Ama bu seferki farklıydı. Beni gelip okuldan alması alışılmadık bir şeydi bu yüzden huzurumun kaçtığını
inkâr edemem.
"Büyükanne?"
V.C. ANDREWS
"Sadece buradan çıkalım," dedi sertçe, bana bakmadan. Sesini alçaltarak ekledi: "Bunu kimsenin
duymasını istemiyorum"
Kalbim korkunç bir hızla çarpmaya başladı. Hayâl gücümün izin verdiği kadar, olabilecek en korkunç
şeyleri düşünmeye başladım.
"Aptal baban," diye mırıldandı. "Onu o kadar uyarmıştım."
Okulun büyük kapısından çıktık ve Büyükannemin eski Mercedes'i ne yöneldik.
Ayağımı yere vurarak bağırmaya başladım: "Büyükanne, bana ne olup bittiğini söylemezsen tek bir adım
daha atmam!"
Sonunda durdu, bana döndü ve omuzlarını, ölümcül bir darbeye hazırlanan bir kobra yılanı gibi kaldırarak:
"Annen çıldırdı ve onunla konuşabilecek tek kişi sensin. Ben kesinlikle değilim. Babana da ulaşamadım.
Zaten onu bekleyecek zamanımız yok. Ambulans da çağırmak istemedim," dedi.
"Ambulans mı?"
"Ufak şeylerin birleşerek nasıl büyütüldüğünü biliyorsun. Bu aile hakkında dolaşan yeteri kadar dedikodu
var. Belki anneni sen durdurursun."
"Durdurmak mı?"
"Şimdi sana olanları açıklayamam. Hadi hemen eve gidelim." dedi. Merakımı daha da arttırmıştı ve
kaygımı yükseltmişti. Ben de aceleyle arabaya girdim.
CINNAMON
Arabayı çalıştırdı ve okulun park yerinden çıktık. "Sana söylemeliyim, annenin her zaman dengesiz biri
olduğunu hissetmiştim. İlk günden bazı gariplikleri olduğunun farkın-daydım ve bu yüzden gözümü onun
üstünden ayırmadım. Onu, büyükbaban ve benle tanıştırmak için getirdiğinde Taylor'ı uyarmıştım ama..."
"İlk kez bize geldiğinde, halini görmeliydin. Ne bir makyaj yapmış ne saçlarını taramış, üstünde siyah bir
kazak, gözlerinde kasvetli bakışlar... Aynı senin gibiydi. Yas tutuyor gibi bir hali vardı. Gülümseme sayısı ise
bir elin parmaklarını geçmiyordu. Zaten hiçbir zaman bana gülüm-semedi. Gözlerinde hep o zalim pırıltı,
dudaklarında memnuniyetsiz ifade, ... Kim bilir kaç kere kendi kendime sormuşumdur benim oğlum böyle bir
kadında ne buluyor diye."
"Belki de âşık olmuştur büyükanne"
"Aşk", dedi ağzında kötü bir tat varmış gibi yüzünü ekşiterek. "Ona nasıl aşık olunabilir ki?"
Bana baktı, gözlerini tekrar yola çevirdi. Yetmiş yaşlarında bir kadın için çok iyi bir sürücüydü.
Ama sonra düşündüm ki kendi yaşına göre her şeyde iyiydi. Başarısızlık diye bir kelime onun sözlüğünde
yer almazdı.
"Annen benim zevkime göre güzel ve çekici bir kadın değil. Hoş tarafları olmadığını söylemiyorum. Her
kadın gibi annenin de hoş tarafları var. Fakat onları ön plâna çıkarmak için hiçbir şey yapmıyor. Aksine
onları söndürüyor, şu yüzündeki saçma makyajla senin yaptığın gibi."
V.C. ANDREWS
"Tabii ki bunun yanında bir de her zaman cenazeden geliyormuş gibi görünmesi var," dedi. "İnan bana,
böyle bir ruh hali insanın gözlerindeki ışığı söndürür, gülümse-mesindeki pırıltıyı siler. Eminim ki hiç arkadaşı
yoktur. O-nun dinlediği müziği kim dinler ki? Okuduğu ölüm ve delilik hakkındaki şiirleri kim okur? Hiçbir
sosyal yönü yok, ne giyinmekten anlayıp hoşlanıyor, ne de süslenmekten. Babanın işiyle de hiçbir zaman
ilgili olmadı ve ona hiçbir konuda yardım etmedi. Babanın nasıl bu kadına tutulduğunu anlamak imkânsız... "
"Bunun ne olduğunu düşünüyorsun büyükanne?" hafif bir alayla sordum. "Sihirli büyü mü?"
"Bunun bir şaka olduğunu sanıyorsun, farkındayım, ama şunu bil ki bazı kadınlar, erkekleri büyü yaparak
kendilerine bağlarlar. Her çeşit büyü olduğu gibi, aşk büyüleri de vardır." Kısa bir ara verdi ve her şeyi bilen,
kendinden emin s-es tonuyla ekledi: "Annen büyük ihtimalle babanın âşık olduğu ilk kadındı. Erkekler, ah
erkekler... Onlar cinsel zevkle aşkı karıştırırlar. Seks iyi bir yemek gibidir Cinnamon. Bu yemeği herkesle
yiyebilirsin. Bu dediğimi unutma."
"O zaman aşk nedir?"
"Aşk bağlılıktır, sorumluluktur, insanın kendini adaması-dır. Olgunluk gerektirir."
"Kulağa sıkıcı geliyor." dedim. "Eğer aşk buysa, sanırım ben iyi yemeği tercih edeceğim."
Bu lâfım üzerine ağzı açık kaldı. Gözlerini kocaman açarak, yüzünü bana doğru çevirdi.