Yıldız Sarayı – Mart 1903 Sabahın güneşi, harem dairesinin yüksek pencerelerinden süzülüp ince gölgeler düşürüyordu. Geniş yemek salonunun duvarları mavi çinilerle bezeli, tavanında altın varaklı nakışlar parlıyordu. Odanın ortasında uzun ceviz ağacından oyulmuş masa yer alıyor; üzerinde işli saten örtüler, gümüş şamdanlar ve porselen tabaklar dikkatle dizilmişti. Masaya daha yemek gelmeden odanın içi baharat ve taze pişmiş ekmek kokusuyla dolmuştu. Bakır sinilerde kaymak, bal ve börekler hazır bekliyordu. İnce belli zarif bardaklarda çay tütüyor, nar suyu ve gül şerbeti gümüş sürahilerde ışıldıyordu. Carriyeler, ince adımlarla tabakları taşırken yere sessizlik hâkimdi; sadece ipek kaftanların hışırtısı işitiliyordu. Mihrişah Sultan masanın kenarında annesinin yanında yerini aldı. Annesi, Şehsuvar Valide Sultan, dimdik oturuyordu. Başında atlas yeşili bir örtü, üzerinde altın sırmalı, koyu lacivert bir sabah kaftanı vardı. Gözleri sert değil, daha çok koruyucu bir ışıkla doluydu. Her hareketi ölçülüydü; masadaki kaşığı bile sanki bir işaretmiş gibi kaldırırdı. İlk gelen, büyük ağabeyi Şehzade Ahmed Efendi oldu. Üzerinde koyu kahverengi bir ferace, elinde birkaç kâğıt vardı. Yüzündeki ciddiyet sofraya oturduğu an bile değişmedi. Masaya bakarken kaşları çatılmıştı, sanki aklı hâlâ babasının dün geceki meclisinde kalmıştı. — “Suriye’de yine bir mesele çıkmış,” dedi annesine dönerek. “Babamızı bu sabah erken çağırmışlar, haberci geldi.” Mihrişah ağabeyinin her kelimesini dikkatle dinliyordu. Ağabeyinin devlet işlerine hâkimiyeti ona gurur veriyordu ama aynı zamanda bir mesafe de yaratıyordu; Ahmed’in dünyası hep biraz ağır, biraz uzak görünürdü. Tam o sırada küçük kardeşi Şehzade Mehmed koşar adımlarla geldi. Henüz on beşine yeni varmıştı. Saçları biraz dağınık, üstünde açık mavi bir sabah entarisi vardı. Masaya oturur oturmaz hemen önündeki böreğe uzandı. — “Ah, işte bu börekten yemeden gün başlamaz!” dedi, ağzı doluyken bile gülerek. Mihrişah gülmemek için kendini zor tuttu. Mehmed’in bu saf hali, sarayın ağır havasını hafifletiyordu. Üvey kardeşlerden önce Leyla Sultan geldi. Sessizce masaya oturdu, gözlerini Mihrişah’a dikti, hafifçe gülümsedi. Onun bu bakışı yine sezgilerle doluydu; sanki kalbinin içini okuyacakmış gibiydi. Mihrişah gözlerini kaçırdı. Ardından Ayşe Sultan göründü. İnce yapılı, narin yüzlüydü. Masaya oturur oturmaz elini Mihrişah’ın eline koydu. — “Bugün çok güzelsin kardeşim,” dedi samimi bir sesle. Bu söz, Mihrişah’ın yüreğini ısıttı. Ama o sıcaklık uzun sürmedi. Feride Sultan ağır adımlarla içeri girdi. Başında işlemeli bir taç, üzerinde kırmızı atlas kaftan vardı. Yüzünde ince bir tebessüm taşıyordu ama o tebessümde gizli bir alay vardı. Masaya otururken Mihrişah’a şöyle bir baktı: — “Bu sabah çok dalgın görünüyorsun,” dedi. “Gece rüyaların mı ağır geldi acaba?” Masada kısa bir sessizlik oldu. Valide Sultan kaşlarını hafifçe çattı. Mihrişah cevap vermedi, sadece önündeki nar suyuna uzandı. Onun suskunluğu aslında cevabın kendisiydi. Carriyeler sofrayı hazırlamayı bitirdi. Gümüş kapaklar açıldığında taze pişmiş balık, kavrulmuş badem, hurmalı tatlılar ortaya çıktı. Buhurdanlıktan yükselen tarçın kokusu sofrayla karıştı. Herkes kaşıklarını yavaşça tabaklarına indirdi. Sohbet dağınık ilerledi. Ahmed yine devlet işlerinden bahsediyor, Mehmed ona takılmak için araya espriler sıkıştırıyordu. Ayşe nazikçe sorular soruyor, Leyla ise sessizce Mihrişah’ı gözlüyordu. Feride, arada bir laf sokar gibi konuşuyordu. Mihrişah, masadaki kalabalığın arasında, göz ucuyla pencereye baktı. Dışarıda, haremle selamlık arasındaki geniş taş yolda askerler geçiyordu. Bir an için kalbi hızla çarptı. Gözleri Emir Paşa’yı aradı. Ama yoktu. Yine de o yolun taşları bile ona onu hatırlatıyordu. O an Feride’nin sesi masanın üzerinde yankılandı: — “Mihrişah, niçin hep dışarı bakıyorsun? Yoksa sarayın duvarları sana dar mı geliyor?” Valide Sultan sertçe bakınca Feride sustu. Ama Mihrişah’ın kalbi çoktan başka yerdeydi. Sessizlik içinde kaşığını bıraktı. O kahvaltı sofrasında, yemeklerden çok düşünceleriyle doymuştu.
Bölüm 2
Haremde Kahvaltı
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.