Ertesi sabah okul koridorları her zamankinden daha dar, tavanlar daha basık geliyordu. Dün gece ona "Yöner" diye hitap ettiğimden beri içimde tarif edemediğim bir boşluk vardı. Onu hem görmeyi deliler gibi istiyor, hem de gördüğüm an yerin dibine girmeyi diliyordum.
Sınıfa girdiğimde Kaan’ı en arka sırada, kulaklıklarını takmış, defterine bir şeyler karalarken gördüm. Yanından geçerken kafasını bile kaldırmadı. Sanki aramızda o balkon sohbetleri hiç yaşanmamış, sanki bana "Yıldız Kaçkını" diyen o değilmiş gibiydi. Bu soğukluk canımı yakmalıydı ama garip bir şekilde beni rahatlatıyordu. Çünkü mesafe, güvenlik demekti.
Öğle arasında bahçenin en ücra köşesindeki çınar ağacının altına sığındım. Annemin sabahki o buz gibi bakışı hala zihnimdeydi. "Ekmek almayı unutma," demişti sadece. Sesindeki o 'sen hala buradasın ve ben hala acı çekiyorum' tınısı... Eğer o gece ağlamasaydım, babam şu an o ekmeği eve kendisi getiriyor olacaktı.
"Kendi kendine dertleşme sırası sana mı geçti?"
Sıçrayarak başımı kaldırdım. Kaan, elleri ceplerinde, birkaç adım ötemde duruyordu. Güneş ışığı gözlerini kısmasına neden olmuştu, bu haliyle çok daha... ulaşılmaz duruyordu.
"Dertleşmiyorum. Sadece sessizliği dinliyorum," dedim sesimi düz tutmaya çalışarak.
Kaan yanıma oturmadı, sadece ağaca yaslandı. "Dün gece... Soyadımı o şekilde söylemen. Bir yerlerden tanışıyor gibiydik ama çıkaramadım. Ailenden biri babamı mı tanıyor?"
Kalbim tekledi. Çağlar Yöner’in oğlu, babasının ellerindeki kandan habersiz miydi? Yoksa bu bir oyun muydu? "Sadece... duymuştum," diye geçiştirdim. "Şehir küçük, isimler tanıdık geliyor."
Kaan bir süre yüzümü inceledi. Bakışları o kadar derindi ki, ruhumdaki o dolabı, o çığlığı görecek diye korktum. "Sende garip bir şey var Süsen. Parlıyorsun ama sanki birisi üzerine siyah bir örtü sermiş gibi. O örtüyü çekip atmaktan neden bu kadar korkuyorsun?"
"Çünkü örtünün altında ne olduğunu bilmiyorsun Kaan," dedim ayağa kalkarken. "Bazı şeyler karanlıkta kalmalı. Hem senin için, hem benim için."
Tam yanından geçip gidecekken hafifçe koluma dokundu. Sadece bir saniye. Elektrik çarpmış gibi geri çekildim. "Yıldızlar sönmek için parlamaz Süsen," dedi dün geceki sözüme atıfta bulunarak. "Sadece bazen bulutların arkasına saklanırlar. Bulutlar dağıldığında yine orada olurlar."
Cevap vermedim. Veremedim. Eğer bir kelime daha edersem, annemin benden esirgediği o şefkati bu 'düşman' soyadlı çocukta aramaya başlayacaktım. Ve bu, babamın hatırasına yapabileceğim en büyük ihanetti.
Hızlı adımlarla uzaklaşırken, bulutların dağılmasını değil, fırtınanın kopmasını diliyordum. Çünkü fırtına çıkarsa, kimse kimsenin gözlerindeki o tehlikeli ışığı göremezdi.

