İçeriğe geç

Yine Karşılaşırsak

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Yine Karşılaşırsak

Bölüm 1

Son Arzum

Her gün yaptığı işi yapıyor , gözlerini ekrandan ayırmadan tuşlara basıyor, hesaplamaların hepsini kafasından yapıyordu. İşine odaklanmış bir şekilde işlemleri karıştırmamak için titizlikle çalışıyordu. Bireysel telefonu her zamanki gibi sessizdeydi. Onu bölen ses ise masasının üstündeki kablolu telefonuydu. Yine de gözlerini ekrandan ayırmadan açtı telefonunu. Kısa bir konuşmanın sonunda anlaşılan oydu ki Mikey her zamanki gibi diğerlerinin yaptığı bir veri hatası için kendisini aramıştı. Derin bir nefes aldı, bir kaç saniyeliğine gözlerini kapattı ve başını ovdu. Henüz gün yeni batmıştı ve işleri yeni yeni başlıyordu fakat başı çoktan çatlamaya başlamış birazdan da ortadan ikiye ayrılacakmış gibi hissettiriyordu. Belki de önceki akşam diğer salaklara uyup bu kadar içmemeliydi. İçlerinden en az alkol dayanıklılığına sahip olan kendisiydi nede olsa.

Ayağa kalkarak önce arkasındaki manzaraya döndü. Şehir ayaklarının altında gibi duruyordu ve bunu gerçekten seviyordu. İnsanlar küçük karıncalar gibiydi ve sanki istese onları ezebilirdi. Aslında bu güce de sahipti. Adamlarına söylese en fazla bir saate her şey hallolmuş olurdu. Tüm bu zaman bunun için çabalamıştı ve artık istediği yerdeydi. Uzun zamandır istediği yerdeydi aslında. Kaç yıl olduğunu saymayı bırakalı çok olmuştu. İstediği yerde olmasına rağmen bazı zamanlar özellikle de sessiz geçen gecelerde tarif edemediği bir şeyler eksikliğini hissederdi. - Bu akşamda onlardan birisiydi aslında.- Dalgın dalgın bakınmalarının sonunu getiren tekrardan çalan telefonu oldu. Mikey nerede kaldığını sorguluyor ve sitem ediyordu. Her zamanki gibi alttan alarak kapattı telefonunu ve en üst katta olan ofise yürüdü.

"Başka bir isteğin var mı patron? " "Şu anlık yok." Karşısındaki kişiye karşı saygıyla eğilerek ilerledi. Buradaki işi bittiğine göre ofisine geri dönebilirdi. Belki yolda bir kahve alır ve geçmek bilmeyen baş ağrısı için iyi gelmesini umarak içerdi. Kapıyı açtığında arkasından gelen sesle tekrardan patronuna döndü. "Az kalsın unutuyordum. Doğum günün kutlu olsun Kokonoi. Bugünlük bu kadar iş yeter." Patronunun değişmeyen mimikleri söylediği sözlerini sorgulamaması gerektiğin düşündürttüğünden ne dediğini de ilk başta önemsemedi. Teşekkür etti ve kapıyı kapattı. Alt kattaki bara gitmek için asansöre bindi , bomboş olan bardaki rastgele bir koltuğa oturdu. Kendisine ne istediğini soran barmene bol demli filtre kahve istediğini söyledi. Kahvesini beklerken telefonunu alarak gelen e-postalarına bakmaya başladı. O esnada bir kaç saniyeliğine bildirim çubuğunda beliren mesajla dona kalmıştı. Eskilerden, yıllar öncesinden kalma bir anın içerisindeydi sanki. Fakat mesajı açmak için bildirimlerine baktığında az önceki bildirimin mesajın yok olduğunu gördü. Az önce gördüğü mesajın gerçek olamayacağını kendisi de biliyordu. Yeni numarasını çetedeki sayılı kişiler biliyordu sonuçta ama görmüştü, mesajı görmüştü ve bundan emindi. her ay düzenli değişen telefonlarına , numaralarına rağmen, hiç bir zaman tüm bu telefonlara, sim kartına kaydetmediği numaranın kaydedilmiş bir şekilde ona doğum günü mesajı attığını görmüştü. Bugün ayın kaçıydı ki ? Gerçekten doğum günü olup olmadığını bilmiyordu belki de yorgunluktan halüsinasyon görmüştü. Sonuçta o sessiz ve düşünceli olduğu günlerden birindeydi... Bu tarz olaylar artık hayatının bir parçası olmuştu sadece bazen neyin ne olduğundan emin olamıyordu o kadar.

Telefonundaki tarihe baktığında gerçekten de doğum günü olduğunu fark etti. Kaç yaşına girmişti ki? Ya da kaç yılını çoktan tüketmişti? Otuz iki? Otuz üç? Yolun yarısını geçeli çok olmuştu. Tek bildiği buydu. Barmene seslenerek kahvesini getirmemesini söyleyecekti ki masanın üstünde çoktan soğumuş olan kahveyi gördü.

Dev gibi binadan çıktığında havanın soğukluğu yüzüne vurdu. Artık kendisi de ezebileceğini düşündüğü insanların arasındaydı. Belki de birileri şuan da onu ezebileceğini düşünüyordu...

Nereye gitmesi gerektiğini bilemedi ya da ne yapması gerektiğini. Eve gidip uyuyabilirdi, bir bara gidip bir şeyler içebilir bir kızla (veya erkekle) takılabilirdi, belki de biraz yürüyebilir kendisini ayaklarına teslim edebilir ve... Hayır, hiç birini yapmayacaktı. Özellikle de son seçeneğin aklında ve midesinde oluşturduğu bulantılar kesinlikle kendisine iyi gelmiyordu.

En nihayetinde tüm bu bulantılara rağmen nereye gittiğini bilmediğiyle ilgili kendisini kandırarak yürüdü. Tanıdık yollardan geçerken zihninde yankılanan sesler kendilerine bir form kazanmış ve karşısında belirmişlerdi. Yaklaşık on üç on dört yaşındaki kendisi ile yanındaki sarışın genç gülüşerek ona doğru geliyorlardı. Kendisinin gözleri sarışının elleriyle kapatılmıştı. Sanki nereye , ne için gittiklerini bilmiyormuş gibi sarışının kendisini yönlendirmesine izin veriyordu.

Kendisi de gördüğü halüsinasyonların peşine takıldı. Elbette ki gerçek olmadıklarını biliyordu. O günlere geri dönemeyeceğini biliyordu.

Her şey gayet güzel giderken bir anda yok oldular. Yolun sonuna gelmişlerdi. O zamanlarda bile yıkık dökük olan ev artık olması gereken yerde değildi. Yıkılmış, yerine çok daha modern bir ev yapılmıştı. Bir süre eve baktı. "Koko?" Kendinden emin olmayan sesi duyduğunda arkasını dönmek istemedi. Biliyordu çünkü ona seslenen kişi aslında orada değildi. Bu da öylesine bir halüsinasyondu. Gerçek olmasının imkanı yoktu. Artık ikisi de büyümüştü ve kendisi de sarışın da değişmişti. Artık siyak kısa saçları yoktu. Tam zıttıydı, uzun, beyaz... "Koko sen olduğunu biliyorum. Neden buradasın? "

Yanılıyor muydu? Gerçekten de imkansız dediği kişi tam karşısında duruyordu. Belki de tanrının ona bahşettiği doğum günü hediyesiydi. "Burada ne işin olduğunu sordum?" Zihni durmuş , düşünceleri derin bir pus sarmalamıştı. Gözleri dolmuş, burnu sızlamaya başlamıştı. En azından kendisine öyle geliyordu. Fısıldayarak yanıt verdi . "Bilmiyorum." Sarışın göz devirerek arkasını döndüğündü. Sarışının bakışlarındaki anlamı biliyordu: Şimdiye kadar neyi bildin ki? Neyden emin olabildin ki?

Peşinden gitmek istedi. Herhangi bir şey söylemek istedi. Kelimeler boğazına kadar geliyor fakat bilmediği bir nedenden dolayı konuşmasını engelliyordu. Sarışına karşı her zaman böyle olmuştu. Ne zaman ana duygularından bahsetmek istese, hislerini anlatacak olsa korkmuştu. Niye korktuğunu da bilemiyordu. Sarışının kendisini anlamayacağı mı düşünüyordu? Oysa her zaman kendisinden bile önce anlardı onu. Her daim yanında olurdu ama bu oldukça yorucuydu ve bunu sonsuza kadar yapamazdı. Sonsuza kadar kendisine toleransta bulunamazdı. Boğazı düğümlenmiş midesindekiler kalkmış ,kusmamak için kendisini zor tutmuştu. En nihayetinde hiç bir zaman Sarışına tek bir kelime edemez ve onun bir şeyler söylemesini meseleyi çözmesini beklerdi. Yine öyle oldu. Demek ki yıllar geçmesine ve pek çok şey değişmesine rağmen bazı şeyler değişmeyebiliyordu.

"Ne bekliyorsun , gelsene." Kolundan tutularak çekiştirildiğinde sarışınla ilerlemeye başladılar. Sahile doğru yürüdüklerini fark etti. Yol boyunca kendisini sürüklemesine izin verdi. Göz ucuyla da ona bakıyordu. Her zamanki gibi kendisinden uzundu ve omuzları dik bir şekilde yürüyordu. Kulağının hizasına zor gelen sarı saçları artık omuzlarındaydı ve her bir sokak lambasının yanından geçerken lambanın ışığıyla parlıyorlardı. Eskisinden de bakımlı duruyordu saçları. Uzansa dokunacak olmasına rağmen bir o kadar da uzaktı.

Kumlara oturduklarında üzerindeki takımı umursamamıştı. Bunun benzeri trilyonlarca takıma sahipti. İçlerinden bir tane kirlense de bir şey değişmezdi. Yan yana oturuyorlar ve birbirlerindense denizi dinlemeyi tercih ediyorlardı. Hiçbir zaman birbirlerini tam anlamıyla dinleyebildikleri söylenemezdi. Sarışını izlemeye dalmıştı ki kendisine dönmesiyle irkildi. Her ne kadar gözlerini kaçırsa da çoktan yakalanmıştı. Bu yüzden tekrardan kaçamak bir şekilde ona döndü. "Biliyor musun aslında seni göreceğimi hiç düşünmemiştim. Özellikle de bugün. Ne bileyim pahalı bir mekanda veya barda kutlama yapıyorsun sanmıştım." "Hayır, bugün değil. Bugün pek modumda değilim." "Belli oluyor. Gülmediğin nadir anlardan biri yaşanıyor şuanda. Özellikle de o alaycı gülümsemen eksik." Kendisiyle dalga geçercesine gülümsüyordu fakat ses tonu oldukça ciddi olduğunun kanıtıydı. Omuz silkmekle yetindi. Sarışın derin bir nefes vererek uzandı. "Yıldızların görünmemesi ne kadar kötü. Belki beklersek görebiliriz." Kendisi de Sarışın'ın yanına yattı . "Belki..."

Ne zaman içinin geçtiğini hatırlamıyordu. Buraya nasıl geldiğinden bile emin değildi aslında. Gözlerini gök yüzünden ayırmıyordu. Üşüyen burnu ve yanaklarına aldırmadı. Kasılarak gülümsedi. Beklemiş ve yıldızlar görebilmişti. Başını çevirdiğinde ise karşılaştığı boşluk yüzündeki tüm kasılmaları silmişti. "Yıldızlar." dedi. "Sönüp gideli çok oldu..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.