(Ateş'in ağzından.)
Berbat bir güne gözlerimi açmıştım. Lanet olası bir kız yüzünden yine başıma derde sokmuştum. O kıza yardım etmemeli evime iyileşmesi için getirmemeliydim. Hatalarımdan ders çıkaran bir yapım yoktu hata yapar ve ders alırım. Aldığım dersler bir Kulağımdan girer diğer Kulağımdan çıkar ve yok olurdu.
Lanet olası telefonum durmak bilmiyor Bir sürü yapım şirketi ve anlaşma yapılacak diğer tüm şirketler sürekli beni arıyordu. Kafamı toplamam ve basına bir açıklama yapmam gerekiyordu ve bunu stres, sinirle yapamazdım sinir sorunlarımın olduğunu tüm magazin biliyordu bilerek üstüme geleceklerdi.
Yatağımda doğrulup telefonuma uzandım. Sinirle telefonu kapatıp yatağın diğer yüzüne attım. Şu lanet olası hayatta ne zaman rahat olacaktım? Aramalarımın içinde babamın olmadığını biliyordum. Artık benden ve yaptığın tüm bu salakça işlerden bıkmıştı. Beni evlatlıktan reddetmek ile tehdit bile etmişti yine durdurak bilmemiş kafamın dikine gitmiştim. Benim yapım buydu kimse beni engelleyemezdi
Kapıma dayanmış bir grup eşkıya varmış gibi kapım çalınır çalınmaz yataktan şaşkınlıkla fırladım. Ufak adımlarımı kapıya yönelttim ve yavaşça kapıyı açtım. İçeriye birden yardımcım Can girdi. Yıpranmış durumda gözüküyordu. Sinirli adımlarını salona yöneltti ve kendini koltuğuma attı. Gevşek oturuşuyla bayağı bir dağılmış gözüküyordu, kafasını geriye doğru itti ve parmaklarını saçlarının arasından geçirdi.
Sana o barı yasaklamamış mıydım? Yaptığın her şey bana patlıyor. Sabaha kadar uyumayan benim! Bari uyarılarımı dikkate alda başını derdr sokuyorsun ve her zaman arkanı toplayan ben oluyorum! Sonunda istifamı vereceğim o olacak! Şu an yüzüne bir yumruk geçirmemek için kendimi zor tutuyorum şuna bak şu haline bak!
Istemsizce üstüne baktım altında kısa gri bir şort üstümde ise hiçbir şey yoktu. Meraklıca " Ne varmış halimde?" diye sordum. Can öfkelenerek dikeldi " Hala ne var halimde diyorsun. Ateş iyi misin sen? Dün ne kadar içtin? Kafan ne kadar iyiydi? göz altlarının çökmüş hasta gibi duruyorsun." Bir kez daha üstümü göz gezdirdim ve başıma iki yanını sallayarak "Okadar çok içmedim o kıza yardım ettim ben nereden bileyim dünyaca ünlü bir Kozmetik markasında çalıştığını. Ayrıca o kıza bir ilişkiye falan da girmedim. Tanrım, neden yapmadığım şeyleri yapıyor olarak gösteriyorlar? Yaptığım zaman da yaptı demiyorlar." Can'ın yüzü iğrenir bir hal aldı " Hala kafan kıyak senin. Yürü banyoya gidiyoruz." Kolumdan sertçe tutarak beni banyoya soktu duş başlığının altına beni ittirerek suyu açtı.
Ne kadar çok çırpınsam da artık ıslanmıştım. Suyu kapatıp İki eliyle Yüzümü kavradı. "Bana bak şu an Senin kıçını toparlayacağım. Ama unutma Eğer bir hatan dahi olursa istifamı mesajla sana Atar ve geçerli kılmanı sağlarım. Biliyorsun paraya ihtiyacım yok arkadaşımsın diye sana bunu yapıyorum." Soğuk suyla kendine gelmiş bedenimi titremekten alıkoyamazken tamam der gibi kafamı salladım. Bir eliyle hafifçe yüzüme birkaç kez tokat attı. "Aferin sana Böyle devam" dedi ve beni banyoda tek bıraktı ardından tüm evi sesi doldurdu açım Lütfen kahvaltı edelim.
Kafamı iki yana bıkmış şekilde salladım. Tanrım Keşke onu menajerim olarak almasaydım. Bu çocuk bana kafayı yedirtiyordu. Her şeyime karışıyor ve dediği gibi her zaman arkamı toparlıyordu. Nasılsa arkadaşımdı onu bırakamazdım, ne olursa olsun.
Banyodan çıktım ve kafama havluyla kuruladım, üstümü değiştirip Salona geçtim. Anahtarı odamdan alıp salona geçtim. Anahtarı tutarak salladım. "Gidiyoruz." Can Kaşlarını çatıp "Nereye"dedi. Gülümseyerek "Kahvaltı yapmaya. Sana bunu borçluyum." dedim Can ayağa kalkarken "Bana çok şey borçlusun." diyerek iç çekti. Evet ona şu anki yaşamımı borçluydum yoksa babam Beni evlatlıktan reddedecek ve beş parasız kalacaktım Muhtemelen sokaklarda yaşardım.
Arabama atlayıp sakin sessiz bir yere gideceğinizi planlarken Can evimden çıktıktan sonra evimin yakınındaki alışveriş merkezine yöneldi. Ona ,delirmişsin Sen, bakışları atarken etrafta birisi var mı diye kontrol etmeye başladım. Üstümdeki kapşonlu sweet'in kapşonunu kafama geçirdim ve başımı öne eğerek ilerlemeye başladım. Can'a kısık sesle "Ne yapıyorsun?" dedim. Can hafif gülüşüyle "Gerçeklerle yüzleştiriyorum." dedi. İçimden ona yüzlerce küfür saydırırken başıma kötü bir şey Gelmemesi için dua ediyordum.
Bu kötü şeyler ne mi olabilirdi? Etrafım bir anda bir sürü gazeteci ve muhabir ile dolabilirdi. Önünden geçen bir çocuk aynı filmlerdeki gibi " Bu Ateş abi değil mi?" Der ve bir anda herkesin etrafında toplanıp bir sürü soru sormasına neden olabilirdi. Bir kızın tanıyıp benimle fotoğraf çektirmek istemesine neden olabilirdi ve etrafım bir anda onlarca genç kızla dolar ve yine içinden çıkılamayacak sorularla baş başa kalırdım. Hayranlarımı elimin tersiyle bir kenara itmez onlara Sevgi gösterirdim özellikle güzel olanlara. Tanrım çok kötüyüm!
Daha bir sürü olasılık var ama bunları size anlatıp vaktinizi almayacağım. Bir kafeye oturduğumuzda Kafamdaki kapüşonu açmak istedim fakat Can kapşonumu tutarak "Ne yapıyorsun sen? Başını derde mi sokmak istiyorsun?" Dedi. Benimle dalga falan geçiyordu herhalde beni ne kadar zor duruma soktuğunun farkında değil gibi davranıyordu. Başımı önüme Eyip bakışlarımı etrafımda gezdirdim, Cafe bomboştu. Bir sorun olmayacağını düşünerek geriye yaslandım ve kapşonumu açtım. "Sorun yok." Can göz devirdi ve garsona el işareti yaptı.
Ardından bakışlarını bana döndürerek "Kahvaltı ha? Kahvenin yaninda kruvasan yiyeceğiz herhalde. Mükemmel kahvaltı." Dedi. Ellerimi teslim olur gibi yukarıya kaldırdım. "Hey hey! Beni buraya getiren sendin. Bana kalsa bir kır bahçesine gidecektik." Can tam cevap verecekken garson geldi ve aynı anda benim de başım önüme eğildi. Yüzümü görmesini istemiyordum.
Bu sırada telefonumu açıp hakkımdaki haberlere girdim. Bir dakika, biri beni mi savunmuş? "Ateş Kayayı Savundu!" Başlığında yazılan bir habere tıkladım. Tam yazıyı okumaya başlayacakken Can'ın telefonumu elimden çekmesiyle hızla başımı kaldırdım. "Haberleri okuyup modelini bozma." Hafifçe sırıttım. "Aslında... Moralim gayet iyi. Biri basına karşı beni savunmuş!" Can büyük bir kahkaha patlattı. "Net... Şu geçen sene peşini bırakmayan kiz kimdi ya? Heh, Nazlı Özbasan! Kesin o söylemiştir." Başımı iki yana salladım. "Telefonu almasaydın kimmiş bilecektik." Can tabii dermiş gibi kafasını salladı.
Kaşlarımı çatıp iğrenir bir yüz ifadesi yaptıktan sonra siparişin gelmesini sessizlikle bekledim. Başıma gelenler beni bu sefer büyük derdin içine sokmuştu. Babam bu sefer net beni evlatlıktan red edecekti. Siparişler geldiğinde garsonun başımdan ayrılmadığını fark ettim.
"Ah pardon siz... Ateş Kaya değil misiniz?"
Hass... Boğazımı temizledim. "H-hayır! Ben Birhan. Genelde Ateş beye benzetilirim." Can' a yardım bakışları gönderirken o şarkınla beni izliyordu. Elinde olan kahveyi masaya bıraktı. "Birhan! Ah canım yine mi bu hayranlar. Yanimda Ateş Kaya'nın kopyasını taşımak prk kolay olmuyor. Garson şaşkın ifadesiyle bana bakarken. Stresten dişlerimi gıcırdatmaya başlamıştım. "Ama çok-" Can garsonun lafını kesti. "Ah canım bir su da getirirsen çok memnun oluruz."
Gülümseyerek bizden uzaklaşırken kapşonumu kafama geçirdim. "Laf dinle az." Can' a ölümcül bakışlar attım ve kahveme odaklandım.
♡♡♡♡♡♡♡♡
Tam kafeden çıkacakken Can bir anda durdu. "Kafanı kaldırmadan yürü." Derin bir kaç nefes aldım ve başımı öne eğerek yürüdüm. Hay sıçayım böyle hayatın içine! Muhabirler koşarak bize yaklaşırken önünde olduğumuz bir kitapçıya daldım ve Can'ı trk bıraktım.
Hızla rafların arasına daldım ve adımlarımı izleyerek ilerledim. Birden sertçe bir vücuda tosladım ve irkilerek geri çekildim. Yere bir kaç kitabın düşmesiyle gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Ne Bu terslik hali ? Kafamı kaldırıp kime çarptığıma baktım. Kahverengi gözleri ve şaşkın ifadesiyle karşımda dikilen bir kadın... Dümdüz saçları, çekici dudakları, narin vücuduyla karşımda şok içinde dikiliyordu.
Eğilip yerdeki kitapları aldım. Tam özür dileyecektim ki elimdeki kitapları çekip bir şey söylemeden ilerledi. Arkasından adimalrimi hızlandırırken kapişonum kafamdan düştü. "Pardon bakar mısın?" Durdu ve bana doğru döndü. "Bana mı seslendiniz?" Tutuldum kaldım. Kaşlarını kavislendirip başını hafifçe öne eğdi. Diğer konuştuğum kızlar gibi değildi sanki. Sanki... onda bir farklılık vardı. Duruşu, kendine güveni ve beni umursamazlığı...