İçeriğe geç

YİN ve YANG | Alöz

Bölüm 3 · 4 dk okuma

YİN ve YANG | Alöz

Bölüm 3

3.BÖLÜM

ALİ’NİN GÖZÜNDEN

Daha sonra hoca Özcan’ın yanına gitti; tuvalete gitmek isteyip istemeyeceğini sordu. Özcan başını "evet" anlamında salladı, sırasından kalkıp dışarı çıktı. Bu durum hoşuma gidiyor ama gitmiyordu ne yapacağımı ve düşüneceğimi bilmiyordum. Acaba hatalı mıydım?

Kendi kendime düşünürken fiziğin ses tonunu yükseltince irkildim ve tüm odağımı hocaya verdim.

Özcan fizik dersi boyunca hocayı izledi. Aklından bir sürü farklı şey geçtiği belliydi ya da ben onu tanıdığım için bundan emindim. Gün boyu hiç konuşmadık. Onunla konuşmayı da düşünmüyordum.

Gün nihayet bittiğinde eve gittim ve güzel bir uyku çektim.

★ Özcan’ın Gözünden ★

İğrenç bir okul gününden sonra yatağımda oturmuş, evel cevaptan baka baka biyoloji ödevimi yapıyordum. Bu kadar şey yaşadıktan sonra bir de derse kafa mı yoracaktım? Düşüncelerim ve sinirim kapının açılmasıyla bölündü.

"Anne, sana kaç kere daha kapımı çalmadan odama dalma demem gerekiyor!" diye çıkıştım.

Annem, "Ay Özcan, acelemiz var oğlum. Teyzen rahatsızlanmış, yanına gidiyoruz," dedi. Çok telaşlıydı. Arkadan babam konuştu: "Ay oğlum, annen abartıyor. Teyzenin ateşi çıkmış, serum takmışlar. Bu gece hastanede olacağız."

"Tamam, dikkat edin," dedim ve işime döndüm. Sanırım 15-20 dakika sonra kapı çaldı; kimin geldiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Yatağımdan doğruldum ve kapıya yöneldim. Belki Ali gelmiştir diye düşündüm; belki benden özür diler. Hayır dilemesin, ya da dilesin ama ben reddedeyim...

Düşüncelerimden sıyrılıp kapıyı açtım. "Ne!?" dedim istemsizce. Biri karşıma ayna tutuyordu sanki. Hayır, bu ayna değildi; karşımda tıpatıp aynım olan bir insan duruyordu.

Şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı. Benim aksime karşımdaki insan 32 diş sırıtıyordu. Konuşmaya başladı: "Özcan? Değil mi?"

Birkaç saniye yüzüne baktıktan sonra silkelenip cevapladım: "Evet. Sen kim-“

Karşımdaki çocuğun üstüme atılıp kaburgalarımı kıracak şekilde sarılmasıyla sözüm yarıda kaldı. Çocuğun en sonunda beni salmasıyla rahatladım.

"Yıllardır seni arıyorum," gözlerinden yaşlar akmaya başladı, "Sen benim ikizimsin."

Günün bütün sinirini ondan çıkaracaktım:

"SEN BENİMLE TAŞŞAK MI GEÇİYORSUN! ZATEN SİNİRİM TEPEMDE! SİKTİR GİT LAN EVİMDEN!"

Çocuğu kapının dışına ittim. Kapıyı tam kapatacakken araya bacağını uzattı. "Siktir git, polisi ararım!" dedim.

Çocuk ağlamaklı bir ses tonuyla konuştu: "Yıllardır seni arıyorum. Beni dinlemek zorundasın. Yalvarıyorum!”

Direnmekten yoruldum ve çocuğu içeri aldım. Sanki kendi eviymiş gibi koridordan sağa dönüp odama girdi. Sabır, dedim kendi kendime. Döner sandalyemde oturmuş ukalaca dönüyordu. Ya da bana öyle geliyordu. Yatağıma her an kalkıp kaçabilecekmiş gibi oturdum. Tetikteydim. Anlat, dedim Ali’nin sesini andıran bir soğuklukla. Çocuk derin bir nefes verdi:

"— Benim adım Mertcan. Ayrı annelerden doğduk ama aynı DNA’yı taşıyoruz. Annemiz ve babamızın çocuğu olmuyormuş. Bu yüzden tüp bebek yapmaya karar vermişler. Ancak hata yapılmış ve ikiz bebek olarak döllenmiş. Ama annemiz tek bir bebek istediği için beni çocuğu olmayan başka bir aileye evlatlık vermişler. 10 yaşımdayken öğrendim bu durumu ama seni bulamadım. Aylar önce TikTok’a çektiğin videoları gördüm, ilk bakışta sen olduğunu anladım. Bu arada büyük bir potansiyelin var. Sonra seni panelledim. Cesaretimi ancak toplayabildim ve evine geldim."

Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilmiyordum. Sadece, "Bunlar doğru mu?" diyebildim aynı soğuk ses tonuyla. İkizim olduğunu iddia eden Mertcan "evet" anlamında başını yukarı aşağı salladı.

"E, benden ne istiyorsun? Seni de ünlü yapmamı falan mı?" diye sordum.

Güldü: "Hayır ama yanında kalmak istiyorum. Bu kadar zaman ayrı kaldık artık; seni buldum, daha bırakmam Özcan abişşş..."

"Seni tanımıyorum," dedim, "nasıl evime alayım?"

Mertcan yanıma yaklaştı: "Ama ben seni, yani kardeşimi tanımak istiyorum," dedi. Birbirimize çok yakındık nefes alışverişlerini duyabiliyordum. Rahatsız olup adımladım. Geriye gitmemle yerle birleşmem bir oldu; can acısından inledim. “Şu siktiğimin evinde hiçbir şey yolunda gitmiyor!!”

Mertcan yanıma yaklaştı; gözleri üzgün ve korkmuş bakıyordu. Afalladım.

"Eee, şey... İstemeyerek küfür ettim, kusura bakma," dedim kaşınan kafamı kaşırken.

"Sorun değil, buna da alışırım abiş."

"Bana neden abi diyorsun, ikizin değil miyim? Yaşıtız yani," dedim anlamlandıramadığım ses tonuyla.

"Ya sen benim her şeyimsin," diyiverdi bir anda. Mutlu olmuştum, sırıttım. Daha sonra aklıma Ali’nin böyle sırıtışı geldi. Yüzümdeki o ifade giderken göz devirdim.

"Aman neyse, anneme bu durumdan bahsetmeliyim; ancak öyle bu evde kalabilirsin. Şu an git lütfen," dedim.

Yüzü düştü. "Peki ama geri geleceğim," diyerek kapıya yöneldi, yürümeye başladı. Ben de arkasından yürüyordum. Bir an duraksadı. Arkasını dönüp ellerini belime dolayarak bana sarıldı. Mesafeli bir şekilde ben de ona sarıldım. Bu açıdan kokusunu hissedebiliyordum; çok güzel kokuyordu. Kokusunu içine çekip kollarımı ondan ayırdım.

Kapıyı açıp onu yolcu ettikten sonra kendimi salondaki bir koltuğa atıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Sehpanın üstünde duran AirPods'umu alıp taktım. Elim"yüzyüzeyken konuşuruz’un "Seni Buldum Ya" şarkısına gitti...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.