*\
LUMOS
Tanrı ve Tanrıçalar her yıl yaptıkları toplantıyı tekrarlamış. Gökyüzünden iki yıldız seçmiş ve seçtikleri bu iki kişinin aralarındaki bağı aşka dönüştürmesi yolunda yeryüzüne yollamışlardı. Kayan bu iki yıldızın iki yakın arkadaşı temsil ettiklerini pek tabi bilmiyorlardı.
Yıldızlar gökyüzünden adeta şans ışığı saçarak yeryüzünde doğru hızla geliyorlardı. O sırada Yılbaşı Gecesi uyumayıp yan yana yatıp abur cuburlarnı yiyip, bir yandan da gökyüzünü izleyerek sohbet eden dört çocuk vardı. Birisi ileride diğer arkadaşının ihanetinden ölecek, diğeri arkadaşına ihanet edip suçu diğer dostuna atacak, bir diğeri bu iftiranın kurbanı olarak yıllar boyu vicdan azabıyla hapis yatacak, en sonuncusuysa tüm arkadaşlarını ve güvendiği herkesi kaybetmekten dolayı ona yüzyıllar gibi gelen bir süre kadar yalnızlıkla kendini çürütecekti. Ancak şuan bunların hiçbirisi olmamış, en iyi dostlar olarak gençliklerinin tadını çıkarmaya çalışıyorlardı.
"Biliyor musun Pete? Bir gün Zambağım'la çok güzel bir evim olacak. Ve o, senin içeriye öyle abur cuburları sokmana izin vermezken ben seni gizlice içeriye alacağım ve yeğeninizle beraber hepsini gömeceğiz."
Diğer üç çocukla beraber bu cümlelere gülüşme olunmuştu. Çünkü Lily Evans bırak James'le çocuk yapmayı, onunla konuşmayacağını bile kesin bir dille belirtmişti. Son zamanlarda biraz sıcaktı ama olsun.
Sirius, Lily'nin taklidini yaparak konuştu: "Dünyada bir sen, bir de şu göldeki mürekkep balığı kalsa bile yine de mürekkep balığıyla çıkarım, Potter!"
Ardından yine gülüşmeler. Remus en sonunda kendini durdurup Sirius'a yandan bir şakayla fırça çekti ve James'in bağırmasıyla gözleri birbirlerinden ayrıldı.
"Voah! Şuraya bakın! İki yıldız aynı anda kayıyor. Dilek tutun!"
Peter gece yarısının verdiği yorgunlukla uyuyakalmış ve hiçbir söze uyanmamıştı. Remus ve Sirius aynı anda James'in gösterdiği yöne bakınca ardı ardınca, birbirini kovalar gibi görünen iki yıldıza baktılar.
"Size benziyorlar. Aylak ve Patiayak. Sen de hiç durmadan Remus'u böyle takip ediyor, kovalayıp duruyorsun Siri."
Remus Sirius'a döndü ve hala yıldızlara bakan arkadaşını izledi. Uzamış siyah saçları omzundan beyaz tenine tezat oluştururcasına dökülüyordu. Hafif kıstığı gözleri ve aralık ağzı sanki evrendi tüm havayı bir anda içine çekmişti ki Remus nefessiz kaldığını hissetti. Sirius'un onu böyle takip etmesinden her defasında rahatsız olduğunu söylüyordu ancak Sirius her defasında inadına burnunun dibinde bitiyordu. Ancak Merlin biliyordu ki dilinin aksine içi Sirius'un onu böyle takip etmesinden acayip memnundu.
Black oğlanı başını Remus'a çevirdiğinde kendisini izlediğini fark etti ve başını yana eğdi. Hafifçe tebessüm ettiğindeyse Remus'un da istemsiz olarak dudakları yukarıya kalkmıştı.
"Dileğini tut Remmy. İlerde ihtiyacımız olacak." Lupin, Black'in sözüyle tekrardan gözlerini Sirius'un saçı, ileride onları beklediğini bildikleri gelecek kadar kara gökyüzüne tırmandırdı.
"Tek dileğim her zaman siz olacaksınız Siri. Hepinizin beni asla bırakmayacağını bildiğimden dilek hakkımı izninle sana devrediyorum."
Sirius'un biçimli kaşları çatıldı. "Nasıl yani? Küçük Tüylü Sorunun için bir şey falan dilemeyecek misin? Biliyorum hemen bu ne işe yarayacak sadece bir yıldız kaydı diyeceksin ama bakarsın yukardaki birisi sesini duyar Aylak! Sadece istediğin şeyi dile."
Remus bir çok yerde yara izi olan yüzünü kırışırdı. Gülerken hala önceki dönüşümünden kalma yaralar canını yakıyordu ama her zaman Sirius'a gülecekse buna katlanabilirdi. "Patiayak. Yanımda olduğunuz sürece inan bana dönüşümlerim daha az acı verici oluyor. Zaten onları zor kılan acı değil, yalnız hissetmekti. Her daim yanımda olacağına söz verirsen, her dileğimi gerçekleştirirsin."
Sirius genel olarak aile kavramına yabancı büyümüş olsa da sevgiyi tatmıştı. Gerek Potter'ların evinde, gerek Hogwarts'ta...
Remus'un uzattığı serçe parmağına baktı. Bunu biliyordu! Muggleler birbirlerine değerli bir söz vereceği zaman böyle yapıyorlardı. Tıpkı bozulmaz yemin gibi. Tek farkı büyüsüzdü ve eğer sözü bozarsan da bir eksisi yoktu. Bu resmen bir güven işaretiydi.
Heyecanla Remus'un serçe parmağına, kendininkini doladı. "Yardımıma ihtiyaç duy ya da duyma, her zaman yanındayım Aylak."
"Yardımına ihtiyaç duyayım ya da duymayayım her zaman yanımda olacağını biliyorum Pati."
Sirius en son Remus'un gözünün hemen altındaki bene ufak bir öpücük kondurup geri çekildi. Remus'un parşömen ve odunsu kokusunun yanı sıra, Sirius'un yaptıkları patlamalı şakalardan dolayı hafif yanık ve yine hafif sigarayla mazot kokusu birbirine bir süre asılı kaldı.
İkisi de şuan aradaki çekimin farkındaydı, ikisi de yeni buldukları bu durumun yanı sıra yine de arkadaş olduklarının da farkındaydılar.
Remus biraz uzaklaşıp ardında Peter'in üzerine yığılmış James'e baktı. Derin bir iç çekti. Şimdi Astronomi Kulesi'nden, Yatakhanelere kadar onları taşıyacaklardı.
Sirius'a geri baktığındaysa onun sadece başını gökyüzüne çevirip, çatılmış kaşlar ve buz mavisi gözlerde yıldızların kaydığı yere baktığını fark etti.
"Sirius, James ve Peter uyumuşlar. Yatakhaneye kadar onları-"
Oğlanın başını aniden çevirmesiyle sözü yarım kaldı. "O yıldızların ne yıldızı olduğunu biliyor musun Remmy? Black'ler gökyüzüyle çok yakından ilgileniyorlar. Bilirsin... Yani ister istemez ben de birkaç şeyi aklımda tutmuşum."
Remus düşünüyordu. Yıldızlar ve gökyüzüyle biraz alakası olsa da yine de pek değildi işte. Onun yerine Sirius cevapladı.
"Her yıl Tanrı ve Tanrıça'ların toplanıp iki yıldız seçtiği rivayet edilir. Gökyüzünde gördüğün her yıldız, yeryüzünde gördüğün her bir canlıyı sembolize ediyor. Bu seçilen iki kişi sonsuz aşkla bağlanıyorlar. Gerçek aşkla. Büyü gibi değil. Sadece içlerindeki sevgiyi gün yüzüne çıkarıp sağlamlaştırmaya yarıyor. Yani bir yerlerden aşk çıkarmıyor. Büyü değil Remus..."
Lupin başını çevirip, Sirius'un başından beri kenetli gözlerle konuştuğu cümlelerden sıyrıldı. "Sence bu... doğru mu-"
Sirius hayretle ellerini havaya kaldırdı. "Elbette doğru. Sevgili ailemin anlattıkları arasında tek inandığım şey bu Aylak!" Bunları elbet dalga geçerek söylüyordu. Otuz iki diş gülüyordu zaten. "Sakın son aile inancımı söndürme Rem."
Remus'un ay ışığıyla parlayan karamel rengi saçları gülerken sallandı.
"Pekala, pekala. Ama kendilerinin seçildiklerini nereden biliyorlar? Bunun da bir açıklaması olmalı değil mi? Sonuçta birbirlerine besledikleri hisleri yanlış tercüme eden birçok kişi var."
Sirius başını aşağı indirdi ve Remus'un bacaklarına uzandı. Elini havaya kaldırıp, Remus'un yaralı alnının ortasına düşmüş bukleyi parmaklarına doladı. Sanki tüm uğraş alanı o bukleymiş gibi dikkatlice doluyordu parmağına.
"Her şansın bir zorluğu vardır. Bu olayı da zor kılan bu imkansızlık. Asla bilemiyorsun Aylak! Asla! Çünkü sana Tanrı'lar tarafından bahşedilen her hediye için bir bedel ödemen gerekir. Yaşamın boyunca sana bahşedilen bu kişiyi fark edemezsen sana azap çektirmek için bir oyun dönecek."
Remus da ellerinde biriyle Sirius'un saçlarını severcesine başını okşuyordu. Diğer eliyle de arkasına destek yapmıştı ki düşmeyesin. Remus'un da saçlarıyla uyumlu karamel rengi gözleri, Sirus'un soğuk ama ona sıcak bakan mavilerindeyken konuştu:
"Çünkü Tanrı ve Tanrıça'ların hediyesini yok saydım?"
Sirius'un gözleri gülerken kısılmıştı. Remus bu manzaraya bayılıyordu. "Evet. Çünkü onların hediyesini yok saydın. Ve dahası da var. Sen geçek aşkının sahibinin ölümünü hissediyordun. Şu azap çekme olayı için. Sana acı çektirecek en değerli anınızı izletip duruyorlar. Neymiş o zamanlar değerini bilememişsin. Acı çekmeni istiyor adamlar. Eh sonrasında sen bu acıya dayanamıyorsun, uyuyamıyor, yemek yiyemiyorsun falan. Sonsuz bir döngü içinde acıya katlanmak zorunda kalıyorsun. Çok saçma! Sözde hediyelerini bize gönderirken bize sormuyorlar ve bu hediyeyi ulaşılmaz kılıyorlar. En sonunda ulaşılmaz hediyelerini fark edemedik diye bize sonsuz azap çektiriyorlar."
Remus, Sirius'un ufak çaplı isyanına burnundan nefes sesi çıkararak güldü. Remus, kucağında yatan oğlana huzurla bakarken Sirius çok huzursuzdu ki bu dışarıdan bir gözle bile hissedilebilirdi.
"Sorun nedir Siri?" Remus en son dayanamayıp sordu. Düzgün bir cevap alamayacağını biliyordu ancak yine de soracaktı. Çünkü bazen birisine nasıl olduğunu, problemlerini sormak onları çözmek kadar yardım sağlıyordu kişiye. Bunu en iyi Remus'tan başka bilen birisi de yoktu.
Sirius başını iki yana salladı ve Remus'un küçük buklesinden elini ateşe değmişçesine çekti. "Hiçbir sorun yok Aylak. Hadi. James ve Peter'i Yatakhaneye götürelim."
Tuhaftı. Normal Sirius tuhaflığından daha tuhaftı. Çünkü Sirius sadece Remus'a karşı tuhaf davranmazdı ve şuan kelimenin tam anlamıyla tuhaf davranıyordu.
En son Sirius, James'i bir hafifletme büyüsüyle havaya kaldırırken aynı şeyi Peter'e uygulayan Remus'a baktı. Tam gözlerinin için endişeyle bakıyordu. "Sadece... unutma Aylak. Bu geceyi, bu yılbaşını ve bu yıldızları unutma. Ve eğer sana bir hediye gönderilirse lütfen sadece fark et." Sonra da kuru dudaklarına acemice bir gülücük kondurup James'le bir Yatakhaneye doğru ilerlemişti.
-
Remus karşısındaki görüntüyü, gerçeği ağlayarak izliyordu. James ölmüştü... Peter hala kayıptı ve Sirius da ölmüştü. Bellatrix, kendi kuzenini, kendi asası ve kendi ağzından çıkan lanetle vurmuştu. Şimdi ise Tanrı ve Tanrıça'ların hediyesini görmezden gelmenin bedelini yaşıyordu.
Sirius lanet ona çarptığında ve o perdeye düşerken hissettiklerinin anlatılmaya imkanı yoktu. Önce göğsünü duygusal bir acı kapladı, ardından fiziksel acı her yanını sardı. Sirius'un çekmediği acıyı çekiyordu ve Harry'nin kolları arasından çıkıp Bellatrix'e saldırmak için koşuşuna mani olamadı. Sadece yere çöküp fiziksel acının dinmemesini diliyordu. Çünkü biliyordu, fiziksel acı dinerse ve her şey bir rüyadan ibaret olmazsa Remus bu duygusal acıya katlanamazdı.
Şimdiyse Sirius'la yaşadığı bu geceyi izliyordu. Yine yılbaşı gecesinde başını sıcacık yastığına koyup, gözlerini kapatmasına rağmen gözlerini açınca bir zaman makinesi benzeri bir yerdeydi. Tabi büyüyle birleşmiş hali. Geleceğe gidemiyor, geçmişe giderken tek bir anıya gitmekte takılı kalıyordu ve geçmişteki o anıya ulaşsa bile hiçbir şey yapamıyor, sadece dışarıdan üçüncü bir kişi gibi izliyordu.
Remus'un gözlerinden, onları yansıtan gözyaşları iri tanelerle yuvarlanıyor, acısını çekerken sessiz bir kabullenişler burnunu çekiyordu. Sirius'un bu sözlerini, 'tuhaf' tavrını henüz anlıyor ve o an orada yine de uzun süredir görmekten mahrum kaldığı, ne katil, ne suçlu, ne de ölü olan arkadaşlarını izlerken müthiş bir özlem duygusu bedenini kasıp kavuruyordu.
Bir süre sonra iri göz yaşları havalandı ve gökyüzüne doğru büyüyerek, ve parlayarak ulaştı. Ve iki yıldız kaymasını canlandırarak Remus'a sinsice göz kırptılar.
Remus fısıldıyordu. Çünkü eğer sesli konuşursa karşısındaki genç Sirius ve Remus'un onu duyup korkup kaçacaklarını düşünüyordu.
"Sirius... Pati... Sana ihtiyacım yokken de artık yoksun ama sana şuan ihtiyacım var yine yoksun... Yukarılardaki üstün varlıkların hediyesini bana geri bağışla..."
/*
NOX

