İçeriğe geç

YILDIZ KAÇKINI

Bölüm 7 · 2 dk okuma

YILDIZ KAÇKINI

Bölüm 7

Bölüm 7: Maskelerin Düşüşü

Kütüphanedeki o gergin andan sonra eve nasıl döndüğümü, abimin arabasına nasıl bindiğimi hatırlamıyordum bile. Avucumun içindeki o küçük flash bellek, sanki içindeki sırlar yüzünden ağırlaşmış, elimi yakmaya başlamıştı. Kaan’ın bakışlarındaki o "gerçeği öğrenmelisin" ifadesi zihnimden çıkmıyordu.

Odama girer girmez kapıyı kilitledim. Bilgisayarı açarken ellerim zangır zangır titriyordu. Belleği taktım. İçinde tek bir klasör vardı: "12 Kasım - Kayıtlar".

Dosyayı açtığımda karşıma eski, cızırtılı bir ses kaydı ve birkaç taranmış belge çıktı. Ses kaydını başlattığımda duyduğum ilk ses babama aitti. Ama sesi korku dolu değildi; aksine, sert ve tehditkardı.

"Çağlar, bu işi daha fazla uzatamayız. Mallar nerede?"

Ardından Çağlar Yöner’in sesi duyuldu: "O çocukları bu işe karıştırmayacaktın Koral. O gece o eve baskın yapmamın tek sebebi sendin. Kendi aileni ateşe atan sensin!"

Duyduklarım karşısında nefesim kesildi. Babam... sadece kurban değil miydi? Annemin bana yıllardır yaşattığı o suçluluk duygusu, "senin çığlığın yüzünden öldüler" yalanı... Hepsi birer maske miydi? Belgelere baktığımda babamın, Çağlar Yöner ile ortak bir sevkiyat işinde olduğunu gösteren imzalı kağıtları gördüm.

Tam o sırada kapım yumruklandı. "Süsen! Aç şu kapıyı!"

Abimin sesiydi. Ama bu seferki öfkesi her zamankinden farklı, daha yıkıcıydı. Bilgisayarı hızla kapattım ama flash belleği saklayacak vakit bulamadım. Kapı kilidi zorlanarak açıldı. Abim içeri daldığında gözleri kan çanağı gibiydi. Elinde Kaan ile okul çıkışında çekilmiş bir fotoğrafımız vardı.

"Sana ne demiştim ben?" diye kükredi abim. "O herifle görüşmeyeceksin demedim mi!"

"Abi, sandığın gibi değil, sadece kitap..." derken abim masanın üzerindeki flash belleği fark etti. Hızla atılıp onu aldı. "Bu ne? O çocuk mu verdi bunu sana?"

"Hayır, o benim ödevim!" diye bağırdım ama nafile.

Abim belleği bilgisayara takmaya yeltenince, annem kapı eşiğinde belirdi. Yüzü bembeyazdı. "Bırak o belleği oğlum," dedi annem, sesi ilk kez bu kadar net ve otoriter çıkıyordu. "Gerçekleri öğrenmeye hazır değilsin."

"Sen ne diyorsun anne?" dedi abim şaşkınlıkla.

"Süsen’i suçladığın o gece..." dedi annem, gözlerinden bir damla yaş süzülürken. "Baban bizi kurtarmak için değil, kendi yaptığı hatanın bedelini ödememek için o evdeydi. Kaan’ın babası oraya hepimizi öldürmeye değil, babanla olan hesabını kapatmaya gelmişti. Süsen’in çığlığı olmasaydı... belki de hiçbirimiz o evden sağ çıkamayacaktık."

Odamdaki sessizlik bir barut fıçısı gibi patlamaya hazırdı. Abimin elindeki o sertlik bir anlığına kırıldı. Ben ise olduğum yere yığılmıştım. Yıllardır omuzlarımda taşıdığım o ağır pranga, annemin bu itirafıyla çözülmüştü.

Telefonum titredi. Kaan’dan bir mesajdı:

"Işıklar söndüğünde gerçekler parlar. Artık kaçmana gerek yok Yıldız Kaçkını. Balkona gel."

Pencereye doğru bir adım attım. Artık sadece korkularımla değil, geçmişimin külleriyle de yüzleşmeye hazırdım. Ama abimin elindeki o flash bellek hala bir bombadan farksız duruyordu.

Bölüm sonu

1 yorum