İçeriğe geç

YILDIZLARIN ÖLÜMÜ

Bölüm 1 · 5 dk okuma

YILDIZLARIN ÖLÜMÜ

Bölüm 1

KALBİM YILDIZLAR'DA ATIYOR

ŞARKILAR:

Son feci bisiklet/Uzaydan geldiğine göre yorgun olalısın

kilink/Uzay2

BÖLÜM 1- KALBİM YILDIZLARDA ATIYOR

Yıldızların ışığı altında oturmuş geceyi izliyordum. Gece aya ay yıldızlara âşıktı sanki. Sonra gecenin yerini gündüz, ayın yerini güneş, yıldızların yerini bulutlar aldı. Teleskopu bırakıp konferans salonuna doğru yol aldım ve açık olan kapıdan içeriye girdim. Bugün büyük gündü, geleceğimi belirleyecek sonuç nihayet bugün açıklanıyordu. Neredeyse herkes buradaydı: tüm astronotlar, uzay bilimcileri ve müdürler. NASA'nın alınan önemli kararları ve gelişmeleri burada açıklanırdı. Art arda sıralanmış krem rengi koltuklar, geniş bir sahne... Herhangi bir giyim kuralı yoktu ancak muhabirler ve kameramanlardan dolayı giyime dikkat edilmişti.

Bay Ortic, içeriye girdiğinde etrafa sessizlik hâkim oldu. Kısa bir selamlaşmadan sonra konuşmaya başladı. "Evet, arkadaşlar sonuç açıklandı, cesaret gösteren herkesi tebrik ediyorum." Gelişmeleri tek tek anlatıp muhabirlerin sorularını cevapladı. "Daha fazla uzatmadan sonucu açıklamak istiyorum: Luna ALLEN, Anthony HİLL..." ve konuşmaya devam etti. Tanıdığım bazı isimleri söyledikten sonra nefes aldı. "Olivia CARTER" ve işte o an kalbim yıldızlarda atıyordu.

...

Bir hafta önce

Bu ses, bu koşuşturma neler oluyordu? Luna'nın çığlıkları ve tüm yöneticilerin merkez odaya çağırılması, hepsi bir anda olmuştu. Merkez odaya herkes giremezdi, yüzlerce bilgisayar ve büyük ekranlar uzayı ve uyduları izlerdi. Merkez odaya girdiğimde Luna beni görüp boynuma atladı. "Olivia ekrana bak." Başımı büyük ekrana çevirdiğimde dudaklarım 'o' şeklini aldı. Gördüklerime inanamıyordum. Bizim samanyolumuzda karadeliğin çok yakınlarında karadeliğin çok yakınlarında bir cisim görünüyordu. Hayır, cisim değil, bir yıldız ya da başka bir cisim olamayacak kadar büyük bir gezegen! Herkes şaşkınlıkla ekrana bakarken merkez oda yöneticilerinden Bayan Emma başını topluluğa çevirip konuşmaya başladı: "Arkadaşlar lütfen sakin olun ve beni dinleyin. Bu bizim ve dünya için çok büyük bir gelişme. Su damlası şeklinde olan bu gezegen..." Bayan Emma konuşmaya devam ederken benim odağım bambaşkaydı. Gezegen gerçekten su damlası şeklindeydi! Etrafındaki yıldızlar sanki onu korumak ister gibi bir atmosfer oluşturmuştu.

"Bu durumda gönüllü olan astronotlarımızdan seçip gezegeni incelemeye göndereceğiz. İncelemeler sonucunda göndereceğimiz astronotlar bir hafta sonra açıklanacak."

...

Üçüncü hafta

Yarın büyük günde, tüm hazırlıklar tamamlanmış, gezegen haftalarca izlenmişti. Bize ayrılan odalarda yarını bekleyip dinlenecektik. Arkadaşlarımla vedalaşmıştım sadece, bir ailem yoktu, hiç olmamıştı, yirmi yedi yıldır kendime aile olmuştum. Bir insan kendi kendine de yetebilmeliydi. Karşımdaki astronot kıyafetlerine baktım. Bu zamana kadar denemek dışında giymemiştim. Her ne kadar heyecandan uyuyamayacağımı düşünsem de uykuya teslim olmuştum.

...

Gözkapaklarımı yavaşça aralayıp ayağa kalktım. Etrafta loş bir ışık vardı. Heyecandan elim ayağıma dolanıyordu lamba neredeydi? Taş zemin, küçük bir pencere ve kulpu olmayan bir kapı... Neredeydim ben? Kamera şakası mıydı? Bu kapının kulpu neden yoktu? Kafamı kaldırıp pencereden bakmaya çalıştım çok yüksekti ve hiç bir şey görünmüyordu. Oturup ağlamama az kalmıştı, kâbus olabilir miydi? kapı gıcırtısıyla yerimden sıçradım. Kapı yavaşça açıldı ve kapandı. Gri gözleri sabit bir şekilde bakan beyaz tenli bir adam girdi. Teni yıldız gibi parlıyordu.

Yaklaştığında irkildiğimi fark etmişti. "Korkma lütfen, eğer sakin olursan sana her şeyi anlatacağım.

Bu olanlar kesinlikle aklımın bir oyunuydu yoksa hâlâ uyuyor muydum? Her ne kadar istemesem de oturup dinlemekten başka çarem yok gibiydi. Taş zemine bağdaş kurup oturdum. O, benim aksime ayaktaydı.

"Şuan olanları sorguladığınızı biliyorum öncelikle aklınız size oyun oynamıyor. Buraya sizi ben getirdim"

"Sen kimsin?" Kaşlarım çatılırken aval aval yüzüne bakıyordum sanki aklımı okuyordu.

"Evet, o benim bir özelliğim, aklını okuyabiliyorum. Her şeyi baştan anlatacağım. Bundan yıllar önce Kral Carlos halkı ve gezegeni yönetiyordu."

Gezegen yoksa burası...

"Evet, burası su damlasına benzettiğiniz o gezegen."

Doğru mu duymuştum.

"Doğru duydun, burası çok büyüktür ve herkesin bir yıldızı vardır. Kendi yıldızlarının içinde saklanan renk gözlerinin rengini belirler."

O an kendi gözlerimi düşündüm galaksilerin rengine benziyordu: Mor...

"Yıldızın senin kalp ritmine göre hareket eder. Kalbin yıldızlarda atar."

kalbim yıldızlarda atıyordu.

"En büyük yıldızlar Sirius takım yıldızındadır. Genelde krallık soyundan olan kişilerin yıldızları Sirius'da olur." Derin bir nefes aldı ve devam etti.

"Sen ölünce yıldızında ölür. Yıldızın senin yol arkadaşın olur. Bu yüzden buradaki herkes yıldızlara çok önem verir."

Gökyüzü senin asıl yol arkadaşındır seni takip eder ve bırakmaz...

"Yıldızlar gezegeni korur ve açığa çıkarmaz. Kral Carlos yıldızlara çok bağlıydı. Halk huzur içindeydi ve kötülükler cezasını çekiyordu ta ki o güne kadar."

Sirius takım yıldızından bir yıldızın çıktığı gün.

"Evet, o gün yıldız çıktı ve Kraldan kimse haber alamadı, Kraliçe suikast sonucu hayatını kaybetti. Kralın yıldızı yok olmadı ama Kral geri gelmedi."

Gözlerine doğru bakıp konuştum:

"Peki, Sirius nasıl tekrar toplandı?"

Hafifçe gülümseyip yanıma oturdu, bu acı bir gülümsemeydi akmayan gözyaşlarını gülerek gideriyordu sanki.

"Kralın kızı tahta geçemeyecek kadar küçüktü. Yerine Kralın kardeşi geçti. Taht soyundan birinin Sirius'u tamamlaması gerekiyordu. O tamamladı ve bu bizim sonumuz oldu."

Gözyaşları bu sefer kendini serbest bıraktı.

"Sophia tahta çıktı ve tacı taktı. Taç gezegenin sembolünü taşır ve yönetir. Sophia tacı kötülüğü için kullandı. Gezegenin düzeni bozuldu. Savaşlar başladı, krallıklar birbirine girdi. Halk isyan etti ama Sophia durmadı. Kralın tek kızını yok etti."

Gözyaşlarını eliyle kenara itti. Parlak teni artık daha çok parlıyordu.

"Her kötülükte önümüzden bir yıldız çekildi. Gezegen açığa çıkmaya başladı. Bu son demekti. Bu gezegene ait olmayan herkes gezegenin gücünü zayıflatır."

Benim varlığım gezegeni zayıflatıyor muydu?

"Yıldızlar bize yaşam verirdi ama artık öldürüyor. Yıldızların ölümü bizim sonumuzu getiriyor. Artık gücümüz yok, yeni bir Kraliçe... Kralın kayıp kızı... Sophia'nın yok ettiğini düşündüğü ama aslında yok olmayan kızı bizi kurtarabilir."

Dudaklarını birbirine bastırıp gri gözlerini kapattı.

"Sen kurtarabilirsin!"

Kâbusun içine düştüğüm doğruydu. Gezegene yeni ulaşan ve alarm veren NASA mekiği bunun göstergesiydi. Kalbim yıldızlarda atıyordu.

...

BÖLÜM SONU

Evet ilk bölümü nasıl buldunuz canlarım?

NASA yı araştırdım ve bazı yerleri kurguya uygun olacak şekilde değiştirdim.

Yazım kurallarını elimden geldiği kadar düzelttim hatalar varsa şimdiden özür dilerim

Diğer bölüm okuma ve oylama artınca gelecek...

SİZİ SEVİYORUM

Bölüm sonu

9 yorum