"Onunla dağılıyorum, onunla toparlanıyorum ."
Yeni bir güne daha uyanmak beni sevindiriyor mu yoksa üzüyor mu?
Emin değilim ama şundan çok eminim annemin o güzel kahvaltısı benim vazgeçilmezim.
Uzun süredir vakit geciremediğim annemle uzunca bir sohbetin ardından okul için hazırlanmaya başladım.
Artık yürümeye hazırdım, etrafa bakıp içimden geçirdim. "Ah şu dünya ne garip zaman ne kadar hızlı geçmiş bu hale gelmişiz... "
Bazenleri araştırma yapıyorum bu konuda çok meraklı olduğum anlaşılması zor bir durum değil.
Eskiden uçan arabaların bile olmaması insanı şaşırtıyor ne gariptir ki kimse kendilerine ne denli zarar verdiklerinin farkında değil onlar ölme yürümüyor resmen koşuyorlar. Etrafıma şöyle bir baksam her yer obez insanlarla dolu, bu dönemin bariz sorunundan sadece bir tanesi.
Ben ise bunca insana rağmen teknolojiyi kenara itip yürümeyi spor yapmayı tercih ediyorum şahsen şu anda hiçbir zararını görmedim. Kimsenin ne dediğine umursamayan biri olmak en sevdiğim huylarımdan.
Cinda benim en yakın arkadaşım hatta kardeşim diyebileceğim biri ailelerimiz birbiri ile arkadaş ikimiz dost çocuklarıyız.
Bu yürüyüş konusunda o da bana eşlik ediyor. On altı senedir birbirimize bağlıyız, çocukluk bağı, o en neşeli yıllarım Cinda ile beraber geçti ah o günler unutulmaz yıllar...
Okula doğru yürümeye devam ederken Cinda ile uzun süredir konuşmadığımı fark ettim ve bozuntuya vermeden ona dönüp epeydir kafama takılan bir konudan bahsettim.
Belinda :
-Cinda sana bir şey söylemeyi unuttum, hani şu, her yerde dolaşan haberler hiç dikkatini çekti mi? Benim kafamı çok kurcalıyor, emin değilim bu kadar teknolojide ilerlemek çok fazla, çok büyük sorunlar çıkabilir gibi...
Cinda:
-Kesinlikle bende seninle aynı fikirdeyim şu vahim durumda hala robot peşindeler inanamıyorum. Bir de ideaları var; robotlar bize yardım edecekmiş uzun süreli rahatlama sağlıyacakmış o kadar iri robotlar bize nasıl yardım edecek? Hadi ama kimi kandırıyorlar, bugün de deneme yapılacağını, testleri olacağı bahsediliyordu haberlerde çok garip çok.
Belinda:
-İnsanlar ne kadar kör olmaya başladı? Herşeyi sorgulamadan kabul edecek kadar körler.
Cinda:
- Evet balım evet .
Belinda:
-Hiç bu konuyu ailen ile paylaştın mı onlar bu durum hakkında ne düşünüyorlar?
Cinda:
-Hadi ama Belinda sence?
Belinda:
-Ah doğru yine bize inanmazlar çok araştırma yaptığınızı, gereksiz bilgiler ile kafamızı doldurduğumuzu, bizim bunlara değil derslere odaklanmamız gerektiğini bize vurgulayıp durucaklar, evet sende haklısın.
Cinda:
-Evet.
-Tam olarak bunu demek istedim. Biliyorsun beni, tabii kimin arkadaşı.
Belinda:
-Tabiki canım insan senle arkadaş olunca böyle oluyor herşeyi bilmek zorunda yoksa tersin pistir. Sonra mazallah gelir bazılarını dövdüğün gibi beni de döversi canım acır.
Bunu söyledikten sonra kaçmak en mantıklısıydı çünkü ben o bakışı nerede görsem tanırım o gözler yukarı, kafa kırk beş derece aşağı eğilmiş sinsi bakışlar, Cinda sinirlendi. Evet, hemde çok.
Cinda:
-Belindaaaaa kaçma gel buraya! Ben mi herşeyimi bil dedim, sanki silah dayadım kendimi öğrettim, bunlar çocukluk birikimi be hain insan! Birde gelmiş herşeyini bilmek zorundayım diyor ama artık öyle hahahaha ayrıca tamam bazenleri çok sinir oluyorum, biraz kötü şeyler yapıyorum.
Belinda:
-Biraz mı!!
Cinda:
-Tamam bazenleri sinirim çok kötü sonuçlara neden oluyor olabilir.
Belinda :
-En son kızın burnunu kırdın biliyorsun dimi?
Cinda :
-Ama şimdi sen neden oraya girdin ki, sende biliyorsun neden olduğunu kız anneme laf etti, kadının hasta olduğunu bile bile onunla dalga geçmeye kalktı.
-Haketmişti .
Belinda :
-Doğruyu söylemek gerekirse biraz zarar görsede haketmişti.
Cinda :
-Birde sana çok önemli bir şey söyliyim mi?
Belinda :
-Söyle.
Cinda :
-Madem kendini benim herşeyimi bilmek zorunda hissediyorsun evet, öyle olmak zorunda sakın inkar etme yoksa silah zoruyla yaparım beni bilirsin.
Bunları derken ellerini silah şeklini vererek kafama koydu ve güldü.
Gülüşü gerçekten çok güzeldi çoğu erkeği kendine çeken bir güzelligi vardı ama o bunun farkında değildi.
Belinda :
-Aaaa şimdi de öyle mi oldu küçük hanım seni gidi çıkarcı kurnaz! Merak etme beni bilirsin istersem herşeyi öğrenirim, biraz kendimden emin biriyimdir.
Cinda :
-Bilmem mi? Ta bi ki ma dam is te di ği niz bir şey var mı ? Dur biraz da robot gibi hareket edeyim onların robotları bu kadar külüstür olmaz ama olsun.
-Nesin sen VİP kesim mi?
Belinda :
-Ne onlardan ne farkım varmış? Belki o kadar gelişmemiş olabilirim ama benimde zekam ve cazibem var. Paha biliçilmez bir hediyeyim resmen değerimi bil.
Cinda :
-Tabii efendim emrinize amedeyim dileyin benden ne dilerseniz.
Onunla aramızda olan bu küçük eğlenceleri anları çok seviyorum insanın içini rahatlatıyor, kafamı dağıtmamı sağlıyor. Onunla dağılıyor onunla toparlanıyorum vazgeçilmez parçam gibi.
Okul sonunda uzakta belirdi az kalmıştı, hedefimiz karşımızdaydı. Sanki hiç olmaması gereken bir yermiş gibi öylece duruyordu. O kadar gökdelenin arasında değişik bir yapı enteresan bir havası vardı. Parlak yansıma yapan aynalı duvarları, çokgen şekilleri halinde sınıflar alışılagelmiş tasarımlardan çok farklı bir dizaynı var. Okuldan memnuniyet duymasamda bu tasarımın beni kendine çekiyor olması gerçeğini değiştirmiyor.
İlk ders teknolojik dizayn daha ne kadar teknolojinin içinde olabiliriz bilmiyorum.
Sınıfa doğru ilerledik derse geç kalmıştık, bunu yeni fark ettik ve koşar adımlarla sınıfa geldik, hoca sınıftaydı o acele ile kapıyı da tıklatmadan girmiştik. İkimizde sınıfın ortasında bütün gözleri üzerimize çekmiştik. Sanki hiçbir şey olmamış gibi yerime geçmek istedim, o an yok olmak istedim. İlk defa böyle bir şey yaşıyordum bu durumda aklıma sınıfa durmadan geç kalan Deha geldi. Onun o düştüğü durumlara çok gülerdim.
"Gülme komşuna gelir başına." Tam olarak bu atasözünü yaşamış oldum.
Atalarımız ne kadar doğru demiş.
En son sessizliği (sessiz olma çabalarını çünkü aradan gelen kıkırdaşmalar gayet net duyuluyordu) Cinda bozdu.
Cinda :
-Dilşad hocam, geç kaldığımız için özür dileriz. Yerimize geçebilirmiyiz?
Kadın uzun süre sessiz durdu , bizi inceledi Cinda ile ben ne olduğunu anlamadan birbirimize bakıp durduk.
Dilşad :
-Sizin bu haliniz ne, savaştan çıkmış gibisiniz? Madem geç kaldınız ve bu saygızlıkla içeri girdiniz, dersin huzurunu bozdunuz, bence neden geç kaldığınızı ve neden bu halde olduğunuzu bize anlatmanız gerekir.
Sınıfa seslendi.
Dilşad :
-Değil mi gençler?
İçimden hakaretler savurdum şansımıza en sevmediğimiz (sevemediğimiz) hocanın dersinde geç kalmış olmamız da ayrı bir sinirlerime dokundu.
Aksiyona ve eğlenceye aç olan sınıf bizi umursamadan bir kora halinde "evet" dediler .
Aynı anda Cinda ile ne yapacağımızı bilemeyen bir ifade almış yüzlerimiz birbirine döndü.
En iyisinin doğruyu söylemek olduğuna karar verdim.
Belinda :
-Dilşad hanım sınıfı da sizi de bu kadar meraklandırmak istemeyiz açık sözlü olucam yürüyerek geldik, o kadar labirent gibi sokaklardan geçmek kolay olmuyor malum, biliyorsunuzdur.
Aaaaa pardon siz arabayla "uçan arabayla" geliyordunuz dimi? Bu yolları bilmezsiniz oysaki çok merak etmiştiniz orada tek tük çiçekler var. Bir tanesini kopardım ve bunu size hediye etmek istiyorum belki merakınız biraz daha artar da bir gün sizde yürüyerek gelirsiniz.
Bunu duyan sınıf daha da gülmeye başladı hocanın ifadesi değişti ve sustu ardından eline tutuşturduğum çiçeği çöpe attı ve sinirli bir ifade ile
Dilşad :
-Yerinize geçin .
Dedi.
Sıramıza geçerken Cinda kulağıma eğilip fısıldadı.
Cinda :
-Vay be, genelde böyle şeyleri ben yapardım.
- Ne oldu sana ?
- Her gün yeni yönlerini öğreniyorum, açıkçası çok şaşırdım. Nereye gitti benim o küçük çocuğum? Söyle bakalım sert kadın.
Bunu derken eğilip burnuma dokundu. Ne diyeceğimi bilemedim, sadece güldüm. Bu sefer sesini değiştirerek bir adam gibi konuşmaya başladı.
Cinda:
-Hanımefendi sizi böyle görmek ne kadar gururlandırdı beni inanın anlatamam.
-Bugün bu sırada bana eşlik eder misiniz?
Diyip eli ile sırayı gösterdi.
Belinda :
-Eğer bunu bu kadar çok istiyorsanız bu benim için bir onurdur beyefendi.
Dedim ve yerime oturdum, oda oturduğu anda ikimizde sınıfın ortasında kahkaha atmaya başladık.
Sınıf yine bize bakmaya başlamıştı ama bu sefer ikimizinde umrumda değildi.
Sonunda güç bela susmayı başardık .
Hoca ders boyunca sinirliydi, bizimse umrumuzda değildi. Akşam geç yatmanın verdiği yorgunluktan, sıraya kafamı koymamla uyumam bir oldu.
Bağrışma sesleri ile uyandım. Her yerde çığlık sesleri vardı ne oluyordu?
Cinda bana uyanmam için vurup duruyordu en son kendimi gelmem için tokat attı. O tokat kendime gelmeme yetmiştide artmıştı . Panikle kendimizi dışarı attık .
Yaşanan olayın gerçekliliği tam da on an tokat gibi yüzüme çarptı Cinda'nın attığı tokattan daha çok acıttı, başımdan asağı kaynar sular indi.
Tek yapabildiğim avazım çıktığı kadar bağırmak, konuşamadım hiç bir şey diyemedim sadece bağırdım, sadece içler acısı bir çığlık oldu içimdeki acı...