İçeriğe geç

Yılan'ın Kalbi

Bölüm 2 · 16 dk okuma

Yılan'ın Kalbi

Bölüm 2

Aile

Küçük kız annesine sarıldı o kadar mutluydu ki bugün anneler günüydü ve babası onları gezmeye götürecekti. En güzel kıyafetlerini giydi, en güzel tokalarını taktı ve babasını beklemeye başladı.

Babası akşam iş dönüşü eve çıktı kızının odasına girdi ve süslü ama uyuyan kızını gördü. Yanına yaklaştı anlını öpüp geri çekildi. Tam gideceği sırada parmağına dolanan küçük elle durakladı, gözleri yorgun şekilde onu izleyen kızına yaklaşıp başını okşadı.

Kız yorgunluğunu hızla atıp ayağa fırladı. " Anne!!" diyerek çığlık atarken babasının boynuna sarıldı. Ailecek gezip eğleneceklerdi. Babasının yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. Hızla annesine koşup elini yakaladı ve çekiştirmeye başladı. "Anne, babam geldi hadi gidelim, abi hadi babam geldi." Annesini çekiştirdikten sonra abisine koşup sıkıca sarıldı ve bu sefer onu çekiştirdi. Abisi kardeşinin tuttuğu elinden çekip kucağına aldı, yanağını öpüp ayakkabılarını giymesi gerektiğini söyledi, herkes hazır olduğunda korumalar eşliğinde arabalarına gidip yola çıktılar.

Parkta uzun bir yürüyüş yaptılar, oturdular, güldüler, eğlendiler sonrasında korumalar gitmeleri gerektiğinden bahsettiğinde özel bir araba gelip onları çok şık bir otelin restoranına götürdü. Şaşalı kapılar onlar için açıldığında mum ışıklarının aydınlattığı yolda ilerleyip mumlarla süslü şık masaya vardılar kızları için özel bir sandalye de vardı.

Kız, anne ve babasının elini bırakıp masaya koştu çok güzel hazırlanmıştı, arkasını dönüp abisine koşturdu. Onu da çekiştirip masayı hayranlıkla dolaştı kendi sandalyesini gördüğünde oturmayı denedi, başaramadığını düşündüğünde uçtuğunu hissetti ayakları yerden kesildi ve poposu sandalyeye değdi, kahkaha atarak abisine öpücük attı, anne ve babasına baktı her zaman neşe saçan kahkahalarıyla insanları güldüren bir çocuk oldu. Babasının çalıştığı ortağı oldukları o Yılan'ın kirli işçileri bile küçük kıza hep güler yüzle bakmış onun gülüşü karşısında yüzlerindeki gülümsemeyi durduramamışlardı.

Hiçbir zaman fazlalık yapan bir çocuk olmamıştı düşünceleri ve davranışları yetişkin çocuklar gibiydi, hiç sorun çıkarmaz gerektiğinde annesine yardım ederdi. Yaşından dolayı yapabileceği çok şey yoktu, oyuncaklarını topluyor, kıyafetlerini dağıtmıyor, bazen masadaki tabakları birer birer mutfağa taşıyordu ama bazı anlar vardı ki mutluluktan yaşına dönüyor abisine olan zaafı da gözle görülüyordu. Onun için abisi farklıydı babası işlerden başını zor kaldırdığı için annesine düşkündü ama abisi küçükken aynı duruma maruz kaldığından kardeşini anlıyor ve vaktini ona bolca ayırıyordu. Kendisi içinde, kardeşi içinde yaptığı bu fedakârlık ikisi arasında büyük bir bağ oluşturmuştu.

Kızlarının neşe saçan gülücükleri eşliğinde birbirleri ile sohbet edip yemek yediler. Oğullarını da seven asla ayrım yapmayan bu ailenin iki çocukları arasında 7 yaş olmasına rağmen abisi ona çok değer verir herkesten kollardı. Saat gece yarısına varmak üzereyken kızlarının uyku saati gelmiş abisi onu da alarak odaya gitmiş kardeşine masallar anlatarak uyutmuş ve canını verebileceği kız kardeşine sarılarak gözlerini yummuştu ve çift birazda baş başa vakit geçirmişlerdi. Sabah uyandıklarında bu sefer aşağıda güzel bir kahvaltı masası bekliyordu bol kahkahalı sohbetler ve güzel kızlarının ışıldayan gözleri eşliğinde ailecek güzelce kahvaltılarını ettiler.

~ 15 ~

Evde koştururken kimsenin evde olmadığını gördüm korumalar sıklaşmış herkes tetikte bekliyordu. Etrafta dolanırken büyük bir gürültü koptu korku ile sıçrarken evin bahçesindeki ağaçların şiddetli rüzgarla titreştiğini duydum babamın sağ kolu Bom’u etrafta göremediğimden tanıdık yüzlü bir koruma aramaya başladım ama ne kadar bakınırsam bakınayım ortalık birbirine girmişti ve hiçbir şey seçilmiyordu, yukarıya odama gidip saklanmak kendimi korumak istiyordum, tam merdivenlere yöneldiğimde arkamda olan evin kapısı büyük bir gümbürtüyle kırılıp yere düştü. Korkudan şaşırıp ters yöne mutfağa koştum, oradan bahçeye çıkıp kaçabilir ailemi bulup bu durumdan kendimi kurtarabilirdim. Babam bana öğretmişti böyle şeyler olabilirdi ilk işim kendimi kurtarmak ve abimi bulmak olmalıydı. Koştum, koştum ve babamı gördüm yerde kan havuzu üstünde kopmuş başını buldum, çığlık atmak istedim bağırmak kâbus olduğunu düşündüm, uyanmak istedim ama babam beni iyi eğitmişti ne yapmam gerektiğini biliyordum ve sürekli tekrarlıyordum, dışarı çıkmalı kendimi kurtarıp abimi bulmalıyım... Adrenalin ve korku topuklarımdan başıma kadar doluydu. Geri geri giderken bir şeye çarpıp üstüne düştüm ayaklarımın altında annemin bedeni duruyordu annemin her zaman parlayan gözleri korkuyla, irkilmiş bir şekilde yukarı hiçliği bakıyor olmasına rağmen son derece odaklıydı. Tekrar korktum gerçekliği algılayamıyor içerdeki silah seslerinin gürültüsünden başka bir şey duymuyorum. Kaçmaktan başka bir şey düşünmemeye çalıştım hızlı hareket etmeli ve abimi bulmalıydım, ayağa kalktım, koştum bahçe kapısının ucunda babamın geri kalanını buldum. Üzülüyordum ama korku daha ağar basıyor ve ağlayamıyordum. Babamı istiyordum bana bir şey olmayacak geçecek demesini istiyordum, yine bahçede eğitim olmasını istiyordum ama şu an son derece gerçekti.

Bahçede bir sürü ölü bedenler vardı abime seslenmek istedim ama korkudan sesim çıkmadı. Birisi kollarımı yakaladığında ilk abim olduğunu düşündüm dönüp sarılmak istedim. Dönmesine döndüm ama maskeli bir adamla karşılaştım çığlık atmaya çalıştım, ölmemek kurtulmak babama verdiğim sözleri tutmak kendimi kurtarıp abimi bulmak, ağzıma kapanan koca buruşuk bir el bana engel oldu. Sürüklenerek bindirildiğim şey bir anda havalanmaya başladığında korku tamamen dibe vurmuş ve her şey karanlığa gömülmüştü. Derin bir uykudan uyandım artık tektim ve kim bilir neredeydim?

~ Ertesi gün ~

Ayaklanıp etrafıma bakındım sağ duvarda üç benim bulunduğum kısımda 4 yatak dizilmişti her birinin yanında küçük birer komodin vardı, doğrulup kapıdan çıktım ufak ufak sesler duyuyordum. Kız sesleriydi ama sanki başka bir dilde konuşuyorlar daha da dikkat kesilmeye çalıştım. "Okula geç kaldık. " İngilizce? Çıktığım odaya geri girip kendime ait bir şeyler bakındım. Telefon! Ama onun da içi tamamen sıfırdı buraya gelmeden okuduğum bir kitap, kulaklığım, şarj aletlerim, laptopum bile buradaydı bir alt çekmece ise her gün kullandığım bakım malzemeleri ile doluydu. Buraya beni kim getirmişti? Sahi ya buraya ne zaman gelmiştim peki ya abim... Babam ve annem gözlerimin önüne serildi bir anda kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Acı çekiyordum ailem gözlerimin önünde katledilmişti ve çok sevdiğim abim ortalıkta yoktu belki onun da babam gibi kafası ayrı vücudu ayrı bir yerdeydi. Saatler olmuş ve göz yaşlarım artık tükenmişti içeriye birinin girdiğini duyduğumda üzerimdeki örtüyü yüzüme çektim. Otoriter bir ses vardı bir de büyük ihtimal yardımcı olan kadının cılız sesi.

Dillerini biliyordum çok küçükken kendi ana dilim dışında İngilizce, Türkçe ve Rusça öğrenmiştim. Babam örgütte kullanılan dilleri abim ile bana küçükken öğretmişti. "Kalkmadı mı bu kız hâlâ, hayır getiren adamda annesinin doktoru olduğunu söyledi ne işi varmışsa artık." Kim beni getirdiyse yalan söylediği barizdi ailemin yanından kaçırılmıştım üstelik eşyalarımla birlikte. Yavaşça kalkıp onlara baktım şişman yapılı bir kadın kısa saçları ve tam bir İngiliz kraliçesini andıran kıyafetleri vardı otoriter bakışları her yeri ben yönetiyorum diye bağırıyordu, yanında ise tatlı ak saçlı bir kadın, yüz tipi buraya ait değil daha Türk gibiydi kim bilir buraya nasıl geldi de böyle bir iş buldu. Yüksek sesle kapı çarptığında yavaşça başımı kaldırıp ileri yaştaki kadına baktım birilerinin beni anlamasına gerek yoktu. "Beni buraya kim getirdi?" dediğimde tahmin ettiğim gibi Türk uyruklu bu kadın beni anlamış ve Türkçe bilmeme oldukça şaşırmıştı bir süre düşündü ve aynı dilde karşılık verdi. "Bilmiyorum ki güzel kızım bir adam gelip seni bavulun getirdi yolda uyuya kaldığını söyledi seni bıraktı birkaç şeyde anlattı annenin doktorumu neymiş bu arada çantalarını ben yerleştirdim karıştırmak istemedim ama Müdür Hanım zararlı bir şey var mı diye kontrol etmemi istedi." Bir şeyler öğrenmem gerekiyordu benimle ilgili ne söylediklerini bilmiyordum ya da adımı ne diye not aldıklarını da. "Şey belgelerle ilgili bir şeyler söylemem gerekiyor mu?" Kadın tatlı bir şekilde gülümseyip yaklaştı saçımı okşarken "Hayır evladım getiren adam anlattı ah dertli kuzum eşek baban nasıl bıraktı bu güzel kızı anlamam, annende ruh sağlığından yatıyormuş kıyamam ben sana." Sıkıca sarıldığında ne kadar saf diye düşünmeden edemedim yani şıp diye de anlatacağını düşünmemiştim bu kadın benim işime yarar bana yardım ederdi bundan emindim. "Ah güzel Arya..." Arya? İsmimi değiştirmiş olmalarına şaşmamalı, benim internet bulup Kore'de neler olduğunu öğrenmem gerekiyor hem de bir an önce. Kadın İngilizce den devam ettiği için ona ayak uydurmaya karar verdim. "Adımı biliyorsunuz." Benden uzaklaşıp omuzlarımı sıvazladı "Tabi ki ben buradaki kızların isimlerini bilirim Arya Dean öyle değil mi?" Gülümsedim ve evet anlamında başımı salladım o da kocaman gülümsedi. "Hadi aşağı gel birazdan akşam yemeği yenilecek tabi ondan önce müdüre gözük istersen kendi dosyanı al." Kendi dosyamdan kastı bilgilerim miydi, gerçekten bu şekilde verebiliyorlar mıydı? "Bilgilerimin olduğu dosya mı?" Kapıyı açıp bana döndü "Evet canım normalde küçüklüğünden beri burada olanlar kendiler hakkında bilgi sahibi olabilmeleri için ama herkese veriliyor." Pekâlâ beni buraya kim getirdiyse büyük ihtimal bundan haberdardı. Hızlıca kalkıp banyo olduğunu düşündüğüm kapıya ilerledim odanın içinde bir oda daha vardı ve yatak sayısı kadar dolap sıralıydı yanında ise bir kapı vardı ve içini açtığımda bir duşa kabin, el lavabosu ve bir de başka bir kapı vardı, ellerimi ve yüzümü yıkadım koridorda bir kıza müdürün odasını sorduğumda ilk katta olduğunu, iki kere vurmadan ve gir denmeden asla girmemem gerektiğini bir de konuşurken kelimelerime çok dikkat etmem gerektiğini söyledi. Neydi bu bilmiyorum ama düşündüğüm gibi otoriteden kudurduğu kesindi.

Denildiği gibi kapıyı 2 kere tıklattım ve bekledim içerden gelen sesle yavaşça içeri girdim, 18 olmadan buradan çıkamazdım bunu tahmin etmek zor değildi o yüzden müdürle iyi anlaşmam gerekiyordu, ailem katledildi, buraya beni kim getirdiyse bir şekilde babamın adamıydı onlara ne olduğunu bunu kimin neden yaptığını bulmalıydım. Her şeyimi benden alanların her şeylerini elinden almalıyım.

Gülümseyerek içeri girdim, sert bakışları ile önce beni süzdü sonra bir dosya uzattı, yavaşça yaklaşıp iki elimi birden uzattım Kore'de senden büyüğünden saygı için iki elini uzatırdın genlerimden gelen bir alışkanlıktı bu sorgular şekilde baktığında ilk şaşırdım ama genlerim belgede bunu söylemiyordu anlaşılan, tek elimi indirip dosyayı aldım. Teşekkür ettim, iyi günler diledim geri bir iki adım atıp önüme dönerek çıktım. Odaya ilerledim araştırmam not almam gerekliydi açık veremezdim üstelik Kore' de ne olduğunu da öğrenmeliyim, babam büyük bir iş adamı olarak tanınıyordu kesinlikle ne olduğu üstü kapalı da olsa haberlerde vardı. Kimsenin fark edemeyeceği detayları bulabilirdim. Dosya inceydi gerçi en fazla ne yazabilirdi ki...

Dosya sahibi: Arya Dean

Anne adı: Clara Still

Baba Adı: Marlon Dean

Aile durumu: Babası çok küçükken kendi memleketi Güney Kore’ye çıkmış ve orada yeni bir hayat kurmuş kız 13 yaşında iken yani bundan 2 yıl önce geri dönmüş ve eşi ile boşanma kararı almış, bunu kaldıramayan Clara Hanım bunalıma girdi. Ne kadar tedavi görse de işe yaramadı ve 2 yılın sonunda ruh sağlığı hastalığından hastaneye kapatıldı.

Kim getirdi: Annesinin özel doktoru olan Jack Bey tarafından getirildi ve teslim edildi.

Maddi durumu: Babasından kalma bir mirası var ancak çok büyük bir para değil ve annesinin hastane masrafları için verildi, ona kalan ise 50 bin dolar kadar. Ve istediği gibi harcamakta özgür.

Dosya da bunların dışında yanımda getirilen kıyafetler veya eşyalar not edilmişti. Özel not olarak bir dosya bırakıldığı ama bana 19 yaşımda verilmesi söylendiği yazıyordu. Bana mirastan bahsedilmişti babam bize hakkımız olanı bölüm dosyaları imzalattığını açıklamıştı eğer eline geçmeye devam ederse dosyaları yenileyeceğini bize asla ayrım yapmayacağını açıklamıştı. Anneme de pay verdiğini ve ona da bir şey olma ihtimaline karşı onun mallarını da bize ortak olarak ayırmıştı, anladığım kadarıyla beni buraya kim getirdiyse annemin payından almıştı inanın şu an umurumda olan para değildi ama buradan çıkarken çok fazla işime yarayacağını biliyordum.

Bilgisayarımı açmıştım ama buradaki internet araştırmaları kesinlikle araştırılıyordu bilgisayarımı çantama koyup dışarı çıktım, bir park bulup orda istediğime bakabilirdim.

~~~ Birkaç ay önce ~~~

İçeriden gelen bilgiye göre birkaç deponun yeri sızdırılmış ve baskın için hazırlık yapılıyordu, plan yapmaları ve depoyu boşaltmaları için geçti depo kesinlikle izleniyor olmalıydı ve kimseye yakalanmadan malları boşaltmak zordu. Yakalanmaya göz yummak isteyen yoktu bu yüzden önemsiz insanlar kullanılacak şekilde hızlı bir plan yapılmıştı, büyük patrona anlatıldı ve emir verildi depoyu arkadan kurtarabildikleri kadar kurtaracaklar ve yakalanırlarsa sorun olmayacaktı kurtarılan mallar bir çok şekilde sürekli yer değiştirip kesinleştikten sonra en büyük depoya gidip koyulacaktı, bu depo oldukça korunuyordu oldukça ıssız bir yerde terkedilmiş fabrikalar arasındaydı, çalıştığına dair hiç bir belge yoktu ki zaten elektrik bile kullanılmıyordu. Uzun uğraşlar sonucu büyük depoya mallar konmuş ve kimseye yeri söylenmemişti. Sadece Vip üyeler ve yakında bu üyelere katılacak olan Mochan’nın yetkisi altındaydı, korumalık yapıyor içerde depoyu korumaları ile koruyordu her ihtimali göz önünde bulunduruyorlardı. Ayakçılar yakalanmıştı sorguda konuşmayıp hapse gönderilmişlerdi ama önemli olan bu değildi her ihtimal göz önündeydi depolar bulunmuştu gelir kaynakları Yılan adını bilen mahkumları her şeyi yapabilirdi ama bu çok büyük risk olurdu onların da ölmesi gerekirdi ve bu oldukça uzun bir şekilde devam ederdi. İçeriden bir kişi tutulmuş ve 3 kişiyi de öldürmüştü ödül olarak ona verilen yemekle onu zehirlemiş ve riskleri ortadan kaldırdıklarını düşünmüşlerdi.

Bu sırada Himman Yılan'a ait olduğuna emin olduğu depolara baskın yaptırmıştı ancak 3 depoda çoktan boşaltılmıştı kalanlar ise çok işe yarayabilecek şeyler değildi. Depolar izlenebilecek bir yerde değildi önceden gelen 4'er asker yerleşmişti ama depolar oldukça büyüktü. Araştırmalarına devam etse de 1 ay boyunca hiçbir ihbar yoktu ve büyük ihtimal ile Basil şu an da işleri durdurmalarını söylemişti. Himman öğle sıralarında işe geldiğinde bir telaş vardı koşturarak ona gelen bir er nefes nefese büyük bir ihbar geldiğini söyledi. "Albayım geçen ay elimizden kaçan şu 3 deponun mallarının o büyük depoya taşındığı söylendi 4 er gidip kontrol etti terk edilmiş fabrikaların içinde bir depo var eskiden fabrika sahipleri kullanırmış oldukça büyük bir yer ve kontrol ettiklerine göre bugün bir haraketlilik olmuş büyük iş adamı Mochan'ın baş koruması depodan çıkarken görüntülenmiş." Himman o adamı bilirdi televizyonlarda dürüst iş adamı olarak geçerdi, sürekli övülen bağışlar için teşekkür edilen bir adamdı, ama koruması ondan habersiz böyle bir örgüte üye olmuş olamazdı. Ya da olabilir mi?

~~~

"Albayım planladığımız gibi ilerliyor şu an da her şey, evet depoya yaklaştık şimdi içeri gireceğiz, herkes hazır mı? 3 deyince. ÜÇ." Deponun kapısı yerleştirilen bomba sayesinde büyük bir gümbürtü ile ek yerlerinden kopup geriye doğru düştü, anında saldırıya geçtiler ve içeride tek tük insan gördüler. Basil tehlike olmadığını düşünmüş ve korumaları azaltmış olmalıydı. İçerdeki herkes tutuklanarak karakola götürüldü içerdeki malzemeler için ise 2 araba gelmiş malları güvenle devlete teslim etmişti.

~~~

Birkaç haber bundan bahsediyordu Yılan'a ait depolar ilk önce ellerinden kaçırmış ve sonrasında büyük depoyu bulmuşlardı. Babam ölmeden 2 ay önce falandı babamla ilgisi tabi ki Yılan'dı üyelerden biri olduğunu biliyordum, ne kadar örgüt için önemli olsa da bize, onların düşmanımız olduğunu bu yüzden adı geçtiği anda ortadan kaybolmamız gerektiğini söylerdi. Gözlerimin önünde öldürüldüklerini düşündükçe delirmemek için zor tutuyorum kendimi küçüklüğümden beri olgundum önceliğim duygular hiç olmamıştı yapmam gerekenler vardı, hep olmuştu.

~~~ Wang Him-Man ~~~

"Albayım, albayım! Yeni bir ihbar var aynı kişi olduğunu söyledi. Bir kumarhane varmış çok büyük bahisler dönüyor sadece para değilmiş." Dediğinde hızla başımı kaldırdım. "Paradan başka ne olabilir cani insanlar, canları ortaya koyuyorlar. Kızları, çocukları satıyorlar DEĞİL Mİ?" Karşımda sanki suçları o işlemiş gibi ezilip büzüldü, bir süre kafasını kaldıramadı. "Albayım insanlar karılarını, çocuklarını ortaya koyuyor, hayvanlar bile veriliyor ama öğrendiğimiz kadarıyla sadece olması için değil fuhuş içinde." Duyduklarım karşısında birden ayağa fırladığımda koltuğum yerle bir oldu, delirmiştim. Nasıl yapabilirlerdi? Aklıma da mantığıma da oturtamıyordum artık. Hemen büyük ve hızlı bir operasyon düzenlenmesini söyledim, hızlı bir şekilde hazırlanıp baskına gitmeliydik.

Baskın sonunda bulunan notlarda sürekli müşteriler ve burası için kartların basım fabrikası vardı. Kartlar incelendiğinde özel müşteriler için kaybettiklerinde sunabilecekleri 'eşyaları' adı altında kartlar vardı. Sürekli gelen müşteriler araştırmış ve hapse göndermiştik onlardan kalan paralar ise karılarına ve çocuklarına verip hayatları güvence altına aldık. Hepsi için psikologlar ayarlanmış ve canilerin elinden hem bedenen hem de ruhen kurtulmuşlardı. Üstelik fabrikaların bir tanesi bulunmuş ve mühürlenmişti kartlara el koyulmuş ve geri dönüşüm ile üretilen kağıtlar okullara bağış yapılmıştı.

~~~ Jeon Min-Jee ~~~

Bahsedilen kumarhaneyi duymuştum sanırım babamın yakın bir arkadaşı ilgileniyordu çok uzun süredir arkadaş olduklarını ve babamı örgüte onun soktuğunu duymuştum 2 kızı vardı yanlış hatırlamıyorsam annelerine yardım ediyorlar hatta onun yerine geçmek için en iyisi olmaya çalışıyorlardı. Ama maalesef kurallar gereği babamla fotoğrafı yoktu üstelik ismini de bilmiyordum hepsinin takma isimleri vardı. Zamanında yaptırdığım kilitli günlüğüme şükrederek araştırdıklarımı not aldım. Hava artık karardığı için saatimi kontrol ettim giriş saatine yarım saat falan vardı. Toparlanıp yurda döndüm yemek için iştahım yoktu yukarı çıkıp yattım benim için kötüden de kötü bir gündü bavulumda abimin t-shirtü vardı üstüme sadece onu geçirip öylece yatağa uzandım yavaş yavaş olanları düşündüm ailem öldü, hatta katledildi işkence çekerek olmuştu. Peki ya abim o neredeydi? Belki odasında yerde öylece uzanırken bulunmuştu ya da asılmıştı belki babam gibi parçaları ayrılmıştı veya benim gibi kurtarılmış ve bir yere götürülmüştü, onun da ismi değişmiştir kesin, yaşıyorsa onu nasıl bulabilirdim peki o beni arar mıydı? Gözlerim tekrardan doldu, tutmadım, bugünlük yapmam gerekenleri yapmıştım saatlerce ağlayabilirdim...

Sabah kalkıp duşa girdim yapmak istediğim pek bir şey yoktu ama görevli gelip hazırlanmam gerektiğini okula yazılmam için müdüre yardımcısıyla okula gideceğimi söyledi ve birazda harçlık verdi haftalık olarak 30 gayet iyiydi gidip yeni bir hat alabilirdim buradayken kendi internetim ile telefondan da araştırma yapabilirdim. "Merhaba tatlım nasılsın?" İngiliz ve orta yaşlardan biraz daha gençti, tatlı bir kadına benziyordu. "İyiyim siz nasılsınız?" teşekkür edip iyi olduğunu söyledi hazır olduğumu anlayıp kapıyı açarak geçmemi bekledi.

Kapının önünden bir minibüs ile gidiliyordu ve oldukça yakındı normal hayatımda ben yürüyerek gelebilirdim harçlıklarımı kurslara verecektim, eğitim almam gerekiyordu babam abime birçok şey öğretmişti kendimi savunmayı biliyordum ama daha fazlası gerekliydi istediğim çok kolay ya da zor olmayacaktı. Yılan'ın başını koparmaktan bahsediyordum. Okul işini hallettiğimizde izin alıp dolaşacağımı söyledim. Akşama kadar gezmiş ve sonunda yer altı dövüş kulübü bulmuştum hiçbir şekilde kim olduğum önemli değildi, kameralar yoktu, para notları yoktu üstelik sadece kickboks değil bıçakla saldırılar ve silah kullanımı da vardı.

~~~

Komutan Man uzun bir araştırma için 2 hafta askeriyeye gelmemişti. Yılan'a bir şeyler olmuş olmalıydı çünkü fazlasıyla açık vermişti. İhbar kesilmişti kim olduğu bilinmiyordu, araştırdıkların da ise tek buldukları dışardan bir telefon ile aramış ve sesini önceden kaydedip üstünde oynama yapmış olduğuydu. Dışarıdaki telefonu bulduklarında kameraları araştırmışlardı ama neredeyse hiçbir şey gözükmüyordu. Çok eski bir ahizeydi büyük ihtimalde sinyali kendi bağlamış sonrasında ise koparmıştı, Uzun süredir bozuk ve tamir edilmesi için talepte bulunulmuyordu. Bir az daha kameraları izlediklerinde bir yere kadar nereye gittiğini takip edebilmişlerdi ama yer altı oteli olduğuna emin oldukları, çünkü içerde hiçbir kamera yoktu, bir otele giriyordu. O girdikten sonra sadece bir kişi giriyor ama 2 gün boyunca kimse dışarı çıkmıyordu. Komutan araştırmalarına devam ettiği bu sürede en sonunda bir silah deposu bulmuştu ve Yılan'a ait olduğunu tespit edilmişti. Deponun camlarından silahların patladığında yaydığı ışık gözüküyordu ama ses çıkmıyordu, üstelik bunları uzun süre takip ettiğinde bir araba da yılana benzer maskeli 4 kişi geliyor ışıklar patlıyor ve sonrasında maskeliler 4 ayrı arabada birkaç kutu ile ayrılıyorlardı. Basil gerçekten kafayı yemiş olmalıydı böyle bir hata yapmak akıl almazdı. Himman askeriye ye dönmüş güzel bir operasyon ayarlamış ve depoyu basıp Basil için önemli iki adamı yakalamışlardı sorgu günü geldiğinde ikisi de intihar etmişti bir şey öğrenemeseler de artık çoğu askerler ve polisler Yılan'ı biliyor ve sürekli tetikte davranıyorlardı.

~~~

Yaklaşık bir ay olmuştu her şeyi araştırmıştım ama haberlerden başka hiçbir şey yoktu. Babamın hesabını biliyordum bilgisayarımı bir şekilde ona bağlamalıydım ama buradaki hiçbir şey Kore de ki gibi işlemiyordu. Bir şekilde bağlantı kopuyordu. Hatların düzeni, sayılar her şey tamamen farklı olduğunda bağlantı sonuna kadar ulaşamıyordu. Ama araştırmalarım ve Yılan ile ilgili yayınlanan her habere baktığımda yine ona ait olduğu düşünülen bir fabrika bulunmuştu. Himman‘ı araştırdığımda iyi bir albaydı ve anlaşılan Yılan'ı fark etmişti çünkü bütün haberlerde yüzü olmasa da adı geçiyordu yönettiğine dair. Geçenlerde bir haber okumuştum babamın ölü bulunduğu haberde çocuklarının kayıp olduğundan bahsediyordu ama bugün sabah saatlerinde yeni bir haber yayınlanmıştı.

Ünlü iş adamı Jeon Him-Chan'ın eşi ile katledildiğinden bahsetmiştik ve güzeller güzeli küçük kızı ile 22 yaşındaki oğlunun kayıp olduğu söylenmişti. Maalesef ki dün düşmüş bir uçak bulundu içerisinde 3 ölü bulunmuştu ve yapılan otopsiye göre kızları Jeon Min-Jee ve oğulları Jeon Jung-Ho'ya ait dnalar bulundu bir de yanlarında 3. kişi olan pilot Park Sehun olduğu tespit edildi. Aileler sabır diliyoruz. Ve bir de ünlü iş adamının borç alarak şirketini kurtardığı ortaya çıktı bununla birlikte çeteden aldığını veremediği için katledildiği düşünülüyor...

Gibi birçok haber vardı ama bu benim için iyi bir haber olabilirdi abim ölmemişti o da benim gibi bu şekilde kurtulmuş olmalıydı ve çok geçmeden beni bulacağını biliyordum. Abim benim için her şeyi yapardı.

Okulda akıllarında kalacak arkadaşlıklar yaptım eğer bir gün bir açık verirsem kesinlikle onları da sorgularlardı iyi biri olduğumu, güler yüzlü, tatlı bir kız olduğumu söylemeleri işime yarardı. Eğitimim dışında bir iki kişi ile geziyor içine kapanık imajı vermiyordum, belki manyak diye düşünebilirlerdi ama küçüklüğümde mantıklı olmaya yapmam gerekenlere eğitilmiştim aile yaşantımız mükemmel değildi ama herkes birbirlerini sever değer verirdi. Özellikle abim ve ben arasında güçlü bir bağ vardı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.