İçeriğe geç

Yıldız Yolunda

Bölüm 1 · 14 dk okuma

Yıldız Yolunda

Bölüm 1

1_Harika Pazartesi

Harika.

Takvim pazartesiyi gösteriyor. Bu günü hiç sevmiyorum. Benim pazartesilerim genellikle sıkıcı olur ve bir o kadar da yorucu geçer. Niye böyle denk geldiği hakkında hiçbir fikrim yok. Buna benim bahtsızlığım denilebilir ama bu durumu şans ile bağlamak da pek hoşuma gitmiyor.

Durduk yere evren abimiz veya ablamız -her neyse işte- dünyadan gönderilen enerjiler aracılığıyla tüm insanlar için sıradan bir günü bana lanetleyecek öyle mi? Oldu canım, başka? Bana göre saçmalıktan başka bir şey değil.

"Filanca gün benim uğursuz günüm." diyenleri anlamıyorum. Anlamaya da çalışmıyorum açıkçası. Bunu söyleyince günün içindeki enerjini kendi kendine sömürmekten başka bir şey yapmıyorsun.

Ben şu an yoğun ter kokulu, nemli bir ortamda iki tane teyzenin dırdırını çekmek zorunda kaldığım için sabretmeye çalışıyorum. Bakın, altını çiziyorum:

Sabretmeye çalışıyorum.

Koca otobüste -benim gibi- beklemekten başka yapacak bir uğraş bulamayan herkes bu iki kadının çenesini dinliyordu. Sabah için berbat bir başlangıç, evet. Neyse ki benim ineceğim durağa çok yaklaşmıştık.

Sıkış tıkış olmuş bu kalabalıktan sağ salim kurtulmayı umuyordum. Tüm koltuklar doluydu; ben ayakta, tam başımın üzerindeki tutamağı sıkıca tutarak yolculuk yapıyordum. Sağım solum diye bir şey yoktu. Görebileceğiniz her noktada insan vardı. Benim de kapıyla aramda pek de mesafe yoktu zaten. Tek engel buradaki kalabalıktı. Ah, bir de teyzeler…

Tutamağı bırakıp ayakta duran yolcuların arasından ilerlemeye çalıştığımda az önce bahsettiğim ve hala gıybet eden iki teyze ile karşılaştım. Amacıma ulaşmak için istesem de istemesem de onlarla muhatap olacaktım. Çünkü yolu büyük ölçüde kapatıyorlardı!

Sürekli konuşan kadının bir ormanı andıran yeşil gözlerinin içi parlıyordu ama bu parıltıların hain olduğunu ilk bakışta anlardınız. Dikdörtgen çerçeveli gözlüğü burnundan kaydıkça parmağıyla düzeltiyordu. Başında ise gelişigüzel bağlanmış kırmızı çiçekli krem rengi bir eşarp duruyordu. Kızıl ve yer yer kırlaşmış saçının küçük bir kısmı eşarbının kenarından çıkmıştı ve boncuk boncuk terle kaplı alnına yapışmıştı. Bir elinde dantelli, eşarbıyla uyumlu bir mendil tutuyordu. Ara ara yüzündeki terlerini siliyordu. Konuşmanın hararetinden dolayı da kolunu bir oraya bir buraya savurup duruyordu. Her hareket ettirdiğinde kollarından çıkan seslerden, uzun kollu kıyafetinden göremesem de, bilezikleri anlaşılıyordu.

Arkadaşının da heyecanından aşağı kalır yanı yoktu.

Üstünde, kendisine biraz dar gelen, esmer tenine yakışan çiçek desenli elbise vardı. Arasına aklar düşmüş kahverengi saçlarına abartılı bir tokayla üstten topuz yapmıştı. Bu kadar süslendiklerine göre bugün onlar için önemli olmalıydı.

Teyzenin toprak rengi gözleri bir geçen bahar günlerinden kaçırdığı haberleri anlatan gözlüklü arkadaşına, bir de kucağında sıkı sıkı tuttuğu çantaya gidip geliyordu. Bir ara gözlüklü kadının sesini alçaltarak söylediği şeye karşı ağzının beş karış açıldığını gördüm.

Kulağından asılan erik boyutundaki küpeleri, sanırım, altındandı. Çantasına yapışıp iki koluyla da sıkıca sarıldığına göre diğer ganimetlerini çantasında taşıyordu.

Konuştukları konular gerçekten çok sıkıcıydı. İnanın ki hiçbirinin kıymeti yoktu. Yok o şuna yan gözle bakmış, yok bunun kızı ötekinin oğluna bir şeyler saçmalamış, yok beriki gelmiş akranın biri sırf çocuk yapmadığı için laf atmış vesaire.

Klasik teyze muhabbeti işte. En fazla ne olabilir?

Büyük ihtimalle altın günleri var.

Aman ne ala!

Benim bir an önce dersime yetişmem gerekiyordu. Bu teyzelerin keyiflerini bekleyecek değildim.

Ve evet, ani bir kararla hareket edip gözlüklü teyzenin üstüne doğru yürümüş olabilirim. Birazcık.

Yaptığım şey yüzünden öfkeli bakışlarının hedefi direkt ben oldum. Tam ağzını açacaktı ki ondan önce davrandım.

"Pardon abla, acelem var. İzin verir misiniz, şuradan geçeyim?" Çatık kaşlarla bana bakıyordu. Niye kızdı ki? Abla dedim, ona mı takıldı? Gerizekalı, kadının üstüne yürüdün sonra çekil diyorsun! Ne yapmasını bekliyordun? Dar yerde, önünde saygıyla eğilmesini falan mı?

Bu kadın içindeki dedikodulardan oluşan stresini bende patlatırsa kötü olur. İkinci kez harika... Aferin bana.

Küpeli teyzeyle kısa bir anlığına bakıştılar. Yeşil gözlü kadın şimdi bana küçümseyici bir ifadeyle bakıyordu.

Bir dakika, ne oldu, bir şey mi kaçırdım?

Aklımı okumuş gibi hemen ifadesini düzeltti ve yerini çatık kaşları aldı.

"Hayırdır kızım, acelen var diye insanları ezme hakkını kim verdi sana?" Tamam, mantıklı cevap. Haklı bir iğneleyiş, aptallık bende. Boğazımı temizledim.

"Abla, gerçekten çok özür dilerim, amacım üstünüze doğru yürümek değildi. Zaten burası çok sıkışık olduğu için elimde olmadan yaptım. Ama gözünüzü seveyim ,otobüs ha durdu ha duracak, benim de acelem var, yol verin de geçeyim."

Eh, ben de kendimi güzel ifade ettim şimdi. Umarım erken başlayan maçın son dakikaları olur. Ama teyzeciğimin hiç öyle bir niyeti yoktu anlaşılan.

Tekrar konuşmadan önce ağırlığını sol ayağına verdi. Kollarını bağladı.

"Durak kaçmıyor ya canım. Ya ayağıma bassaydın ve burkulsaydı. Ya bir şey olsaydı? O zaman özür dilediğinde burkulan ayağım düzelecek miydi ?"

"Evet, haklısınız ablacığım. Kusura bakmayın, ve lütfen..."

"Hadi kusura bakmadık, ama böyle bir düşüncesizlik senin gibi bir gence, hele ki bir kıza, hiç yakışır mı?"

"Haklısınız, aynen, ancak-"

"Haklı olsam ne olacak? Benim yerimde daha hassas birisi olsaydı çekerdin vicdan azabını, iyi mi olurdu? Zaten sizin neslin tek sorunu bu düşüncesizlik, bu bencillik. Yine de sen onlara nazaran daha iyi görünüyorsun, evladım. En azından nerede özür dilemen, nerede susman gerektiğini bilen bir kıza benziyorsun. Bilmeyen şımarıklar da var, tabii. Bardağın boş tarafından da bakmak gerekir."

"Evet, katılıyorum ablacığım fakat-"

"Mesela şurada oturanları görüyor musun?.."

Kadın susmuyordu. Konuşmama da müsaade etmiyordu. Ve ayrıca konudan konuya atlama hızına değinmiyorum bile, inanılmaz!

Eliyle sol tarafımızdaki koltuklarda oturan, hemen hemen benimle aynı yaşlarda olan iki kişiyi gösterdi. Kulaklarında kulaklıklar vardı ve telefonlarından komik buldukları videoları birbirlerine gösterip gülüyorlardı.

Hazır olun. Maçta uzatmalara giriyoruz okuyucular.

"Mesela bunlar senin gibilerden sonra en iyi durumda kalanlar, böyle düşün. İnsan bi' etrafına bakar, ne olup bitiyor diye.' Aa, aman be ablacığım. Ayakta kalmışsınız. Ellerinizde de yükler, olur mu öyle? Siz en iyisi geçin bizim koltuklara. Daha fazla yorulmayın.' Ama nerdee? Bunların, biri otobüsün altında kalsa dahi umurlarında olmaz. Demem o ki sana kızım, nerede ne yapıyorsan yap ince düşüneceksin. Sonra bir bakmışsın..." Ve bu kısımdan sonrasını dinlemeye yoruldum.

NE ALAKA TEYZE BE?

Çerçeve Gözlük hızını alamadı. Taramalı tüfek gibi mübarek. Her cümlenin arkasına söyleyecek bir şeyi muhakkak var. Hayır, kadın, madem bu kadar çok dolmuştun o zaman ne diye bir başkasından değil de benden alıyorsun hıncını!

Benim, böylesine hayat tavsiyelerine ihtiyacım yok. Şu teyzenin susacağı da yok zaten. Maalesef ki Çerçeve Gözlük'ün tercihi stresini boşaltmaktan yana, hem de benim üzerimden! Ne olurdu sanki özür dilemeden yoluma baksaydım da Çerçeve benim arkamdan söylenmekle kalsaydı. Ben de kapının yanında, kendimi rahat hissedebileceğim yerde, dursaydım. Ah, ah!

Şimdiye kadar yüzümü ifadesiz tutmaya çalışıyordum fakat artık dayanamıyorum. Allah seni bildiği gibi yapsın, teyze! Tek istediğim, beş adım ötede, otobüsün kapısının yanında olmaktı.

Çerçeve Gözlük'ü, konuşmaya kaldığı yerden yakalamak için ben de sesimin ayarını biraz yükselttim.

"Ablacığım, özür diledim işte. Benden daha ne istiyorsunuz? Herkes kendi işine baksın. Onlar beni ilgilendirmiyor. Burada bunu mu tartışacağız?"

" Ne demek burada mı tartışacağız? Ben de seni adam yerine koyup o kadar şey anlattıydım, senin yapt-"

"Abla bak, yine sözümü kesiyorsunuz! Bunları ne diye size dolayı özür dileyen, aynı zamanda acelesi olduğunu dile getiren birine anlatıp onun vaktini çalıyorsunuz. 'Nerede ne yapıyorsan yap ince düşüneceksin!' Aynen, tam üstüne bastınız. Ama kişi, söylediğini yapmazsa lafı havada kalır."

Etraftaki tüm hareketler bi' anda kesildi. Ben ne olduğunu anlayamadan şoför frene bastı. Düşmemek için başımın üstündeki tutamağa sıkıca tutundum. Çerçeve de dengesini son anda sağladı. Otobüsün yanından geçen araba kornaya bastı. Sanırım ona çarpıyorduk ve şoför gözlerini kısa bir anlığına yoldan ayırmıştı. Az kalsın kaza yapacaktık!

Gözlerimi tekrardan teyzelere çevirdim ve gözlerini kırparak bana baktıklarını fark ettim.

Esmer teyzenin de az önceki keyifli halinden eser yoktu. İkisi, şaşkın ördek gibi bana bakıyordu. Çerçeve Gözlük'ün ağzını açmasına fırsat vermeden ses tonumun teyzeyi kışkırtmaması için kendi mi zorlayarak devam ettim.

"Ayrıca ayağınıza basabilirdim hatta burkulmasına da sebep olabilirdim ama bakın ne oldu? Maşallahınız var, turp gibisiniz. Allah'ıma şükür hiçbir şey olmadı." Sinirlenmeye başlıyorum. Bir an önce şu muhabbet sonlanabilir mi? Hiç konuşma havasında değilim.

Sevgili adrenalin, otur oturduğun yerde.

Kadın yanındakine döndü, boğazını temizledi, bir elini kaldırıp beni gösterdi. Diğeriyle de ağzını kapattı. "A aa! Şuna bak, Asiye. Görüyor musun, daha dünki bacaksız aklınca bana ayar veriyor. Evladım, sen giderken ben geliyordum. Geç bunları..."

Bacaksız mı? Oğlundur bacaksız. Ayrıca ne ayarı, ayar vermiş halim mi bu benim? Teyzeden başka hiç kimseden çıt dahi çıkmıyor, otobüsteki herkes bize dikkat kesilmiş bizi dinliyordu. Buna çerçeve gözlüğün az önce işaret ettiği iki kişi de dahil.

Karşımdaki kadının az önce yaptığını yaparak ben de ağırlığımı sol ayağıma doğru verdim. Kollarımı önümde bağladım.

" O kadar sabrettim, dayanmak için son kozlarımı oynuyorum. Yok yere olay çıkarıp da hem suçlu hem güçlü ayağına-"

" Ne diyorsun sen be?" hayretle bu soruyu soran adını yeni öğrendiğim esmer Asiye'ydi. Vay be, o kadar sustun sustun, sonunda konuştun. Eyvallah.

Dikkatimi tekrardan çerçeve gözlüğe verdim. Hızlıca devam ettim.

"Asıl sen geç bunları. Altın gününe gideceksiniz diye dedikodu malzemesi toplamak için tartışmayı uzattığını anlamadık sanki. 'İnce düşünürsek' kimse size milletin başının etini yemenize dair bir hak verdiğini de zannetmiyorum. Lütfen artık uzatmayalım. Kimsenin daha çene dinleyecek hali olduğunu da sanmıyorum, şimdi geçebilir miyim?"

Otobüste birkaç kişinin ağzında bir şeyler gevelediğini duydum. Abilerim, ablalarım ve kardeşlerim; üzgünüm, ağzımı tutamadım. Şimdiden pişman olmaya başladım. Ama içimde kalmasın. Şunu da söylemenden geçemeyeceğim:

Öyle derseniz böyle de "ayar" verirler bayan. De hayde şimdi.

Çerçeve gözlük keyiften uzak bir kahkaha atarak bana döndü ve bir anda bağırmaya başladı. Gözlerim şaşkınlıktan açık bir şekilde yeşil gözlerin sahibinin üzerindeydi.

Kadın çok tiz bir sese sahipti. Bu sesi kızdığında daha da ince çıkartıp bağrınca ortaya alnınıza silahı dayatmanıza neden olacak türden rahatsız edici bir şey çıkıyordu.

Zaten stresini atmaya yer arayan çerçeve gözlük, kurbanını bulduğu fırsatı istediği şekilde değerlendirerek otobüsün içinde bana bağırıyordu.

Ben kim oluyormuşum da teyzeye cevap veriyor muşum, onların zamanlarında büyüklere ağızlarını açmaya korkuyorlarmış ve utançtan yüzleri kızarıyormuş; şimdi ki nesil hiç kıymet bilmez, hep kendilerini düşünürlermiş cart curt. Ne alaka ben de bilmiyorum. Çerçeve, birdenbire çekirge gibi konudan konuya zıplıyordu.

Adının Asiye olduğunu öğrendiğim teyze ise, küçük kahverengi gözlerini kısarak bana bakıyordu. Çerçeve'ye hak verir gibi mırıltılar çıkarıyordu. Arada o da bi' iki laf ediyordu.

Sanki daha fazla sarılabilirmiş ve içine sokabilirmiş gibi çantasını kedine yapıştırdı. Tabiri caizse, çantayla bir bütün olmuştu.

Teyzem, sana da sakin; çeyreklerinde gözüm yok!

Yalnız yok böyle işkence!

Bu nerenin öfkesidir ,arkadaş? Çerçeve üzerime öfke kusuyor resmen. Bu derece çıldırtacak kadar da ileri gittiğimi düşünmüyorum. Gerçi benim de "bacaksız" dan sonra pek tahammülüm kalmamıştı

Teyzeye cevap vereyim diyorum ancak sadece demekle kalıyorum çünkü ağızımı açtığımda laflarımı ağzıma tıkıyordu, konuşmama izin vermiyordu. Zaten şu saatten sonra cevap versem ne değişirdi ki? Ben de vazgeçtim.

Otobüste elli kişi ya vardık ya yoktuk. Allah cümlemize sabır versin!

Deli kadın sinirden bi' sağ elini bi' sol elini hızlıca bana doğru savurup duruyordu. Sanki çok büyük bir günah işlemişim gibi yeşil gözlerinde kınama vardı.

Belki büyüğümdür deyip daha sakin olmalıydım ama kimse kusura bakmasın zoruma gidenin zoruna giderim.

Vaay, söze bak; ne klişe ama. Daha klişesini benden duyamazdınız.

Yemişim zoruna gitmesini, benim acilen burayı terk etmem gerekiyor.

Çerçeve Gözlük'ün sesinin dışında otobüs içerisindeki yolcuların homurtuları işitiliyordu. Hatta az önceki çocuklarda kulaklarını taktılar ve bu gürültüyü bastırmak için elleriyle kulaklarını kapattılar. Olması gerektiği gibi, hiç kimse bu durumdan hoşnut değildi.

Kimse de teyzeyi daha fena hale sokar diye sesini çıkarmıyordu. Sinirlenip deneyenleri gördüm ama anında vazgeçmişlerdi bile.

Şoförümüz de sağ olsun müdahale etme ihtiyacı hissetti.

"Ablam, sana yakışıyor mu böyle yapmak? Büyüklük sende kalsın. 'Çocuktur...' de, geç. Şu har güre son vermezseniz başka bir otobüsten ilerlersiniz. Ben anlamam! Ayıp be. Siz de insansınız, biz de... Yeter ya, ekmeğimizin peşindeyiz. Nelerle uğraşıyoruz be!"

Çerçeve sustu. Asiye hafifçe başını öne eğdi.

Bir iki kişi şoförü alkışladı, arka taraflardan birisi "Sonunda be abi!" diye bağırdı. Etrafta bu sefer şoförün konuşmasına katıldığını belli eden seslerin uğultusu vardı.

Adam dibine kadar haklı şimdi. Sadece işini yapıyordu.

Ben sustum susmasına da Çerçeve ve ağzı hala mesaide. Bu kadında bir çene var, kocasına-yaşıyorsa- Allah ona da sabır versin! Böyle kişilere bir insan nasıl katlanır? Belki kadının kocası kadının dengidir, canım, ne biliyorsun? Davul bile dengi denginedir değil mi? Böylelikle, birbirleriyle mutlu mesut geçiniyorlar.

Üf aman, ne saçmalıyorum ben?

Kadın az önceki performansına göre daha sakindi.

Bana arkasını döndü.

"Haklısınız Şoför Bey. Siz de işinizin gücünüzün başındasınız şimdi. Başını şişirdim. Kusura bakmayın. Şu çocuk adına da sizden özür diliyorum. Ne bilsin yaptığını." diye bir eliyle arkayı, beni, gösterdi.

Tutamağa tutundum. Gözlerimi kapattım ve sessizce, anlamını sindire sindire mırıldandım.

"Ya sabır..."

Asiye teyze de tamamen şoföre döndü. Çerçeve'nin havada duran elini tuttu.

"Kardeşim, hakkını helal et. İnan ki çok mahcubuz..." diye devam etti.

Şu an teyzelerin dikkati üzerimde olmadığı için çok mutluyum. İkisi bir olmuş şoförden af diliyorlardı. Şoför de sabrının tam sınırında duruyordu, ikiliye cevap verirken ki ses tonundan anlaşılıyordu. Yine de üslubunu bozmadı ve soğukkanlılığını koruyarak kısa kısa cevaplar verdi. Buna rağmen teyzeler susmamakta ısrarcıydılar. Yok efendim öyle olur muymuş, gerçekten çok üzgünüz, hatamızı nasıl telafi edebilirmişiz falan fıstık.

Sanki az önce bana bağırıp çağıranlar onlar değilmiş gibi süt dökmüş kediye döndüler.

Her neyse, sonunda durağa geldik çok şükür. Ne duraktı bu da ya? Oh be!

Şoför otobüsü durağa çekti ve kapıları açtıktan sonra arkasına dönüp teyzelere tane tane artık sorunun çözüldüğünü ve daha fazla af dilemelerine gerek olmadığını açıkladı .

Fırsattan istifade edeyim dedim ve teyzelerin arasında kalan boşluktan sıyrılmaya çalıştım. Ne mi oldu? Çerçeve'nin ayağına bastım.

bastım.

Çerçeve acıyla inledi, sesini duyan Asiye, deli kadına döndü. "Müzeyyen iyi misin!" Ve böylece deli kadının isminin Müzeyyen olduğunu öğrenmiş olduk. " Bırak şimdi Müzeyyen'i Asiye" sesinden canını gerçekten çok yaktığımı anladım. Yere doğru eğilip ayağını tutuyordu. Daha fazla vakit kaybetmek istemediğim için harekete koyuldum. Tam giderken Müzeyyen teyze Asiye'nin kollarını gevşettiği bir anı yakaladı ve çantasını kucağından aldığı gibi sırtıma vurdu. Kısık sesle inledim.

Acıyla "Bre teyze, ne koydun şu şeyin içine? Bu kadar hazineyi dışarı çıkarmak pek akıllıca değil sanki ha?" dedim.

Çerçeve gözlük, namı diğer Deli Kadın Müzeyyen, "Tüh" diyerek kafama vurdu. " Acıdı mı?" bir kez daha vurdu. Acıyla nefesimi verdim.

Yo, acımak da neymiş. Çok zevk alıyordum ki şu an.

Sırtım çok acıyor.

Kendimi otobüsten güç bela dışarı attım. Kapıdan çıkana kadar Müzeyyen sırtıma vurmaya devam etti. Otobüsten biraz uzaklaşınca neyse ki durmak zorunda kaldı.

Demeden geçemeyeceğim, o kadar yükü hızlıca kaldırmak da bir marifet. Maşallah.

Bir iki adım attıktan sonra uzun zamandır nefes alamıyormuşum gibi tüm havayı içime çektim. Bu sırada rüzgar, hafif ama ferahlatıcı esintisiyle beni karşıladı. Ben de memnuniyetle gülümseyerek derin bir nefes daha aldım. Minnetle dolu bir ifadeyle gökyüzünün uçsuz bucaksız maviliğine gözlerimi kırpıştırdım.

Duraktan belli bir mesafe kadar uzaklaştıktan sonra otobüsün kapısına doğru döndüm. İki kapıdan da yolcular iniyordu. Durakta bekleyen yolcular şaşkındı çünkü otobüsten inenlerin hareketlerinde hafif telaşlı bir hal vardı. Kimse bu iki teyzeyle aynı havayı solumak istemiyordu. E doğal olarak...

Şoföre üzüldüm. Adam ekmeğinin peşinde, saçma sapan şeylere maruz kalıyor. Kim bilir gün içinde bunun gibi daha kaç farklı olay ile karşılaşıyordur.

Birkaç dakikanın ardından şoför ve teyzeler hariç neredeyse kimse kalmamıştı.

Yine otobüsten inen bazı kişilerden durakta bekleyenlere uyarı geldi. "Ruh sağlığınız için otobüse binmemenizi şiddetle tavsiye ederim, abiler. "Durakta bekleyenlerden bazıları geldiğim otobüse bindiler. Şaşkın bakışları bir şoföre bir de Asiye ve Müzeyyen gidip geliyordu.

Allah kurtarsın, umarım kısa bir yolculuk için o otobüsü kullanacaksınızdır. Yarışmacı arkadaşlara başarılar diliyorum!

Gözlerimi duraktakilerden ayırdım. Otobüsten tarafa baktığımda camın önünde Müzeyyen ile Asiye'yi gördüm. Onlar da otobüsün camına döndüklerinde beni gördüler. Her ikisinin de gözlerinden de ateş çıkıyordu ve kaşlarını çattıklarında yüzleri kırışıyordu.

Kabul ediyorum. Biraz ürkütücü, birazcık.

İtliğim tuttu, suratlarına otuz iki diş gülümsedim ve dik dik baktım. Birisi bana dik dik baktığında aynı şekilde karşılık vermek huyumdur. Karşımdaki kişi gözlerini kaçırana kadar psikopat gibi bakarım. Nadiren bakışmayı kesen taraf olurum.

Teyzelerin gözlerini kaçıracak gibi bir halleri yoktu. Olsa ne olacaktı zaten ? Keyif alıyordum ki ben. Gerisi pek umurumda değil.

Öfkeyle dudaklarını oynatmalarını izledim. Bir şeyler söylüyorlardı ama bulunduğum yerden dudaklarını okuyamadığım için anlamadım. Müzeyyen kapıya doğru yönelmişti ki binecek ve inecek yolcunun kalmamasını fırsat bilen şoför abi, kapıları kapatıp gaza bastı. Teyzeler arkalarına döndü, birkaç saniyenin sonunda tekrar benden yana baktılar. Asiye teyze dudaklarını birbirine bastırdı. Müzeyyen teyze ise kötü kötü bakmaya devam ediyordu. Sanırım şoför biraz daha konuşurlarsa onları atacağını ve sonraki otobüsün gelmesine saatler olduğunu söyledi. Tamam, bu kısmı uydurdum. Ancak bence doğruluk payım var. Eğer böyleyse şoföre de helal olsun. Başka birisi olsaydı çoktan kapı dışarı etmişti.

Gülümsemem daha da genişlerken Çerçeve Müzeyyen'i izledim. Benim gülümsemem zoruna gittiği için işaret parmağını bana doğru tehditkarca salladı. Asiye ise arkadaşının sırtını sıvazlıyordu. Ne dramatik!

Tüh, söyleyeceklerin içinde mi kaldı Çerçeve Gözlük?

Otobüs görüş alanımdan çıkana kadar onlara doğru bakmayı sürdürdüm. Zaten onlar da benimle göz temasını kesmemişlerdi. Çekirdeklik bir dedikodu için alet oldum onlara, iyi mi? Neyse, günahlarımı alacakları için yatar kalkar dua ederim artık.

Ne sabahtı ama? Olanları düşündüğümde gülmeme engel olamadım. Güldükçe sırtımdaki darbe alan yerler daha fazla acıyordu. Ama kendimi durduramıyordum. Elimi kafama götürdüm. Başıma çok pis vurmuştu bu kadın.

Gülüşümün arasından saatime bakmak aklıma geldi. Kolumu kaldırıp saatime baktım. Üçüncü kez harika!

Etrafıma bakındım.

Durak, durakta bekleyen insanlar, saatim ve ben; ben, saatim ve durakta bekleyen insanlar ile durak.

İlk dersimin başlamasına tam beş dakika kalmıştı ve zamanında yetişmem imkansız. Haftanın ilk günü, terli ve havasız bir ortamda teyze dırdırı, geç kalınacak ilk ders... Sırada ne var?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.