Başladığınız tarih?
Hepinize merhabalar! Uzun zaman sonra yirmi sekiz ile kavuşmak nasip oldu. Gerçekten o kadar mutluyum ki, size anlatamam bile. Yirmi sekiz bölümlük, kısa ama bir o kadar da dolu bir roman ile karşınızdayım. İKİ GÜN TEK GECE'nin aksine, aksiyondan çok, sakinliğe ama yoğun drama yer verdiğim kurgum artık size emanet. Umarım beğenirsiniz. Bu sefer oy sınırında tabi tutacağım sizi. Maalesef bu benimde çok hoşuma giden bir durum değil ama kitabın büyümesi için oldukça faydalı oluyor, bunun için üzgünüm.
60 oy.
100 yorum.
Sadece bu kadar. Sınır geçildiğinde ilk bölüm gelecektir, emin olabilirsiniz. Umarım gerçekten beğenir ve desteğinizi eskitmezsiniz. Bölüm şarkıları ile okumanızı tavsiye ediyorum!
Keyifli okumalar.
Bölüm şarkıları;
Mobel Matiz, Sarmaşık
Bora Duman, Sende Gidersen
Fazıl Say, İnsan İnsan
"Yalnız değilsin."
YİRMİ SEKİZ.
Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça bağladım. Bağlandığım sandığım yerlerden derin yaralar aldım, kanadım. Yirmi sekiz bıçak yarası, tam karnımda, o adamın eserleri... Hatlar insanı büyütür derler, öyle duydum. Öyleymiş de gerçekten. Bana büyümeyi, yirmi sekiz bıçak yarası öğretti.
Demir, soğuk, keskin ve sıcak. Karnımda ağrı hissetmiyorum, hayır. Göğsüm acıyor, göğsüm çok acıyor.
Issız depoda dizlerimin üzerine düşerken beni kolumdan tuttu. "Bırak," diye feryat ettim acı içinde kıvranırken. Eli kolumu daha sıkı kavradı ama onun acısını da hissetmeyecek kadar uçmuş gitmiştim. "Yetmedi mi?" diye mırıldadım zorlukla. Dilim damağım kurumuş, karnımdaki ağrılar akıl almayacak seviyeye gelmişti. Acı içinde yumdum gözümü. Sertçe yutkunduğunu işittim. "Ölüyorum, Kuzgun." diye fısıldadım bu seferde. Ölüyorum, sevgilim, mutlu musun?
"Hayır," diye fısıldadığını işittim. "Hayır, hayır, hayır." Zikrettiği kelimeyle damarlarımdaki kan çekilir gibi oldu. Benim çöktüğüm gibi, tam karşıma o da dizlerinin üzerine çöküverdi. Damarlı elleri iki yanağımı kavrarken, "Güz," diye fısıldadı soğuk nefesi yüzüme vururken. Onun nefesi hep sıcaktı aslında ben şu an çok üşüyordum. "Güz, hayır." dediğinde gözümden bir damla yaş düştü. Yaralarıma değil, onun pişmanlığına ağlayarak, ne kadar berbat biri olduğumu gösterdim. Hıçkırmamla ağrının artması aynı anda oldu. Koskoca depodaki yankılanan çığlığım, bana ulaştığında artık bir harabeydim. "Sakın," diye fısıldadım, buz kesmiş avuç içlerim ile sakallı yanaklarını kavrarken. "Bu yaptığından sakın pişman olma. Çünkü ben seni asla affetmeyeceğim."
"Ölmeyeceksin," diye soluklandı hızla. Başını iki yana salladı bunu inkar etmek adına. "Güz, ölmeyeceksin, tamam mı?" Acıyla gülümsedim. Kendini şu an ikna etmeye çalışıyordu. Bulanık gözlerim karnıma kayarken kıpkırmızı olan tişörtüme öylece baktım. "Az kaldı," diye fısıldadım artık ellerimi dahi tutacak halim kalmamışken. Alnımı alnına yasladı bana güç vermek adına. "Hayır," diye bağırdı ıssız depoda. "Affetme beni yemin ederim ki sakın affetme ama," dedi acı bir yutkunuşun ardından, birbirine değen yanaklarımızda ıslaklık hissettim. Zorlukla gözlerimi açarken, karnıma saplanan bıçak yaralarından daha ağır bir ağrı hissettim göğsümün ortasında. Ağlıyordu. "Lütfen. Lütfen yaşa, sevgilim."
Yanağımı ağır ağır ıslak yanağına sürtüp gözyaşlarını benimkiler ile karıştırdım. Gözlerim kapanıyordu ve benim artık direnecek gücüm dahi kalmamıştı. "Ben, ölüyorum," dedim zorlukla. "Ve sen," yutkundum. "Sen yaşıyorsun."
"Güz'üm..." dedi feryat edercesine. "Bana bir gün dedin ya, ölsem beni unutacağını biliyorum ama ben ölsem dahi seni söküp atamayacağım diye." dediğinde öyle zorlanıyordu ki sırf onun sesini duyabilmek ve ölümümün gecikmesi için dualar ediyordum içimden. "Dedim." derken sesimi ben bile duyamamıştım. Alnımı alnına daha sıkı bastırırken eli karnımdaydı, benim buz kesen elim ise hemen onunkinin üzerinde...
Dudaklarını buz kesen alnıma değdirdi. Öpmedi, öylece alnımda soluklandı. Ben ise nefes almakta zorlanıyordum. "Ben, sevgilim, ben seni öyle çok sevdim ki, bizim sonsuzluğumuz bu dünyaya haram." Dediğinde bir anlığına nefesim kesildi. Boğazımdan geçip, ciğerlerime ulaşamayan hava gözlerimin dolmasına sebep oldu. "Yalnız değilsin," diye fısıldadı acı içinde. Konuşmak istedim ama kesik kesik aldığım nefesim, cümleleri dilime hak görmüyordu. "Yalnız değilsin, yaram, yalnız değilsin."
Ölüyorum sevgilim. Senin dudakların var alnımın üzerinde soluklanan, evet ben yalnız değilim.
Belimde artık gücünü yitirirken, katilimin kollarında ruhsuzca yatıyordum. Eli karnıma baskı yaparken, kendi de farkındaydı yok olduğumun. Son kez zorlukla gözlerimi açtım. "Süre doldu," dedi zihnimi tercüme ederken. Gözlerimi iki kere kapatıp açtım, evet sevgilim süremiz doldu, dememe gerek kalmadı. Anladı. Onun yaşları buz kesen yüzüme düşüyordu lakin ben artık hiç bir şey hissetmiyordum. "Orada, korkma olur mu?" diye fısıldadı belimden tutup göğsünü göğsüme yaslarken. Burnunu boynuma gömdü. "Geleceğim yanına, söz, söz geleceğim, Güz. Seni yalnız bırakmayacağım." Karanlık orası, gelme diyemedim. Cehennem beni kendine doğru çekerken, göğüsüm inip kalkmayı bıraktı.
Gök inledi feryat figan,
Yirmi sekiz açık yara,
Cehennem açtı kapısını,
Cesetler kucaklandı, karanlık yola.
⚜️
Kalbimin sol köşeleri, nasılsınız? Yirmi sekiz ile sonunda kavuştuk. Biliyorum, biraz soru işaretleri var kafalarınızda, hatta çoğu şeyi sorguluyorsunuz. Yirmi sekiz, sonu belli bir kitap. En azından sonun bir kısmını daha en baştan okumuş bulunmaktasınız. Asıl son, bu değil. Kısa ama dramatik bir roman tarzında olacak, en azından benim hedefim şu anlık bu.
Yirmi sekiz çok yara almış bir kitap. Nerden esinlendiğim konusu ise oldukça karışık, belki bir gün anlatırım, ne dersiniz?
Ben hep bu kısma gelirken biraz heyecanlanıyorum ve sonradan okuduğumda, ya niye böyle yazdın ki, diyebileceğim şekilde saçmalıyormuşum gibi hissediyorum. Nedenini de bilmiyorum gerçekten. Siz benim için öyle kıymetlisiniz ki, her halde en büyük heyecanımın sebebi bu. Burada içimi açmak, asıl ben olmak fazlaca iyi geliyor ve siz en başından bu ana tanıklık eden, farklı bir hayatımsınız. Bunun için hepinize binlerce kez teşekkür ediyorum. İyi ki, iyi ki varsınız.
Çok teşekkür ederim.
Sevgilerle kalın.