İçeriğe geç

YIKIM

Bölüm 1 · 13 dk okuma

YIKIM

Bölüm 1

1. Bölüm (Kanlı Şarap Kadehi)

Sıradan bir okulun sıradan koridorunda yürüyorum. Yanımdan geçip bana selam bile vermeyen eski arkadaşlarımın gülüşmeleri kulaklarımı tırmalıyor adeta. Elimdeki telefona bakarak meşgulmüş gibi davranıyorum çünkü iç sesim dışında konuşacak kimsem yok. Kafamı kaldırıp koridorun başından sonuna kadar baktım. Herkesi, her şeyi inceledim dikkatlice. Her zaman ki gibi aynı fakat enerjisi oldukça farklıydı. Bir anda bu enerji nasıl değişmişti ki?

İç sesim bu sorumu duymuş olmalıydı ki bana hemen cevap verdi ''Yeniden başlıyoruz''. Haklıydı, yeniden başlıyorduk ve ne olacağını ikimizde çok iyi biliyorduk fakat elimizden bir şey gelmiyordu. Eğer bir şey olacaksa bunu değiştiremezdik çünkü evren ne isterse onu yapar ve bu hep böyle devam ederdi.

Düşüncelerimi geride bıraktıktan sonra kulağıma gelen çınlama sesiyle birlikte gözlerimi kapatarak yere çöktüm. Bu seste neydi böyle? Yoksa, yoksa yine mi oluyordu? iç sesimin şu an bana güldüğünü hissedebiliyordum ve şimdi düşündüm de gülmekte biraz haklı olabilir çünkü bana yeniden başlıyoruz demişti.

Gözlerimi açıp yavaşça ayağı kalktım. Gördüğüm manzara beni şaşırtmamıştı. Alışmıştım çünkü. Okul yıkılmış ve öğrencilerden birkaçı yerde yatıyorlardı. Hareket etmediklerine göre ölmüş olmalılardı. Ölü bedenleri incelerken onların başında duran kıza baktım. Orada, onların başında duran kız bendim.

Kız bana doğru döndüğünde ölü bedenlere bakarken sırıttığını fark ettim. Dışarıdan bakılınca böyle mi gözüküyordum gerçekten biraz sadist gibi gözüküyorum sanki? iç sesim tekrardan bana güldü ve ''Evet Armin dışarıdan bakılınca öyle gözüküyorsun ayrıca sadist gibi gözükmüyorsun çünkü sadistsin ama içini rahatlatmak için söylüyorum bu halin bile oldukça çekici'' dedi. İç sesim bana mı yürüyordu yoksa bana mı öyle gelmişti? Her neyse iç sesimle aramdaki ilişkiyi düşünecek zaman şu an değil hem şu an bunu düşünecek olsaydım çok kötü bir zamanlamam olmuş olurdu.

Kulaklarıma gelen kahkaha sesimle birlikte başımı ölü bedenlerin oradaki kendime çevirdim. Yere eğilmiş bir şekilde parmaklarını ölü bedenlerden birinin vücudunda yavaşça gezdiriyordu ve beklediğim hamleyi yaptı. Önündeki ölü bedenin kanını taşıyan parmağını yavaşça dudaklarına doğru getirdi ve parmağını emmeye başladı. Bundan hoşlanıyordu. Yanında duran çantasının içinden bir şarap kadehi bir de kaşık çıkardı. Ne yapacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Kanlı parmaklarıyla tuttuğu kaşığı önündeki ölü bedenin vücuduna doğru bastırdı ve yavaş yavaş kanını kaşıkta toplayıp şarap kadehine koydu. Bunu kadeh yarıya dolana kadar devam etti ve ayağa kalktı. Dudaklarını yaladı ve elindeki şarap kadehini dudaklarına doğru getirdi. Gözlerini kapattı ama içmedi. İçeceğini sanmıştım oysa ki. Gözleri kapalı bir şekilde kadehteki kanı kokladı ve kokusunu içine çekti daha sonra ise gözlerini açtı ve kanı içmeye başladı.

Oldukça büyük bir iştahla içiyordu kadehteki kanı ama hızlıca bitmesini de istemiyor gibiydi. Hızlıca bitirse ne olurdu ki? Sanki önünde yatan ölü bedenlerin kanı yoktu. İstese hepsinin kanını içerdi bundan eminim çünkü kendimi çok iyi tanıyorum.

Kadehteki kanlar bitmişti ve dudaklarından kanlar akıyordu ama yinede yüzündeki sırıtma kaybolmamıştı. Bu halim hoşuma gitti. Cidden duygusuz ve korkunç biri gibi görünüyorum. İç sesimin bana bir şey söyleyeceğini hissettim ve tam ona odaklanacakken kulaklarımı tırmalayan çınlama sesi yeniden geldi. Ellerimle kulaklarımı kapatıp çınlama sesini duymamaya çalıştım ama işe yaramıyordu ne yaparsam yapayım çınlama sesini duyuyordum. Başım biraz dönmeye başladığı an düşecek gibi hissettim ama düşmedim.

Etraf birden karardı ve ardından aydınlandı. Çınlama sesi gitmişti fakat karşımdaki ölü bedenler ve onları bu hale getiren ben ortadan kaybolmuştum. Yerlerde hiç kan izi yoktu. Gözlerimi etrafta gezdirmeye başladım. Her yere bakıyordum ama her şey bu sabah ki gibiydi. Etrafı incelemeye devam ederken başım tekrardan dönmeye başladı ve hiç anlamadığım bir şekilde gözlerim kararıp olduğum yerde yere düştüm...

''Hey! İyi misin?''

''İyi misin diye ona soracağına nefes alıyor mu diye kontrol etmeye ne dersin?''

''Kız nefes almıyor! Ambulansı arayın hemen!''

''Ne dediğinin farkında mısın? Çekil şuradan bir de ben kontrol edeyim''

Bana dokunan elleri hissedebiliyor ve konuşulanları duyabiliyordum ama hareket etmeye çalışsam bile hareket edemiyordum. Vücudum donmuş gibiydi. Konuşmaya çalışıyordum, onlara iyi olduğumu söylemeye çalışıyordum ama başaramıyordum.

''Kız gerçekten nefes almıyor!''

''Sana söylemiştim bana inanmayan sendin aptal herif!''

''Hemen ambulansı arayın belki hala yaşaması için bir şans vardır!''

Yaşamam için bir şans mı? Cidden bunun için mi tartışıyorlardı? iç sesim ona yönelttiğim bu sorumu duymuş olmalıydı ki bana cevap verdi ''Belki de gizli hayranların vardır?'' Gizli hayran mı? Birinin bana hayran olması için beni tanıması gerekmez miydi? Yanlış mı biliyorum? Bu sorduklarım iç sesime komik gelmişti ''Bazen uzaktan baktığımızda bile hayran olabileceğimiz kişiler ve şeyler vardır Armin''

Bir an iç sesimin haklı olabileceğini düşündüm ama sorun şu ki ben kimseye hayran olmamıştım. Her gün neredeyse insanları inceliyordum ama hiç kimse için bir hayranlığım yoktu ve olmayacaktı da.

Kulaklarıma ambulansın siren sesleri gelmeye başladı. Gerçekten ambulansı aramışlardı. Gerçekten beni düşünmüşlerdi.

Yüzüme gelen sıcak nefesi hissettim.

''Nefes alıyor''

Nefes alıyor...

Almamam imkansızdı zaten. Ama ben, iç sesim ve o hariç bunu bilen kimse yoktu.

Aniden gözlerimi açtım. Başımda dikilen kalabalığa bir göz gezdirdim. Benim için mi endişelenmişlerdi? Yoksa sadece ölü beden görmek için mi sabırsızlanmışlardı?

Ayağa kalktım ve konuşmaya başladım ''Ben iyiyim sadece biraz uyudum''

Bu söylediğim bir bakıma doğruydu çünkü rüya görmüştüm ve uyumadan rüya göremezdim.

Kalabalığın arasından yanıma uzun boylu bir erkek geldi. Onun kim olduğunu bilmiyordum. Bana gülümseyerek baktı ve elimden tutup beni kalabalığın arasından çıkardı. Bu da neydi böyle? Biri neden bana yardım etsin ki? iç sesim sorumu cevapladı ''Herkes senin gibi duygusuz değil'' evet duygusuzum bunu biliyorum ama bildiğim bir şey daha var ki duygusuz olmak duygularımın olmasından daha iyi. Çünkü bilirsiniz duygularımız olduğunda yapmamız gereken iyi ya da kötü şeyleri hemen yapamayız. Mesela kötü bir şey yaptığınızı düşünün eğer duygularınız varsa bu yaptığınız kötü şeyden dolayı pişman olursunuz ya da vicdan azabı çekersiniz ama eğer benim gibi duygusuz biriyseniz böyle şeyler düşünmeden istediğiniz, istemediğiniz her şeyi yaparsınız.

''Daha iyi misin?''

Önce elimi tutmaya devam eden sesin sahibine daha sonrada etrafa baktım. Okuldan çıkmıştık.

''Bana cevap vermeyecek misin?''

Tekrardan sesin sahibine baktım. O da bana bakıyordu. Ne demem gerektiğini tam olarak bilmiyordum çünkü iyi değildim ve bunun farkındaydım. Aniden başıma giren ağrıyla boşta kalan elimi başıma getirdim. Elimi tutan kişi endişelenmiş gibi görünüyordu ki birden elimi bırakıp iki eliyle omuzlarımdan tuttu ve gözlerime baktı. Elimi başımdan çektim ve karşımda duran kişiye baktım. Onu sanki daha önce görmüş gibiydim. Onu tanımıyordum ya da tanıyordum. Bu hissi çok yaşıyorum. Tanımıyorum sanıp tanıdığım kişilerin olması tuhaftı ya da değildi. Zaten hayatımda tuhaf olmayan ne vardı ki? ''Hayatında tuhaf olmayan bir ben varım unuttun mu'' iç sesimin her düşünceme atlaması canımı sıksa da onu seviyordum. Bana iyi geliyordu.

Karşımda duran kişinin kim olduğunu düşünmeye çalıştım. Biraz düşününce onun kim olduğunu buldum.

Bu oydu...

Gördüğüm rüyada kanını şarap bardağında içtiğim kişi.

Şu an olayları daha iyi anlamıştım ve yapmam gerekeni biliyordum. Ona doğru bakarak gülümsemeye çalıştım. Çok iyi olmasa da gülümseyebilmiştim. Gözlerinin derinliklerine bakarak konuşmaya başladım ''iyiyim hem de çok''

Gülümsemeye devam etti ben de ona ayak uydurabilmek için gülümsemeye devam ettim.

''Ben Buğra''

Bana ismini söyledi sanırım benimle tanışmak istiyordu. Aslında bu benim için iyi olurdu çünkü planımı daha kolay uygulardım. Bunu bilmemesi ne yazık.

''Armin'' Fazla kelimeye gerek yoktu ve gülümsemekten sıkılmıştım o yüzden gülümsemeyi bıraktım.

''Ne güzel bir ismin var ayrıca ilk defa duyuyorum anlamı ne?''

Şaka mı yapıyor bu? ismimin anlamını ne yapacak ki? ''Sadece merak ediyor Armin hem planını unutma'' dedi iç sesim. Haklıydı. Planı mahvedemezdim.

''Aslında ismimin anlamı oldukça fazla'' bu cümlemi söylediğimde ona gülümsemiştim.

''Şimdi daha çok merak ettim''

Bana meraklı ve sevimli bir yüzle bakıyordu. Bu biraz hoşuma gitmişti. İç sesim bana ''Onu beğendin mi yoksa?'' diye bir soru yöneltti. Düşündüm. Belki biraz beğenmiş olabilirdim.

''Savaşçı bir ruha sahip olan, mücadeleci, azimli''

''Oha! Gerçekten de öylesin''

''Bunu nereden biliyorsun?''

''Bugün okulda olanlardan biliyorum. Kimse senin kadar soğuk kanlı olup ayağa kalkamazdı. İsminin anlamını yansıtıyorsun. Savaşçı bir ruha sahipsin, mücadelecisin ve azimlisin''

Sinir bozucu olmaya başlamıştı. Onu bir an önce yok etmek istiyordum ama sakin kalmalıydım.

''Evet öyleyim''

''Peki isminin diğer anlamları nedir? Bana oldukça fazla anlamı olduğunu söylemiştin''

''Sağduyulu, hoşgörülü, yüksek ve yüce makam''

''Güzelmiş baya beğendim''

Sen beğenmesen de olurdu.

''Ben de beğeniyorum'' deyip konuyu kapattım fakat cümlemin ardından bana bir soru yöneltti.

''Bu akşam bir işin var mı?''

Beni zayıf halka sanmıştı. Mükemmel.

''Hayır, başka soru?''

''Ahahaha komik kızsın aslında biliyor musun? her neyse bu gece evimde arkadaşlarımla pizza yeyip film izleyeceğiz ve seninde bize katılmanı çok isterim''

Eğer onun evine gidersem daha çok kişinin canını almak zorunda kalacaktım. Ama cevabım ve planım belliydi o yüzden cevap verdim.

''Aslında güzel olabilir hem birileriyle de kaynaşmış olurum''

''Çok sevindim. Ben sana bizim evin adresini atarım ya da sen bana adresini ver seni evinden ben alayım gece tek başına dışarı çıkmanı istemem''

Düşünceli birisi olduğunu anlamıştım ama onu öldürmek zorundaydım. Evrenin kurucusu benden bunu istemişti ve onun dediğini yerine getirmek zorundaydım. Her ne pahasına olursa olsun onu öldürecektim.

''Çok düşüncelisin Buğra'' dedim ve cebimdeki telefonumu alıp ona uzattım.

''Numaramı mı istiyorsun?''

Telefonumu geri çektim.

''Evimin adresini biliyorsan eğer benim için bir sıkıntı yok''

''Aa adres için uzattın şimdi anladım''

Geri çektiğim telefonumu elimden aldı ve numarasını kaydedip kendine çağrı attı. Telefonumu bana verdiğinde kendi telefonunu eline alıp hafifçe salladı ve bana gülümseyerek baktı.

''Artık numaran bende akşam bana konum atarsın gelip seni alırım''

''Tamamdır, görüşürüz''

''Gidiyor musun?''

''Evet''

''Tamam o zaman görüşürüz''

Ona görüşürüz demeden arkamı döndüm ve yürümeye başladım.

Eve kadar yürüdüm çünkü minibüse binecek halim yoktu ve insanlarla iç içe olmakta istemiyordum. Eve geldiğimde kapımın önünde beyaz bir kuş tüyü gördüm. Evrenin kurucusu bana bir işaret göndermişti. Cebimdeki telefonu elime aldım ve saate baktım. Saat 15:15'i gösteriyordu. Bunun anlamını bildiğim için sırıttım. ''Neymiş bunun anlamı Armin?'' iç sesim bunun cevabını biliyordu ama benden duymak istediği çok açıktı o yüzden sorusunu cevaplamak için konuşmaya başladım.

''15:15 saatine denk gelirsek eğer bu bizimle iletişim kurmaya çalışan koruyucu melek Ariel olabilir. Ariel, erkek kutupluluğunun meleğidir. Mükemmellik arayışını ve hedeflere ulaşmayı yansıtır. Yani bu da demektir ki bu gece planımızı sorunsuz bir şekilde yerine getireceğiz ve evrenin kurucusunu tatmin edeceğiz''

İç sesim mutlulukla güldü ve ''Bunun için en az senin kadar sabırsızlanıyorum'' dedi. O bunu söylediğinde evime girmiştim. Evde Ben ve iç sesim hariç kimse yaşamıyordu. Annemler İngiltere'de yaşıyordu ben ise Türkiye'de tek başıma. 17 yaşında tek başına yaşamak oldukça zor. Yemek yapmayı tam olarak bilmiyorum o yüzden düzgün beslenemiyorum ve bundan dolayı da 41 kiloyum. Eski arkadaşlarım benim çok zayıf olduğumu söylerlerdi ama bence değildim. Önceden kendimi kusturmayı bile denemişliğim olmuştu ama bundan korkuyordum o yüzden kendimi kusturmayı artık bıraktım ve şu an daha iyiyim.

Bir an olduğum yerde durdum. Vücudumdan bir enerjinin çıktığını hissettim.

''Özgür olmayı özlemişim Armiko''

İç sesim vücudumdan çıkmıştı yani artık içimden düşündüğüm şeyleri duyamayacak ve bana cevap veremeyecekti. Bu arada iç sesim eve ne zaman girersem o zaman dışarı çıkabiliyordu bu onun için biraz kötü bir şeydi ama benim için değildi çünkü o olmassa ne yaparım bilmiyorum.

''Bugün ne yemeliyiz sence?'' Sırıtarak bu soruyu sormuştu. Aklından neler geçtiğini tahmin edebiliyordum. Onun bana baktığı gibi sırıtarak cevap verdim.

''Hmm bir düşüneyim acaba cevabımız Buğra mı?''

Kahkaha attı.

''Saçmalama Armiko ne yapalım Buğra'yı bizim ilgilendiğimiz şey onun taze kanı''

''Teknik açıdan cevap her türlü Buğra oluyor Arden''

''Yani evet öyle olabilir'' dediği sırada bilgisayardan şarkı açıldı. Arden bana bakıyordu ve ne istediğini anlamıştım. O yüzden konuşmaya başladım.

''Amy Winehouse back to black en sevdiğim'' bu cümleyi söylerken gözlerimi kapatmış ve şarkının ritmine ayak uydurarak dans etmeye başlamıştım.

''Bunu bildiğim için açtım Armiko'' dedi ve yanıma gelerek dansıma eşlik etti. Şarkı bitene kadar Arden'le dans ettik. Bu bize oldukça iyi gelmişti çünkü beraber dans etmeyi özlemiştik. En son ne zaman beraber dans ettiğimizi hatırlamaya çalıştım ve hatırladım. Geçen hafta bugündü.

''Arden''

''Efendim Armiko''

''Buğra'ya adresimi atmayı unuttum şimdi atsam çok mu geç olur dersin?''

Sorum onu güldürmüştü. Neden gülmüştü ki?

''Ben o işi hallettim merak etme''

Arden'in güçlerine sahip olmak isterdim. Çünkü o arafta kalmış bir ruhtu ve o ruhu paylaşıyorduk ama güçlerini yalnızca ruhu içimdeyken kullanabiliyordum, çıktığında ise normal bir insan oluyordum.

Duyduğum korna sesiyle birlikte cama doğru yürüdüm ve penceremden aşağı baktım. Oradaydı, gelmişti ve ben daha hazır değildim. Arden'in şu an bana yardım etmesini umuyordum.

''Armiko şu an içinde olmasam bile ne istediğini biliyorum merak etme halledeceğim''

Arden beni düşünen tek kişiydi. Ona kendime değer verdiğim kadar değer veriyordum ve bu onun için yeterliydi. Biliyordum.

''Halledeceğinden hiçbir şüphem yok'' dediğim an vücuduma giren bir enerjiyle irkildim.

Üzerimde ne var diye kafamı aşağıya doğru eğdim ve üstümü incelemeye başladım. Kıyafetlerim değişmişti. Üzerimde beyaz crop altımda ise gri bir eşofman altı vardı. Arden'in zevkini seviyordum çünkü kıyafet tercihlerimiz aynıydı.

Kapıya doğru yürüdüm. Evden çıktım ve kapımı kilitledim. Buğra arabasından çıkmış beni bekliyordu. Ona doğru yavaş adımlarla yürüdüm ve tam karşısında durdum.

''Çok güzel olmuşsun''

''Teşekkürler, bunu zaten biliyorum'' deyip arabanın kapısını açacakken beni belimden tuttu ve kendine doğru çekti. Bu hiç hoşuma gitmemiş olsa da planımızın işe yaraması için dayanmam gerekiyordu.

''Çok güzel kokuyorsun'' dediğinde burnu boynumdaydı.

''Biliyorum'' diye cevap verdim. Burnunu boynumdan çekti ve benden ayrılıp arabanın kapısını açtı.

''İçeri geçebilirsin Arminciğim''

Arminciğim mi? Ah gerçekten kusmak üzereyim bir insan nasıl bu kadar iğrenç olabilir?

Arabanın ön koltuğuna oturdum Buğra'da yanıma oturmuştu çünkü arabayı sürecek olan oydu.

Buğra arabasını sürerken ben de kulaklığımı takmış şarkı dinliyordum. Kendimi rahat hissetmediğim zamanlarda hep şarkı dinlerim ve bu beni birazda olsa rahatlatır.

Kendimi şarkıya bıraktım ama gözlerime bir ağırlık çökmüştü, sanırım uyuyacaktım. Gözlerim şarkının ritmiyle birlikte yavaşça kapandı...

''Armin, eve geldik artık uyan''

''Uyumuyorum''

''Sesin uykulu çıkıyor ve gözlerinde kapalı''

Evet şu an yalan söylemiştim çünkü uyuyordum ve bunuda uykulu bir şekilde söylemiştim. Gözlerimi açıp Buğra'ya doğru döndüm ve ona bakarak konuştum.

''Bak uyumuyorum sana söylemiştim''

''Daha yeni gözlerini açtın ama tamam dediğin gibi olsun'' bu cümlesini gülerek söylemişti. Ben de ona bakarak güldüm ve arabasından çıkıp evine girdik.

Evi kocaman, siyah ve gri renginin ağırlıklı olduğu bir evdi.

''Zevkini beğendim evin cidden güzel''

''Sağ ol Armin''

Aklıma bir şey takılmıştı. Arkadaşları neredeydi?

''Arkadaşların nerede?'' diye sorduğumda bana sırıtarak bakmaya başladı ve yavaş yavaş bana doğru yürüdü. Tam önümde durduğu sırada elini çeneme doğru getirdi ve konuşmaya başladı.

''Sadece ikimiz olursak daha çok eğleniriz diye düşünmüştüm''

Sakin ol Armin. Sakin ol. Sakin ol. Sakin ol.

''Nasıl bir eğlenceden bahsediyorsun Just dance falan mı oynayacağız?'' diye sordum saf gibi gözükerek.

''Ah Armin çok masumsun''

İç sesim kahkaha attı ve ''Evet evet çok masumdur Armin'' dedi. Kendimi tutamadım ve kahkaha attım. Buğra bana anlamsız bakışlar atmaya başladı. Sanırım artık planımı uygulamanın tam vaktiydi.

''Buğra sana çok eğleneceğin bir şey söyleyeceğim hoşuna giderse yaparız ne dersin?'' cümlemi duyunca sırıtışı büyümüştü.

''Söyle bakalım''

''Oyunumuz için bana bir şarap kadehi ve kaşık lazım acaba getirebilir misin?''

''Tabii ki getiririm ama ne yapacaksın ki?''

''İstediklerimi getirdiğin zaman ne yapacağımı göreceksin''

Buğra mutfağa doğru gitti ve istediğim şeyleri bana getirdi.

''Al bakalım'' dedi ve içinde kaşık olan şarap kadehini bana doğru uzattı. Onun elinden kadehi alıp yere koydum ve onun gözlerinin içine doğru bakmaya başladım. Etraftaki enerji yoğunlaşmıştı bunu hissediyordum. Gözlerim beyaz olmuştu ve tam şu anda Buğra'nın enerjisini kendime çekiyordum. ''Çok iyi gidiyorsun Armin'' dedi Arden. Biliyordum ama o da biliyordu çünkü bunu ikimiz yapıyorduk.

''A-Armin ne yapıyorsun?''

Buğra acı içinde bana bu soruyu sorduğunda işleri uzatmak istemedim. Arden'in elime verdiği bıçağı Buğra'nın kalbine doğru sapladım ve ardından çıkardım. Bunu yaptığım sırada bile enerjisini kendime çekmeye devam ediyordum. En sonunda enerjisinin bittiğini hissettim ve onu bıraktım. Gözlerim eski haline dönmüştü. Buğra'ya baktım yerde yatıyordu. Çok yazık böyle güzel bir yüzün bu şekilde harcanmasını hiç istemezdim.

Yere eğildim ve Buğra'nın yaşayıp yaşamadığını kontrol ettim. Ölmüştü. Bu düşündüğümden kolay olmuştu.

Yerdeki şarap kadehini aldım ve rüyamdaki kendimin yaptığı gibi yapmaya başladım. Kaşıkla taze kanı Buğra'nın ölü bedeninden nazikçe alıp kadehe koyuyordum. Bu işlem biraz uzun sürecek gibi duruyordu çünkü kanı biraz katıydı ama güzel kokuyordu. Bir süre bu işlemi yaptım ve kadeh dolunca buna son verdim. İç sesim yani Arden bana ''Çok güzel gözüküyor hadi ne duruyorsun iç artık'' dedi.

Dediğini yaptım. İçinde kan olan şarap kadehini dudaklarıma getirdim ve yavaşça taze kanı içmeye başladım. Kanı içmeyi bitirdiğimde ellerim, dudaklarım ve üstüm kan olmuştu. Kanlı kadehi yere koydum ve enerjimle her şeyi düzeltmeye başladım.

Enerjim olması gerekenden daha çoktu.

Daha, daha ve daha çoktu.

Etraf birden karardı ve ardından aydınlandı.

Gülümsedim ve biraz etrafta göz gezdirdim. Ceset kaybolmuştu ve üstümdeki kıyafetlerde temizdi. Artık her şey yolundaydı. Planı tamamlamayı başarmıştım. Artık tek istediğim eve gidip uyumaktı.

Arden'in beni enerjimizle evimize götüreceğini bildiğimden rahattım.

Ama aklıma bir soru takılmıştı. Okulda Buğra ile en son konuşan kişi bendim ve tahminen yarın veya sonraki gün beni bundan dolayı sorguya çekeceklerdi.

Umarım evrenin kurucusu buna bir çözüm yolu bulur...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.