İçeriğe geç

Yılanın♡Ziyafeti

Bölüm 19 · 2 dk okuma

Yılanın♡Ziyafeti

Bölüm 19

Cevabı Olan Sessizlik

Bazen insan...

Bir anın geleceğini hisseder.

Ne zaman olacağını bilmez.

Ama yaklaştığını anlar.

O sabah da öyleydi.

Hava her zamankinden daha serindi.

Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı.

Asya her zamanki gibi yanımda yürüyordu.

"Neden bu kadar sessizsin?" diye sordu.

"Bilmiyorum."

"Yalan."

"Bu sefer gerçekten bilmiyorum."

Asya birkaç saniye yüzüme baktı.

"Bugün bir şey olacak."

"Nereden biliyorsun?"

"İçime doğdu."

"Senin içine çok şey doğuyor."

"Şikâyet etme."

Öğleden sonraki son ders de bitti.

Koridor yavaş yavaş boşalmaya başladı.

Kerem çantasını omzuna takarken Mert'e döndü.

"Biz çıkıyoruz."

Mert şaşkınlıkla baktı.

"Ben?"

"Sen kal."

"Neden?"

Kerem omzunu silkti.

"Bilmiyorum."

Sonra bana göz kırptı.

"Asya, hadi."

Asya da hiçbir şey sormadan Kerem'in peşinden gitti.

İkisini de izlerken gülmemek için kendimi zor tuttum.

"Bunu bilerek yaptılar." dedim.

"Evet."

Mert de gülümsedi.

Birlikte kampüsün arka bahçesine doğru yürüdük.

Ağaçların yaprakları rüzgârla hafifçe sallanıyordu.

İlk tanıştığımız gün geçtiğimiz patikaya geldik.

"Hatırlıyor musun?" diye sordum.

"Neyi?"

"İlk gün bana 'Dikkat et.' demiştin."

"Hatırlıyorum."

"Sonra sürekli beni düşmekten kurtardın."

"Bunu unutman zor."

"Biraz sakarım."

"Biraz mı?"

Omzuna hafifçe vurdum.

"O kadar da değil."

"Defterini unuttun."

"Evet."

"Cüzdanını unuttun."

"Evet."

"Kalemini düşürdün."

"Gördük."

"Üç kere."

"Tamam!"

İkimiz de güldük.

Kahkahamız yavaş yavaş sessizliğe karıştı.

Bu kez sessizlik rahatsız etmiyordu.

Aksine...

Sanki ikimizin de söylemek istediği şey aynıydı.

Mert cebinden küçük bir anahtarlık çıkardı.

Üzerinde minik bir papatya vardı.

"Bu..."

Şaşkınlıkla baktım.

"Benim."

"İlk gün defterinle birlikte düşmüştü."

"Niye şimdi veriyorsun?"

"Bilmiyorum."

Gülümsedi.

"Belki de doğru zamanı bekledim."

Anahtarlığı avucuma aldım.

O kadar küçük bir şeydi ki...

Ama nedense çok değerli hissettirmişti.

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim."

Başımı kaldırıp ona baktım.

"Mert."

"Hı?"

"Geçen gün..."

"...'Seni kaybetmekten hoşlanmıyorum.' demiştin."

Yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.

"Evet."

"Bugün..."

"...O cümleyi tamamlamanı istiyorum."

Derin bir nefes aldı.

Bakışlarını benden kaçırmadı.

"Tamamlarsam..."

"...Her şey değişebilir."

"Belki."

"Ya değişmesini istemiyorsan?"

Bir adım ona yaklaştım.

"Ona ben karar veririm."

Rüzgâr saçlarımı yüzüme savurdu.

Mert yavaşça konuşmaya başladı.

"İlk gün seni tanımıyordum."

"Sonra..."

"Her gün seni görmeyi bekler oldum."

"Seni görmeyince gün eksik geçmeye başladı."

"Sana biri yaklaştığında sebepsiz yere rahatsız oldum."

"Hak etmediğim hâlde seni kıskandım."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra gözlerimin içine bakarak devam etti.

"Çünkü..."

"...Senden hoşlanıyorum, Defne."

Kalbim öyle hızlı atıyordu ki...

Sanki bütün kampüs duyacaktı.

Gülümsedim.

"Bir şey söyle."

dedi hafifçe gülerek.

"Yoksa hayatımın en uzun sessizliğini yaşıyorum."

Gözlerim dolacak gibi oldu.

"Ben de..."

Derin bir nefes aldım.

"...Seni ilk ne zaman beklemeye başladığımı bilmiyorum."

"Sabahları seni aradığımı da."

"Emir konuşurken neden sinirlendiğimi de."

"Bildiğim tek şey..."

"...Sen yanımdayken kendimi iyi hissediyorum."

Mert'in gözlerinde ilk kez o ağır sessizliğin yerini rahatlamış bir ifade aldı.

"Bu..."

"...Evet mi?"

Gülerek başımı salladım.

"Evet."

Bir an ikimiz de olduğumuz yerde kaldık.

Sonra Mert yavaşça elini bana uzattı.

"Tutabilir miyim?"

Elime baktım.

Sonra ona.

Gülümseyerek elimi uzattım.

"Artık düşersem..."

"...Beni yine tutarsın."

Mert hafifçe güldü.

"Sanırım bu işi bırakamayacağım."

Parmaklarımız birbirine değdi.

Ne acele vardı...

Ne de büyük sözler.

Sadece iki insanın, sonunda aynı sessizliği paylaşabilmesi vardı.

Ve belki de...

En güzel başlangıçlar tam olarak böyle oluyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.