlerini de almalıyız " Sözleriyle birlikte, etrafıma birkaç belirsiz silüet yaklaştı.Ben daha ne olduğunu anlayamadan, tüm uzuvlarımı birer birer söktüler.Ama acı yoktu. His yoktu.Yalnızca... üzerimden eski kıyafetleri çıkarır gibiydiler. Her parçamı başka parçaların da atılmış olduğu bir çukura attılar. "Kulakların yok, ama duyuyorsun. Ağzın yok, ama konuşuyorsun." “Et ve kemik... sana sadece yük. Sen, kendine yeter hâldesin.” Etrafıma baktım, sonra kendime.Görebildiğim tek şey... dumandı. "Seni özledik. Lütfen uyan. Bizi hatırla ve oradan kurtul." Ve birden her yer bembeyaz aydınlandı. Gitmek istemiyordum. Ama kalmak da beni korkutuyordu. Yavaşça gözlerimi açtım. Ya da belki... uyuyakaldım. Vücudum yerli yerindeydi: ellerim, ağzım, kulaklarım. Ama o sabah, bir şey eksikti. Bu kez ben yoktum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.