İçeriğe geç

Yok Hükmünde

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Yok Hükmünde

Bölüm 2

BÖLÜM 2-İlk Tanışma

Bir an birbirimize baktık.

Sonra ikimiz de aynı anda gülmeye başladık.

"Sanırım ikimiz de kaybolduk." dedi.

"Öyle görünüyor."

Elindeki kayıt dosyasını düzeltti ve bana doğru uzandı.

"Ben Asya."

Elini sıktım.

"Bende Asena " dedim ismimi söyleyerek.

Koridor kalabalıktı. Yeni öğrenciler oradan oraya koşuşturuyor, aileler fotoğraf çekiyor, görevliler yönlendirme yapıyordu.

"Beraber arayalım mı?" diye sordu Asya.

"Olur."

Kampüs haritasına baka baka ilerlemeye başladık. Yol boyunca nereli olduğumuzu, neden hukuk seçtiğimizi konuştuk.

"Aslında doktor olmamı istiyorlardı." dedi gülümseyerek.

"Peki neden hukuk?"

Bir an durdu.

"İnsanların sesini duyurabilmek için."

Bu cevabı beklemiyordum.

Tam bir şey söyleyecekken arkamızdan bir ses duyuldu.

"Birinci sınıflar! Tanışma toplantısı on dakika sonra başlayacak."

Asya telaşla saate baktı.

"Koşmamız lazım."

Birlikte amfiye doğru koşarken omzuma hafifçe çarptı.

"Özür dilerim."

"Özür dileme."

İkimiz de güldük.

Amfinin kapısına ulaştığımızda içerisi neredeyse dolmuştu.

En arkadaki boş sıraya oturduk.

Tam o sırada kapı tekrar açıldı.

İçeri uzun boylu, siyah ceketli bir öğrenci girdi.

Amfi bir anda sessizleşti.

Bazıları onu tanıyormuş gibi bakıyordu.

Fısıltılar yükseldi.

"Yine gelmiş..."

"Gerçekten o mu?"

"Onun hakkında duydukların doğru mu?"

Ben hiçbir şey anlamamıştım.

Merakla Asya'ya döndüm.

"Asya..."

"O kim?"

Asya gözlerini ondan ayırmadan, neredeyse fısıldayarak cevap verdi.

"...Keşke hiç tanımasaydın."

Ve o an, hiçbir şeyin sıradan bir üniversite hikâyesi olmayacağını ilk kez hissettim.

"...Keşke hiç tanımasaydın."

Asya'nın bu cümlesi içime garip bir his bıraktı.

Tam ona bir şey soracakken amfinin kapısı kapandı.

Kürsüye çıkan dekan kısa bir konuşma yaptı. Üniversite hayatından, hukuk fakültesinin zorluklarından bahsediyordu.

Ama ben dinleyemiyordum.

Gözüm sürekli birkaç sıra önümde oturan o çocuğa kayıyordu.

Sanki etrafındaki herkes onu tanıyordu.

Ama kimse yanına gitmiyordu.

Toplantı bittikten sonra öğrenciler yavaş yavaş dışarı çıkmaya başladı.

"Asena!" diye seslendi Asya.

"Kafeteryaya gidelim mi?"

"Olur."

İkimiz kampüsün taş yollarında yürürken sonbahar rüzgârı ağaçlardan dökülen yaprakları savuruyordu.

Kampüs düşündüğümden çok daha güzeldi.

Kütüphane...

Amfiler...

Kulüp stantları...

Her yer yeni başlangıç kokuyordu.

Tam kafeteryaya girecekken omzuma biri sertçe çarptı.

Elimdeki kahve yere döküldü.

"Önüne baksana!"

Sinirle başımı kaldırdım.

Karşımda, amfide gördüğüm çocuk duruyordu.

Bir an göz göze geldik.

Hiçbir şey söylemeden yerdeki bardağa baktı.

Sonra cebinden bir peçete çıkarıp bana uzattı.

"Al."

Ne teşekkür etti ne de özür diledi.

Sadece arkasını dönüp yürümeye başladı.

"Ne kadar kaba biri!" dedim.

Asya derin bir nefes verdi.

"İşte sana bahsettiğim kişi o."

"Kim bu?"

Asya etrafına bakındı.

"Sana şimdi anlatamam."

"Neden?"

"Çünkü bu okulda bazı insanların adı yüksek sesle söylenmez."

O an bunun şaka olduğunu düşündüm.

Ama Asya'nın yüzündeki ciddiyet, içimde açıklayamadığım bir merak uyandırmıştı.

Belki de üniversitesideki en büyük hata..

Onu merak etmeye baslamamdı.

━━━━━━━━━━ ⚖ ━━━━━━━━━━

Asya'nın söyledikleri aklımdan çıkmıyordu.

"Bu okulda bazı insanların adı yüksek sesle söylenmez."

Bir insan hakkında böyle ne olabilir ki?

Merakımı bastırmaya çalışsam da gözüm sürekli onu arıyordu.

Ertesi sabah ilk dersimiz "Hukuka Giriş"ti.

Amfiye erken geldim.

En orta sıraya oturup defterimi çıkardım.

Dakikalar sonra öğrenciler içeri dolmaya başladı.

Asya yanıma oturdu.

"Bugün ilk dersimiz başlıyor." dedi heyecanla.

Ben sadece başımı salladım.

Tam o sırada amfinin kapısı açıldı.

O geldi.

Üzerinde siyah bir gömlek, omzunda çantası vardı.

Yine kimseyle konuşmadı.

Sanki herkesi görmezden geliyordu.

En arka sıraya geçti.

Bir anlığına gözleri bana kaydı.

Sadece birkaç saniye...

Sonra hiçbir şey olmamış gibi bakışlarını çevirdi.

İçimde garip bir his oluştu.

Sanki beni tanıyormuş gibiydi.

Ama bu imkânsızdı.

Ders bittikten sonra koridora çıktık.

Asya telefonuyla uğraşırken ben ilan panosuna doğru yürüdüm.

Kulüp afişlerine bakıyordum.

Tam o sırada biri omzuma dokundu.

"Kalemin."

Şaşkınlıkla döndüm.

Elinde siyah tükenmez kalemimi tutuyordu.

Demek amfide düşürmüştüm.

"Teşekkür ederim."

Kalemi bana uzattı.

Bu kez gidecek sandım.

Ama birkaç saniye durdu.

"Gördüğün her şeye hemen inanma."

Ne demek istediğini anlayamadan arkasını döndü.

"Bir dakika!"

Seslendim.

Durmadı.

Kalabalığın arasına karışıp gözden kayboldu.

Asya yanıma geldi.

"Ne dedi sana?"

Başımı iki yana salladım.

"Bilmiyorum..."

Asya derin bir nefes aldı.

"Demek seninle konuştu..."

"Nesi var bunun?"

Asya cevap vermedi.

Sadece kampüsün diğer ucundaki eski binaya baktı.

Sonra yavaşça fısıldadı:

"Burada bazı hikâyeler, ders kitaplarında yazmaz Asena."

Ve ben, o gün ilk kez hissettim...

Bu üniversiteye sadece hukuk okumaya gelmemiştim.

━━━━━━━━━━ ⚖ ━━━━━━━━━━

Beni bekleyen, çok daha büyük bir hikâye vardı.

Asya'nın sözleri bütün gün kulaklarımda yankılandı.

"Burada bazı hikâyeler, ders kitaplarında yazmaz Asena."

Ne demekti bu?

Eski binaya neden öyle bakmıştı?

Ve en önemlisi...

O çocuk neden bana "Gördüğün her şeye hemen inanma." demişti?

O akşam yurda döndüğümde ders çalışmaya çalışıyordum.

Kitabın sayfaları önümde açıktı ama tek bir satır bile okuyamıyordum.

Telefonuma Asya'dan mesaj geldi.

Asya: "Yarın sabah erken gel. Sana biriyle tanıştıracağım."

Ben: "Kim?"

Mesajı gördü.

Yazıyor...

Yazıyor...

Sonra hiçbir şey yazmadan çevrim dışı oldu.

"Ne garip kız..." diye mırıldandım.

Ertesi sabah kampüs normalden daha sakindi.

Saat henüz sekizi bile göstermiyordu.

Asya, hukuk fakültesinin önündeki bankta beni bekliyordu.

"Neden bu kadar erken çağırdın?"

"Emin olmak için."

"Neyden?"

Asya cevap vermedi.

Sadece fakültenin girişine baktı.

Birkaç saniye sonra siyah bir araba kampüs kapısından içeri girdi.

Araba yavaşça fakültenin önünde durdu.

Kapı açıldı.

Arabadan o indi.

Üzerinde koyu renk bir ceket vardı.

Her zamanki gibi ifadesizdi.

Ama bu kez dikkatimi başka bir şey çekti.

Okuldaki güvenlik görevlisi onu görünce başını eğerek selam verdi.

Aras ise sadece kısa bir baş hareketiyle karşılık verdi.

Kaşlarımı çattım.

"Neden güvenlik görevlisi ona selam verdi?"

Asya derin bir nefes aldı.

"Çünkü onu tanıyor."

"Herkes tanıyor gibi."

"Evet..."

"Ama neden?"

Asya bana döndü.

"Sana bir şey söyleyeceğim."

Dinlemeye hazırdım.

"Adı Aras Demir."

İlk kez tam adını duymuştum.

"Demir..."

"Asena, bu okulda Aras Demir'i tanımayan yoktur."

"Neden?"

Asya tam cevap verecekti ki arkamızdan bir ses geldi.

"Benden mi bahsediyorsunuz?"

İkimiz de irkilerek arkamızı döndük.

Aras...

Ne zaman yanımıza gelmişti?

Hiç fark etmemiştik.

Asya bir adım geri çekildi.

Ben ise şaşkınlıkla ona bakıyordum.

Aras'ın bakışları bu kez doğrudan benim üzerimdeydi.

"İnsanlar hakkımda konuşmayı çok sever."

Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

"Ama nedense hiçbiri gelip bana sormaz."

İlk kez ne diyeceğimi bilemedim.

Aras birkaç saniye sustu.

Sonra gözlerini gözlerime kilitledi.

"Merak etmek güzeldir, Asena..."

"...ama bazen insanı hiç istemediği yerlere götürür."

Bunu söyledikten sonra yanımızdan geçip fakülteye girdi.

Ben olduğum yerde kalmıştım.

Çünkü...

Ben ona ismimi söylememiştim.

Peki, Aras benim adımı nereden biliyordu?

Bölüm sonu

1 yorum