Buğlem
Sınıf öğretmeni olduğum okulda yine yorucu bir gündü. Ancak şikayetim yoktu, mesleğimi seviyordum. Mahalleme dönerken, yine meraklı teyzelerin baskılarına maruz kalmıștım.
Evlenmek istemiyordum, özellikle de mahallelinin baskısı ile. Ablam Başak, bu konudaki tek destekçimdi. Ancak, ne yazık ki, onun desteği beni annemin ve mahallelinin baskısından korumaya yetmeyecekti.
Nitekim, öyle de oldu. Ailem, benim için her şeyi çoktan düşünmüştü. Kiminle evleneceğime karar verilmiști bile.
Bulut Aldemir... Kötü biri değildi, ancak baskı ile evlenmek istemiyordum. Mutluluğumun üzerine kumar oynanmasını istemiyordum. İlk görüşmemizde bunu ona anlatmaya çalıştım. Bulut ise, fazla Pollyanna'cı biriydi. Benim aksime, o hep olumlu konuşuyordu.
Evliliği yürütebileceğimizi düşünüyordu. Bu kadar negatif olmamamı söyledi. Sinir olmuştum. Ona kendimi dinletemiyor olmak beni deli ediyordu.
Zaten, ilerleyen günlerde aileler devreye girdi ve hazırlıklar hız kazandı. İsteme ve nișan olup da, düğün hazırlıkları konușulurken, kimse fikrimi sormadı bile.
Olan oldu ve kendimi nikah masasında buldum. Gelinliğim pek abartı değildi, hafif, sade ve rahattı. Güzel, kaçarken zorlanmayacaktım yani.
Doğru okudunuz. Ablam Başak'ın sayesinde kaçacağım. Şimdi değil elbette. Ablam ile kurduğumuz bir plan var.
Nikah masasına oturduğumda, ablam dikkat dağıtacaktı ve ben de fırsattan istifade kaçacaktım. Plan, tıkırında ișledi ve gerçekten de istemediğim bir evlilikten kaçtım.
Ablam, çıkan kargașadan istifade bana mesaj atıp, kalbimin sesini dinlememi ve kendime göre birini bulmamı söyledi. Tek istediği benim mutlu olmamdı. Ben ise "Merak etme abla, kaçış yolunda kendime göre bir koca elbette bulurum." diye esprili bir cevap vermiştim. Gerçekten yolda aşkı bulacağımı hiç hesaba katmamıștım.
Rota olarak, benimle hemen hemen aynı kaderi paylașan biricik arkadaşım Akasya ve sevgilisi Kubilay'ın yanına gitmeyi hedeflemiștim. Ancak, ne derler bilirsiniz; Kul plan yaparken, kader gülermiş.
Bir süre sonra benim canım emektar arabam arıza yapmasın mı? Harika! Cidden harika! Bir bu eksikti! Kaputu açıp, sorunun ne olduğunu anlamaya çalıştım. Evet, hanımefendi kișiliğim ve üzerimdeki kıyafetin canı cehenneme! Biraz kontrol ettikten sonra, sorunu kendi başıma çözemeyeceğimi anladım.
Kaputu kapatıp, bagajdan reflektörü çıkardım ve kurup, yardımcı olabilecek birilerini beklemeye başladım. Çekici çağıramazdım, çünkü telefonum gram çekmiyordu. Beklemekten sıkıldığım bir noktada, biraz ileride benim gibi bir firarinin otostop çektiğini gördüm. Onun görebileceğini umarak, işaret ettim.
Bana yardım ederse eğer, birlikte kaçabilirdik. Sonrasında herkes kendi yoluna gidebilirdi.
-Yok artık! Sen de mi?
-Maalesef. Şansıma bunun da bozulacağı tuttu. Düğün hediyem olan araba ile düğünümden kaçtım, inanabiliyor musun?
-Sen yine şanslısın, ben kaçarken arabamı almaya fırsatım bile olmadı. Peşimdeki herifler çoktan arabanın canına okumuștur.
-Arabadan anlarsın yani? İyi madem, yardım et de, tüyelim buradan.
Ceketini çıkartıp, bana verdi ve gömleğinin kollarını sıvadı, kaputu açıp, bir süre uğraştı. Sorunu bulmuş olacak ki, yüzünde zafer dolu bir gülümseme oluştu.
Ben ise onu izliyordum. Kabul etmem gerekir, yakışıklı adamdı. Gülüşü güzeldi. Sezar'ın hakkı Sezar'a şimdi. Üstelik, şaşırtıcı bir şekilde ikimiz de zoraki bir evlilikten kaçıyorduk.
"Ee, yolda bulurum kocayı diyordun, al sana koca!"
İç ses, senin ağzına terlikle vururum! Destur, daha adamı yeni tanıyorum!
Kaçak damat, aracın bagajında olduğunu bilmediğim alet edevatlarla sorunu giderdikten sonra, kaputu kapattı ve aletleri yerine koydu. Kontağı çevirdiğimde, motordan gelen sesle, arabanın düzeldiğini anlayıp, gülümsedim.
Kaçak damat yanıma oturduğunda, torpidoyu açıp, ellerini temizlemesi için ıslak mendil paketini ona uzattım.
Teşekkür faslından sonra yolumuza devam ettik.
-Ee, nereye gidiyoruz, kaçak gelin?
-Arkadaşım Akasya'nın evine. Onun da hikayesi hemen hemen aynı.
-Arkadaşının adını öğrendim ama hâlâ adını bilmiyorum, kaçak gelin. Bana ismini söylemeyecek misin yoksa? Bak, istersen önce ben kendimi tanıtayım. Adar Atabey, tıpkı senin gibi zoraki bir evlilikten kaçan gariban bir iş adamıyım.
Güldüm, ağlanacak bir halimiz vardı ve buna rağmen güldüm. O da bir süre kahkahalarıma eşlik ettikten sonra, ona kendimi tanıttım.
-Buğlem Baykal. Evde kalmış diye diye mahalle baskısı ile nikah masasına oturtulmaktan kaçmış gariban bir sınıf öğretmeniyim. Tanıştığımıza memnun oldum, Adar.
-Ben de öyle, Buğlem.
Nedendir bilmem, Adar ile olan tanışma faslından sonra ikimizin de çenesi açılmıştı ve koyu bir muhabbete dalmıştık. Bazen birbirimize en komik, en utanç verici anılarımızı anlatıyorduk, bazen de radyoda çalan şarkılara eşlik ediyorduk.
Hoş sohbet adamdı doğrusu, öyle kasıntı, burnu havada iş adamlarına benzemiyordu. Böyle sıcakkanlı bir iş adamına denk gelmek, benim için alışılmış bir şey değildi.
-Ne düşünüyorsun, Buğlem?
-Bir iş adamına göre fazla samimi ve sıcakkanlı birisin. Şikayetçi olduğumdan değil, sadece...
-Sadece alışık olmadığın için şaşkınsın. Normaldir, çoğu iş adamı burnundan kıl aldırmaz. Ancak, ben onlar gibi kasıntı yetiștirilmediğim için böyleyim.
-İyi ki de öylesin. Yol boyunca huysuz bir patron bozuntusunu çekemezdim.
Bu dediğime kahkahalarla güldü.
-Öyle biri olmadığım için şanslı olmalıyım.
Yolculuğumuz yine aynı tempoda devam etti. Akasya'nın evine yaklaşırken, Akasya'yı aradım.
-Alo? Buğlem, kușum nasılsın?
-Akasya, sana bir şey diyeceğim ama sakin ol canım.
-Dinliyorum, patlat bombayı.
-Düğünümden kaçtım! Üstelik tek başına da değilim. Ben artık bir kaçak gelinim ve yanımda da bir kaçak damat var!
Akasya, kahkahalarla gülmeye başladı. Durumumuzu düşününce, Adar ile ikimiz de onun kahkahalarına eşlik ettik. Adar'ın sesini duyduğunda ciddilești.
-Kız sen ciddisin! Oha! Hemen eve gel, bekliyoruz.
-Tamamdır.
Gayet sakin bir şekilde, Akasya'nın kaldığı adrese doğru giderken, Adar'ın yüzü birden ciddi bir ifadeye büründü. Arkaya bakıp duruyordu. Ben ise arkamdaki siyah aracı atlatmaya çalışıyordum, Allah aşkına bu sabırsız herifin derdi neydi böyle?
-Buğlem, felaket tellalı olmak istemem ama, arkamızda silahlı adamlar var ve sanırım senin peşindeler.
Adar'ın dediklerini anlamlandıramadım, bu herifler neden benim peşime düșsün ki? Aklıma düşen ihtimalle sinirlenip, göz devirdim ve gaza bastım.
-Ulan! Eğer bu peşime düşen adamların derdi Bulut ise var ya, bütün bu tantana bittiğinde çarkına tüküreceğim onun!
-Buğlem, sakin olur musun? Kaza yapacağız!
-Peșimizdekileri atlatalım da, sonrasına bakarız.
Adar, içinde bulunduğumuz şu berbat duruma bakıp, sinirden gülmeye başladı. Ona kızamazdım. İkimiz de kendi düğünlerimizden kaçarken bir anda aksiyon filminde ancak olabilecek bir kovalamacanın içine düşmüştük.
Adar'ın kahkahalarına dayanamayıp, ben de gülmeye başladım. İtiraf etmeliyim bulaşıcı bir gülüşü vardı.
-Șu halimize baksana, Buğlem. Türk işi filmlerde böyle kovalamaca bulamazsın.
-Farkındayım, yalnız şanslısın, benim gibi bir şoför var. Nasıl da izimizi kaybettiriyorum ama?
Bu afilli halime iyice güldüğü yetmez gibi, bir de "Ukalayız bakıyorum." dedi. Ciddi anlamda demediğini biliyordum. O yüzden, içimdeki cazgırı sessize alıp, aksiyon dolu kovalamacamızın tadını çıkardım. Dikiz aynamdan baktığımda, siyah aracın gözden kaybolduğunu gördüm. Zaferle gülümseme sırası bendeydi. Bu firar meselesi, içimde hiç fark etmediğim cevherlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştu. Normalde ben ve aksiyon filmlerindeki gibi çılgınca araba kullanmak yan yana gelmeyecek şeylerdi.
Bir süre sonra, midemiz açlıktan kazınmaya başlamıştı. İkimiz de birbirimize baktık.
-Bir benzin istasyonunda duralım da yiyecek bir şeyler alalım.
-Peki. Yakında bir tane olacaktı. Neyse ki yanıma nakit almıştım.
Adar, tek kaşını kaldırıp baktı. Konunun nereye geleceğini biliyordum. Kesin bana kuruş ödetmeyecekti.
-Olmaz öyle şey, küçük hanım. Bütün masrafı sana yıkmak bana yakışmaz.
Şaşırdım. Ne yani, hesabı ortak ödemeyi mi teklif ediyordu?
-Ne yapalım peki?
-Sen depoyu doldur, içecek ve yiyecekler benden.
Düşündüm ve mantıklı geldi. Böylece hesap kavgası olmayacaktı. Planladığımız gibi yapıp, yolculuğa kaldığımız yerden devam ettik. En nihayetinde akşam saatlerinde Akasya ve Kubilay'ın kaldığı eve varmıştık. Akasya, verandada oturmuş yolumuzu gözlüyordu.
-Hoșgeldiniz, hadi anlatın bakalım neler dönüyor burada?
Umarım Akasya ve Kubilay, anlatacaklarımızı kaldırabilir.