İçeriğe geç

You Belong With Me (Texting)

Bölüm 9 · 5 dk okuma

You Belong With Me (Texting)

Bölüm 9

9.🩵

*** Gözde: Kız anlatsana ne yaptınız dün Mehir: Hiiiiç Takıldık öyle arkadaş arkadaş Gözde: Detay versene kızım Mehir: Detay verecek bir şey olmadı kiiii Her zamanki gibi gezdik biraz Ama bir olay oldu Gözde: Kız dur çekirdeğimi hazırlayıp geleyim Belli ki kaoslar yaşanmış Çok merak ettim Mehir: Tamaaam Gözde: Heh geldim Anlat bakalım ne oldu Mehir: Şimdi biz maça gittik Aybora üstünü değiştirmeye gideceği zaman Zeynep'le karşılaştık Kız karşı takımı desteklemeye gelmiş Gözde: NEEEEE OHAAAA Çok kırıcı lan Mehir: Hem de nasıl Bir de Aybora'yı görecektin Nasıl da üzüldü çocuğum Gözde: Tahmin edebiliyorum 😕 Mehir: Bu kadarıyla sınırlı kalsa yine iyi Karşı takımdaki Furkan var ya Zeynep'e gol hediye etti, ona bebek dedi, Zeynep de ona öpücük attı Hem de Aybora'nın gözlerinin önünde Gözde: Hassiktiiiir Çüş ama yaaa Bunlar nasıl sevgili böyle abi Mehir: Ne bileyim ben Ama ben dedim bak Bu kız Aybora'yı hak etmiyor dedim ama dinleyen yok ki Böyle yani Gözde: Bu kadar mıydı abi Aybora gidip, çocuğun üstüne atlayıp kavga çıkarmadı mı Mehir: Beni de şaşırttı ama yapmadı Gözde: Hmmm ayrılar diye mi acaba KIZ ÇABUK DIŞARI BAK Mehir: Neden ki Gözde: Zeynep'in arabası geçiyor Barışmış olabilirler mi acaba Telefonu yatağın üzerine fırlatıp doğruca cama dayandım. Karşılaştığım manzara beni mutlu edecek türden değildi. Aybora, Zeynep'in üstü açık olan kırmızı arabasına bindi. Kız da hemen onu kendine çekip başını boynuna soktu ve net göremesem de büyük ihtimalle öptü. O an göz göze gelmemiz ise hiç hoş olmamıştı. Kalbimin çatırdadığını hissediyordum. Hızlıca perdemi çekip yatağımın üzerine zıpladım ve ayıcığıma sarıldım. Cidden üzülmüştüm ve bir kez daha hayal kırıklığına uğramıştım. Kabullenmem gerekiyordu oysa. O benim değildi. Hiçbir zaman da olmayacaktı. Onlar her defasında böyle kavga edip ayrılacaklardı belki ama eninde sonunda barışacaklardı. Bense bir bankın üzerinde, kursağımda kalan hayallerimle birlikte öylece kalacaktım. Telefonuma üst üste düşen bildirimlerle başımı yukarı kaldırıp yaşların düşmesini engelledim. Bu defa ağlamayacaktım. Telefonu elime alıp mesaj gönderen kişiye baktım. Naciye teyzeden mesaj olması epey şaşırtmıştı doğrusu. Naciye teyze: Güzel kızım nasılsın ne yapıyorsun Mehir: Ne yapayım Naciye teyzeciğim boş boş oturuyorum İyiyim sen nasılsın Naciye teyze: İyiyim ben de canım benim İşin yoksa bir ricada bulunacaktım Mehir: Tabii teyzeciğimm buyur Naciye teyze: Hani sana dediydim ya benim oğlan Almanya'dan gelecek diye Dün geldiler Torunuma biraz etrafı falan gezdirebilir misin Çocuk yalnız kaldı burada Mehir: Olur tabii teyzeciğim Bizim mahallede kimsenin dışlanmasına, sıkılmasına izin vermem evelallah O iş bende On dakikaya hazır olsun almaya geliyorum hemen Naciye teyze: Çok sağ ol yavrum benim Mehir: 😘😘😘 Bu çok güzel bir zamana denk gelen bir olay olmuştu. O Aybora pisliğini ve gıcık sevgilisini düşünmemi engelleyecekti. Hemen kalkıp hazırlamaya başladım. Gözüm Aybora'nın aldığı renkli kazağa takıldı. Hıh! Onu giymeyecektim işte. Sinirle onu alıp en arkaya doğru ittirdim ve üstünü diğer kıyafetlerimle örttüm. Sanki görmesem unutacaktım. Pembe bir kazak, altına da açık renkli bir kot pantolon giydim. Tabii pembiş beremi takmayı unutmamıştım. Havalar ısınmıştı ama hâlâ takılabilirdi sonuçta. Kapıya doğru yaklaştığımda kapıdan anneme seslendim. ''Anne! Naciye teyzenin torununu gezdirmeye gidiyorum ben. Akşama gelirim.'' deyip cevabını beklemeden evden çıktım. Canım sıkkınken yürümeye başladım. Aklımda birkaç dakika önce gördüğüm o görüntü dolanıp duruyordu. Naciye teyzelerin evlerinin önüne geldiğimde yabancısı olduğum bir simayla karşılaştım. Torunu bu olmalıydı. Uzun boylu, sarışın bir çocuktu. Benden iki üç yaş büyük olduğunu tahmin edebiliyordum. Mavi gözleri beni bulduklarında aklıma Aybora'nın maviş gözleri geldi. Hiçbir mavi göz onunki kadar güzel değildi. Bir iç çekip kendime gelmeye çalıştım. Oğlana doğru biraz daha yaklaşıp elimi uzattım ona. ''Merhaba! Ben Mehir. Sen de Naciye teyzenin torunu olmalısın.'' Nazikçe gülümseyip elimi sıktı. Biraz çekingen görünüyordu. Sorun değildi. Yavaş yavaş açılırdı. ''Merhaba. Evet benim.'' Sesinde basit bir aksan kayması olsa da gayet güzeldi Türkçesi. ''Gel bakalım sana güzel mahallemizi gezdireyim.'' Yürümeye başladığımda beni takip etmeye başladı. Biraz geriden geliyordu. Sanırım bu buluşmayı kabul etme konusunda pek hevesli değildi. Zaten büyük ihtimalle Naciye teyze zorlamıştı onu. Yanına geçip yüzüne baktım. Söylemeden geçemeyecektim. Yakışıklı çocuktu. ''Adın ne demiştin?'' ''Dememiştim.'' Mantıklıydı. Dememişti. ''O zaman şimdi de. Adın ne?'' ''Ege.'' Başımı aşağı yukarı doğru salladım. ''Memnun oldum Ege.'' ''Ben de...'' Tüm Almanya'da yetişen çocuklar bu kadar utangaç mı oluyordu ya? Hiç de bile! Bizim Almanya'dan gelen akrabaların tümü kuduruktu anasını satayım. Mahallenin iç tarafına yürürken karşıdan bize doğru yaklaşan iki tanıdık sima gördüm. Hamza ve Eymen. Beni gördüklerinde ellerinde tuttukları cips poşetleriyle oldukları yerde durdular. Tam gülümseyeceklerdi ki yanımdaki çocuğa kaydı bakışlardı. Yüzleri ciddi bir ifadeyle bürülü kaldı. Bizim çocuklar yabancı kişileri pek sevmezlerdi. Ondandı bu tepkileri. Hep bir suç işleyecekmiş gibi tetikte kalırlardı. Onlara doğru yaklaştım. Sonra ikisine de gülümseyip ''N'aber paşalar?'' dedim neşeyle. ''İyidir. Senden n'aber?'' diye sordu Eymen. ''İyidir benden de...'' Ege'ye doğru dönüp onu işaret ettim. ''Ege... Naciye teyzenin torunu.'' Sonra bizimkileri işaret ettim. ''Bunlar da Hamza ve Eymen. Çocukluk arkadaşlarım.'' İkisi de biraz sert sayılacak bir şekilde Ege'yle tokalaştılar. Yavrum biraz ürkmüş gibiydi. Samimiyetsiz bir şekilde kahkaha atarken ''Hadi sizi çok tutmayalım. Mahalleyi gezecektik zaten daha.'' dedim bir kaçış yolu bulmuş gibi. Çocuğa karşı tavırları sertti. Belli ki Ege de bu tarz hayvani tepkilere alışık değildi. Emanet etmişti onu bana Naciye teyzeciğim. Kurda kuşa yem edemezdim. ''Beraber gezseydik.'' dedi Hamza bakışlarını Ege'den ayırmadan. ''Yok yaaa! Siz hiç bölmeyin planınızı. Ben hallederim. Zaten bir mahalleyi gezdirip döneceğim.'' ''İyi bari.'' dedi Eymen. Sesinde hafif memnuniyetsizlik vardı ama. Yine de üstelemedi sağ olsun. ''Oldu o zamaaaan! Hadi görüşürüz.'' deyip Ege'yi de kolundan kavradığım gibi onu o gerici ortamdan uzaklaştırdım. Biraz ilerleyince rahatlamış bir şekilde bir nefes verdim. O neydi be? Çocuğu bakışlarıyla dövmüşlerdi resmen. ''Arkadaşların beni pek sevmediler galiba?'' Ege'nin hafif üzgün çıkan sesine karşı ne tepki vereceğimi şaşırdım. Al işte! Üzmüşlerdi çocuğu. Çocuk zaten yabancı ellerden gelmişti. Yazıktı valla. ''Yok yaaa! Bunların mizaçları böyle. Sen boş ver. Gel gezmemize devam edelim. Sana göstereceğim bir sürü şey var daha.'' Uslu bir çocuk gibi beni onayladığında beraber gezmemize devam ettik. Bu sırada iyice anlaşmaya başlamıştık tabii. Tatlı çocuktu Ege. Ona, bana 'Bacım' demesini öğretmiştim ki millet yanlış anlamasın. Başıma dedikodu almak istemiyordum hiç. Tamamen arkadaştık sadece ve belli ki epey iyi anlaşmaya devam edecektik. *** Bölüm sonuu Görüşmek üzeree

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bir Almana türkçede öğrettiği ilk kelime ✨bacım✨

    1Yanıt