İçeriğe geç

Yıldızlı Geceler!

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Yıldızlı Geceler!

Bölüm 1

Cehennemden 8 Yıl

-27 Eylül 2001-

*Yazarın ağzından*

Avusturya'nın Viyana'daki Özel hastanesinde Elis adında bir kız doğar. Doğduktan sonra hemşire yıkamak için çocuğu götürür. Döndüğünde hemşirenin elinde çocuk yoktur. Elis'in annesi Sirenà bebeğin yokluğunu fark edince endişeli bir ifade ile hemşireye sorar:

S: Elis nerede? Birşey mi oldu?

H(hemşire): Üzgünüm hanımefendi, doğum sırasında su yutmuş. Aslında doğum sırasında çocuk kurtulursa sonrasında çocuğu kaybetme ihtimali çok düşüktür. Yaşanan nadir ve üzücü bir durum. Kaybınız için üzgünüm hanımefendi...

Sirená'nın gözleri dolar ve ağlamaya başlar. Hemşire odadan çıkar.

*Hemşirenin ağzından*

Odadan çıktım ve aslında ölmemiş olan minik bebeğin yanına gittim. Zavallı kadın ona yalan söylemek zorunda kalmıştım. Ancak kendi öz ablam tanımadığım bir kadından daha önemli. İçi rahat olabilir çünkü şuan çocuğunun cennette olduğunu düşünüyor. Aslında doğduğumdan beri bana öğretilen birşey varsa o da: "özel hayatla iş hayatını birbirine katma!" cümlesiydi. Hata yapmış da olabilirdim. İkilemde kalmamak için kendi kendimi avuttum. "Sakin ol Wendy, ablanla daha mutlu olacağına emin ol o bebeğin." Doğruydu, öyle umuyordum. Ablam çok sevinecekti. Bebeği kucakladım ve kundak yapacak şekilde sarıp sadece yüzünün görülmesini sağladım. Ofisime götürüp bebeği beşiğe koydum. Ölmüş yeğenimin beşiğiydi. Direk müdürümün yanına gittim. Kusacak gibi hissettiğimi ve işimin hepsini bitirdiğimi söyledim. Tabi ki çıkmama izin verdi. Ofisime gidip bebeği beşikten alıp hastaneden çıktım.

Akşam olduğunda ablam Dina'yı evime davet ettim.

Telefon konuşması:

W: Selam abla bu akşam bana gelin size mükemmel bir sürprizim var!

D: Harika tabi gelirim.

Telefonu kapattım ve beklemeye başladım.

20 dakika geçti geçmedi zil çaldı. Kapıyı açtım ve önümde duran ablamın içeri geçmesi için kenara çekildim. İçeri girdi ve her zaman olduğu gibi sabırsızlığıyla etrafta göz gezdirirken şu soruyu sordu:

-Bana olan sürprizin nedir peki?

Bu bencilliği canımı sıkmıştı. En azından önce hal hatır sorabilirdi. Acaba çocuğu bu deli kadına vermek yerine gerçek ailesine geri mi götürmeliydim? Bu düşünceleri aklımdan kovaladım ve sorduğu soruya cevap verdim:

-Tabi salona geçelim göstereceğim.

Salona ilerledim. Arkamdan geldi. Salona girdiğimizde bebeği gösterdim. Şaşırmış bir ifade ile bana baktı. Tahmin edileceği gibi sordu:

-Bu da ne? (Neye benziyor?)

Saf gibi cevapladım:

- Bebek işte.

Benim kısa cevabıma soruyu açarak tekrar sordu:

D: Onu görebiliyorum, sürprizin bu mu? Neden ki?

W: Tam 1 yıl önce bugün kendi bebeğini kaybettin. Tam bugün de çalıştığım hastanede senin bebeğine çok benzeyen tatlı mı tatlı güzel mi güzel bir kız doğdu. "Bu bir tesadüf olamaz bu tanrının bir işareti olmalı." Diyerek aldım ve sana getirdim.

Dina ablam elini ağzına koydu, şaşırmış ve üzgün görünüyordu:

D: Yani hastaneden sırf bu yüzden bebek mi çaldın?

W: Çalmadım, öz ailesi öldü olarak biliyor.

D:Bu daha da kötü ya! Se-sen kafayı yemişsin. Ben hastanenin yöneticisini arıyorum.

W: Saçmalama Dina işten atılırım!

D: Şuan ki tek derdin işten atılmak mı yani? Bu yaptığın bir suç mümkünse işten atıl zaten. Bana bak ya şimdi hastaneye gider bebeği öz ailesine geri verirsin ya da polisi ararım hapse atılırsın.

W: Bebeği geri falan götürmeyeceğim. Senin için o kadar çabama rağmen bebeği almayacaksan ben büyütürüm.

Dina ayağı kalktı ve telefonuna yönelerek: "Polisi arayacağım hatta akıl hastanesini arasam yeri!" dedi. O telefona giderken elime masanın üstündeki tabilattan kalan levyeyi aldım ve arkama sakladım. Tam telefonu eline aldığında arkasından levye ile kafasına büyük bir darbe indirdim. Bayıldı ancak ben ona karşı fazla sinirliydim. Bayılması yeterli olacağı halde kendimi tutamadım. Bir defa daha vurdum ve bir defa daha sonra bir defa daha...

Ölmüştü... Asıl önemli olan onu ben öldürmüştüm. Katil olmuştum. Hemen cesedi alt katımda ki bodruma taşıdım ve kilitledim. Bodrum kapısının üzerindeki kapı kolunu kopardım ve duvar kağıdını üzerini örtecek şekilde yapıştırdım. Amacına ulaşmıştım kapı olduğu gözükmüyordu bile. Bodurm merdiveninden yukarı çıktım ve kapıyı kitleydim. Anahtarını ise anı kutuma koyup kitledim. Yukarı çıktım elimi yüzümü yıkadım ve kanı temizledim. Bütün bunlar olmamış gibi davranarak soğuk kanlılığımla (Bence psikopatlık) bebeği kucağıma aldım ve hafifçe sallayarak huzur verici bir şarkı söyledim. Elis'in(bebeğin) uykuya daldığını hissettim. "Yıldızlı geceler minik... Duraksadım. Ona Elis diyemezdim yeni bir isim gerekiyordu. Ölen yeğenimin adını koydum. Sonrasında "Lavin!" Diye fısıldadım

-12 Aralık 2004-

*Yazarın ağzından*

Wendy'nin işleri çok yoğunlaşmıştı. İleride daha da yoğunlaşırsa Lavin ile hiç ilgilenmez diye korkmaya başladı. Erken düşünüp beraber büyüyebileceği bir kardeşi olmalı diye düşündü. 3 yaşındaki Lavin'i kreşe bırakıp bir çocuk evlat edinmek için birkaç kurum gezdi. En sonunda mavi gözlü sarışın bir erkek çocuğu buldu. Çocukla arasında özel bağ hissetti ve onu evlat edindi. Gerekli evrakları imzaladı ve evlat edindi. Adını Colé koydu. Gün sonu Lavin'i kreşten aldı ve eve geçti.Wendy, Lavin'e Colé'u gösterdi. Lavin mutluydu. Aynen Wendy gibi o da Colé'u çok sevmişti. Lavin yerinde zıpladı ve alkış yaparak evde koşturdu. Artık bir kardeşi vardı.

-2 Şubat 2015-

*Yazarın ağzından*

Lavin artık Lise son sınıftı. Dersleri çok iyiydi ve öğretmenlerinin gözde öğrencisiydi. Hiçbir gün devamsızlık yapmayı bırak geç bile kalmazdı. Lavin dakik, içe dönük, çalışkan, güzel ve mükemmeliyetçi bir kızdı. En büyük korkusu başarısızlıktı. Kardeşi Colè ise tam tersiydi; dışa dönük ve arkadaş canlısı, dersleri umursamayan, vurdumduymaz biriydi. Bu Lavin'i delirtirdi. Çünkü Wendy ona hiçbir şey demiyordu. Ancak Lavin bir kez olsun düşük bir not alsa evde kıyamet kopuyordu. Bu yüzden içten içe Colé'den nefret etmeye başlamıştı. Yalnız bunun onun suçu olmadığını çok net biliyordu. O gün tekrar beraber eve döndüler. Eve vardıklarında garip birşeyle karşılaştılar. Anneleri Wendy evde yoktu. Lavin stresle evin her yerinde Wendy'i aradı. Colè gene vurdumduymazlığını ortaya koymuştu. Ve bilgisayarın başına oturup oyun oynamaya başladı.

L: Kalk şu bilgisayarın başından annem evde yok!

C: Sende biraz sakin olmayı dene Lavi. Alışverişe gitmiştir birazdan gelir.

L:Sakin olamam. Annem ne zaman haber vermeden alışverişe gitti?

C: Belki hastaneye çağırdılar acil ameliyat çıktı.

L: Bizim annemiz çocuk doktoru yanında çalışıyor Cole. Ayrıca gece nöbetlerine gitmiyor.

C: Herşeye mantıklı bir açıklama yapmayı keser misin!? Herşey mümkün olabilir. Birazdan geri geleceğine eminim.

Colè Lavin'i sakinleştirmeyi başarmıştı.

L:Peki, bekleyelim bakalım...

-2 Nisan 2015-

Lavin'in ağzından

Bekledik... Umutsuzca tam 2 ay boyunca bekledik. Sözde Colè'a göre en geç bir saate gelirdi. Şaka maka tam tamına 2 ay geçmişti. Colè her seferinde kendini de beni de avuttu. Artık dayanamazdım. Okuldan ilk defa bir ders erken çıktım ve Colè fark etmeden polis ofisine gittim. Olayı baştan sona anlattım. Polis bana tahmin edilebilir bir soru sordu:

P(polis): Peki madem iki aydır kayıp neden iki ay sonra polise baş vuruyorsun?

*Lavin Içinden*: Ne diyecektim ki? Benim umursamaz, salak kardeşim yüzünden iki aydır geri gelir diye bekliyoruz polis bey. Bende çok zeki olduğum için bozacının şahidi şıracı gibi ona uydum.

Polis "Hanımefendi?" dedi.

Uzun süredir sessiz kalmışım meğerse.

P:Soruma cevap vermediniz?

L:Gelir diye düşündük.

P: İki ay boyunca mı?

Pff, bende aynı şeyi düşünüyorum da. Sessiz kalmamak için cevap verdim.

L: Evet... Ama bulmaya çalışacaksınız değil mi?

P: Tabi, birkaç soru daha sormam lazım öncelikle.

L: Dinliyorum.

2 saat boyunca soru sordu cevapladım. Benden şüphelenmediğini umuyordum. Mantıklı olarak neden bu kadar süre kimse bildirmediği halde 2 ay sonra kendimi ele vereyim ki? Colè şüphelenmeden eve döndüm. Gerçi o ne zaman şüphe etti ki? Eminim ki herhangi bir şeye endişe etse sevinecektim.

-7 Aralık 2016-

*Lavin'in ağzından*

1 yılı aşkın süredir annem kayıptı... En sinir bozucu olan Colè hiç değişmemişti. Onunla artık konuşmam gerekiyordu. Annemin bir anda kaybolması beni deli edecekti. En büyük sorun ise Colè dahil kimse ile bu konuyu konuşamamdı. Zaten konuşacak kimsem de yoktu. Colè gibi değildim ben. Ne kadar çabalasam da o hep benden daha popülerdi. Bu yüzden tabi ki çok fazla arkadaşı vardı. Benim ise tek arkadaşım Colè'du. Artık onunla arkadaş gibi olduğumuzdan bile emin değildim... Polisten 1 yıl boyunca hiçbir haber gelmeyince ben polis ofisine tekrar gittim.

P: Bayan Lavin, içeri gelin.

İçeri girdim ve polisten önce davranıp konuşmaya başladım:

L: 1 yıl 8 ay 5 gün geçti ben buraya en son geleli. Hâlâ annemden haber yok mu gerçekten? Eğer öldüyse ve benden saklıyorsanız direk söyleyin. Çünkü böyle kafayı yemek üzereyim. Yaşıyor mu öldü mü bilmiyorum. Hâlâ bir umut var mı? 1 yıl geçmesine rağmen geri döner mi? Kendi kendime hep bunları düşünmek nasıl hissettiriyor haberiniz var mı acaba? Yoktur çünkü sizin tek işiniz her işi alıp bir türlü kimseye yardım etmemek, yani geri dönüş yapmamak. Özel bir polis ofisinden ne bekledim ki zaten!? Sonuçta siz rahatsınız paranızı alıyorsunuz. Size ne zaten insanların derdinden değil mi ama? Hı? Cevap versene! Noldu dondun kaldın?

Tabiki ilk iki cümleden sonrasını içimden geçirmiştim... Gene!

P: Hayır hiç birşey bulamadık. Üzgünüm sizi bilgilendirmek isterdim ama hâlâ bir umut olabilir.

L: Sanmıyorum... Annem öyle biri değil. Kaçmaz ve kaçsa bile geri döner.

P:Annenin hiç bilindik düşmanı var mıydı?

L:Belki komşularımızdır. Onlar annemden nefret ederdi.

P: Komşularının adını soyadını biliyor musun?

L:Tabi ki!

P: Harika şu kağıda yazar mısın acaba?

L:Peki yazarım.

Uzattığı kağıda komşularımızın ad ve soyadlarını yazdım. Sonra ofisten çıktım. Son kez umutlu bir şekilde eve gittim. Ve nihayet derslerime tekrar yoğunlaştım.

-1 Ocak 2023-

*Lavin'in ağzından*

Umudum(uz) gram kalmamıştı... 8 yıl olmuştu. Geri dönmedi, cesedi bulunmadı hatta ölüp ölmediği bile bilinmiyordu... Derslerim tekrar çok iyiydi. Böyle zor bir duruma rağmen kendimi hiç salmamıştım. Psikoloji bölümü kazanmıştım. Hatta son sınıftım. Annem aklıma geldikçe kötü oluyordum. Colè bile değişmişti. O da annemi özlüyordu. Sadece duygularını dışa vuran biri değildi. Lise bittikten sonra okulu bırakmıştı. YouTube kanalı vardı. Tek iyi olduğu şeye bir kanal açmıştı: Oyun. Gerçekten de insanlar bunu izliyordu. Kendi oynamak yerine benim beceriksiz kardeşimi izliyorlardı. Şaşa kalıyordum ama bundan para kazandığı için laf etmiyordum. Sonuçta kendini geçindirsin de ne yaparsa yapsın! O akşam -1 Ocak akşamı- garip birşey oldu. Orta yaşlı bir kadın evin kapısını çaldı. Yüzünün siması çok tanıdıktı. Kapıyı açtım. Şoke olmuştum. Bu... Bu gerçek olamazdı tam 8 yıl sonra bu... Annemdi!

*Yazarın ağzından*

Lavin Wendy'i tanıdığı gibi sarıldı. Wendy beklenmedik şekilde Lavin'i itti. Lavin şaşırmış bir ifade ile Wendy'e baktı.

W:Tekrar yaşamaya gelmedim Lavin. Yanlış fikirlere kapılmanı istemem. Sen ve Colè ile birşey konuşmaya geldim. Artık bunun için hazırsınız. Sanırım... İçeri geçebilir miyim?

Lavin geçmesi için kapının önünde çekildi. Wendy içeri girdi ve koltuğa oturdu. Lavin Colè'u aşağı salona çağırdı. Wendy derin bir nefes aldı ve verdi. Konuşmaya başladı...

*-Bölüm 1 sonu-*

-Selam selam beğenmeniz dileğiyle devamını yazar mıyım bilmiyorum o yüzden votelayın ve yorum yapın

Ve devamını gerçekten istiyorsanız paylaşın ki daha çok kişi okusun ben de bölüm 2'yi atayım ve kırmadan eleştiri yaparsanız sevinirim!-

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.