Odanın içine yayılan o boğucu buhar yavaş yavaş dağılırken, banyonun soğuk zemininde Kaan’ın başını dizlerime yasladım. Titreyen ellerimle ıslak saçlarını geriye ittim. Yüzü hala kıpkırmızıydı ama o korkunç hırıltılı nefesleri yerini daha düzenli bir solumaya bırakmıştı.
"Süsen..." dedi fısıldayarak. Gözlerini zorlukla açtı, o koyu kahvelerinde hala o geceki yangının dumanları vardı sanki. "Neden... neden gelmedin?"
"Buradayım Kaan, bırakmayacağım seni," dedim. Gözyaşlarım onun ıslak yanağına düştüğünde, Kaan buz gibi titreyen elimi tutup kendi kalbinin üzerine bastırdı. "Daha hızlı atıyor," dedi acı dolu bir tebessümle. "Ölmek üzereyken bile senin yanındayken daha hızlı atıyor."
Bu söz içimde bir yerleri parçaladı. Onu zorlukla yerden kaldırıp yatağa taşıdım. Üzerindeki o sırılsıklam tişörtü çıkarmasına yardım ederken ellerim titriyordu. Kaan yatağa uzandığında, yanına kıvrıldım. Soğuktan donan bedenimle onun ateşler içinde yanan tenine sığındım. O an aramızdaki her şey; babalarımızın günahları, bellekteki sırlar, amcamın nefreti... hepsi yok oldu. Sadece biz vardık. Kaan kolunu belime dolayıp beni kendine çekti, başımı göğsüne yasladım.
"Fırtına dindi mi?" diye sordum fısıltıyla.
"Hayır Yıldız Kaçkını," dedi Kaan, saçlarımı koklayarak. "Sadece bir süreliğine gözlerimizi yumduk."
Tam o sırada, odanın kapısı kilit sesinin ardından yavaşça, gıcırdayarak açıldı. Gelenin amcam olduğunu sanıp hızla yataktan doğruldum ama karşımdaki silüet çok daha rahatsız ediciydi.
Gökhan... Amcamın oğlu, benim ise kabusum.
Kapıya yaslanmış, elindeki çakmağıyla oynuyordu. "Aman tanrım," dedi iğrenç bir sırıtışla. "Bizim küçük kuzenimiz, düşmanının koynuna mı girmiş? Babam görse kalbi dururdu Süsen."
Gökhan içeri adımlarken bakışları doğrudan Kaan’ın üzerindeydi. Kaan, halsiz olmasına rağmen bir aslan gibi yataktan doğrulmaya çalıştı ama Gökhan yanımıza gelip Kaan’ın omzuna sertçe bastırarak onu geri itti.
"Rahat dur bakalım, sauna güzeli," dedi Gökhan. Sonra bana döndü, o karanlık ve 'yavşayan' bakışlarını üzerimde gezdirdi. Elini uzatıp yüzüme düşen bir perçemi parmağına doladı. "Seni bu halde görmek... Gerçekten çok yazık. Oysa babam seninle ilgili ne güzel planlar kuruyor. Belleği bana verirsen, belki bu herifi yaşatması için onu ikna edebilirim."
"Dokunma ona!" diye bağırdım, elini sertçe iterek.
Gökhan kahkaha attı ama bu sefer sesi daha sertti. Eğilip kulağıma fısıldadı: "Bana bak tatlım, Kaan şuan bir ölüden farksız. Seni o soğuk depodan kimin çıkardığını sanıyorsun? Ben olmasam orada donacaktın. Şimdi seç birini... Ya o bellek benim avucuma düşer ya da Kaan’ı o saunaya bu sefer kapısı kaynaklanmış bir şekilde geri sokarım."
Gökhan, parmağının tersiyle çenemi okşadı ve Kaan’a nefretle bakarak odadan çıktı. Kapıyı üzerimize tekrar kilitlediğinde, odada sadece Kaan’ın öfkeli solukları ve benim hıçkırıklarım kalmıştı.
Kaan elimi tuttu, gözleri çakmak çakmaktı. "Ona... o belleği vermeyeceksin Süsen. Ve onun sana dokunmasına bir daha asla izin vermeyeceksin. Gerekirse bu evi yakarız ama onlara teslim olmayız."