İçeriğe geç

YIKILMAYA MAHKUM KRALLIK

Bölüm 1 · 5 dk okuma

YIKILMAYA MAHKUM KRALLIK

Bölüm 1

prensesin doğumu/ 1. bölüm

kapak tasarım: Sueda_beyza

halk mutluydu sonunda bekledikleri varis doğmuştu ailesi adını sinew koymayı planlıyordu ancak prensesin bileğindeki harfi görmeleriyle hayal kırıklığının ardından adını sinewless koymuşlardı çünkü bu krallıkta yazılı olmayan kurallar vardı tabii ki buna uymadığı için varisliği elinden alınmayacaktı ancak bir kardeşi olursa tahta geçme ihtimali yok denecek kadar azdı.

bu kural şuydu: bütün soylular bileğinde 'A' harfiyle doğarlar aksi takdirde soylu sayılmaz veya umursanmazlar 'A' harfinin özelliği bir büyüydü her 'A' harfi taşıyıcısı telekinezi gücüne sahipti ancak sinewless bunun aksine 'Z' harfiyle doğdu 'Z' harfiyle doğanların hiç bir büyüsü yoktu.

sinewless hiç bir suçu yokken toplumdan dışlanacaktı kendisi sevilmeyecekti ve başka bir varisin dünyaya gelmesi beklenecekti ancak bu gerçekleşmedi...

yirmi yıl sonra...

sinew'den:

beni hiç kabul etmediler toplumdan dışlandım krallığın tek kurtuluşunun bir varisin daha doğması olacağını söylediler.

yatakta bir sağa bir sola telaşla hareket ederken düşüncelerim bunlardı kafam çok karışıktı ailem yaşlanmış artık yeni bir varis doğması imkansızlaşmıştı herkes komşu krallıklara göç etmiş bu krallığı yıkılmaya mahkum görmüştü. Oysa ben başaracaktım. Değil mi? Başaracak mıydım yoksa krallığımın yıkılışını mı izleyecektim?

Düşüncelerimle kavga ediyordum, yumrukla değildi ama daha güçlüydü. Düşüncelerimden kaçamıyordum. Ben bunları düşünürken uykum iyice kaçmıştı, yatakta dönüp duruyordum ama buna alışıktım. Bir şeyler anladığım yaştan itibaren günlük rutinim sadece düşünmekti. Bundan memnundum çünkü bunu yapmaya mecburdum eğer yapmazsam kaybederdim

kaybetmek mi. Düşüncesi bile korkunç!

gerçekten korkunç mümkünse bir daha düşünmek istemiyorum. Dedim kendi kendime başaracağıma olan inancımı öne çıkararak.

Ayağa kalkmak için kendimi zorladım yine çalışmaya gidecektim. Uzun süredir gücümün olduğuna inanarak gücümü keşfetmeye çalışıyordum. Şuana kadar bir sonuç alamamak her seferinde yataktan kalkmamı zorlaştırıyordu ''zaten bir gücüm yok. Olsaydı şuana kadar bir sonuç alırdım'' diyerek daha çok uyur bu yüzden öğlen gidip gece dönerdim.

Sonunda düşüncelerimi uzaklaştırıp kalktığımda hemen elbisemi giyindim. mavi ve beyaz renkler hakimdi elbisenin çoğunluğunu kaplayan mavi rengin aksine sadece etek kısmının ucunu ve elbisenin başlangıcını kaplayan beyaz renk elbiseye farklı bir hava katıyordu ayrıca tüllerinin arasındaki parıltılar da hoşuma gitmişti. Diğer günlerin aksine sportif ve uzun olmayan bir elbise tercih etmiştim ve uzun zaman sonra çok şık olmuştum. Kıyafeti süslemek amacıyla küçük mavi taşlı ve gri zincirli bir kolye ile gümüşün yoğunlukta olup mavi taşlı taç taktım

zaten çalıştıktan sonra annemin düzenlediği baloya gidecektim. Evlenmemi istiyordu çünkü onlara göre tek başıma hiç bir yeri yönetemezmişim. aslında katılmamım tek sebebi arkadaşım, dostum, sırdaşım sophia'nın da orada olacak olmasıydı.

hemen krallıktan çıkıp ormana gittim zaten çok yakın oluğu ve ben çok hızlı koştuğum için on dakika kadar sürmüştü

tekrar deneyecektim içimde bir heyecan ve umut vardı. Ellerimi kaldırdım ve önümdeki ağacın yapraklarını hareket ettirmeyi düşündüm gözlerimi açtım. Bulanık görmeye başladım. Gözlerim dolmuştu, hayatımda çok az ağlamıştım hatta bir şeyleri anlayabildiğim zaman hiç ağlamamıştım çünkü güçlü olmaya ihtiyacım vardı. Kimsenin gözünde kırılgan ve güçsüz gözükemezdim ve öylede olamazdım. Hemen gözümü sildim ve sarayın bahçesine geçtim balo buradaydı. Herkese selam verdim ve sophia'yı aradım. O benim güçsüzlüğümü bilen ve bunu bana karşı kullanmayacak tek kişiydi. Bir dostum olması benim için iyiydi.

sophia'yı buldum hemen bir masaya geçtik. Ona sarıldıktan sonra ''yine olmadı, yine beceremedim. Her yapamadığımda yaşamak, ayağa kalkmak ve savaşmak zorlaşıyor hiç bir şey beceremiyorsam neden bir varisim'' dedim. Sesim etraftakiler duymasın diye kısık söylediklerimin ağırlığı sesime yansımış gibi üzgün çıkmıştı. boğazımı temizledi sophia'nın beni teselli edecek zamanı yoktu. Bunu hak etmiyordum 'Z' harfinde biriyle arkadaş olmayı bırak konuşması bile mucizeydi. Muhtemelen varis olmasaydım tanışmazdık bile.

Tüm bu düşüncelerimi reddeder gibi kocaman bir sarılma armağan etti. Uzun süre öylece kaldık. Düşüncelerimin haksız olduğunu yine de kabullenemedim.

Herkes gitmişti en son balodan ben çıktım. Bir kaç soylu dans teklif etmişti. Reddetmek gibi bir şansım yoktu, babam başarısız olacağımı yüzüme haykırır ve beni hiç düşünmeden herkesin içinde aşağılardı. odama geldiğimde beyaz ve gri renkli geceliğimi aldım ve mavi dolabı kapattım. Beyaz ve yumuşak yastığıma başımı koydum ve gözümü kapattım.

......

Gözümü açmak her zamankinden daha zordu midem bulanıyor ve öksürüyordum. Zaten bir kaç gündür bunu yaşıyordum. Kapı tıklandı ''gel'' dedim kapının girişinden önce muhteşem bir yemek sonra bir kadın belirdi. Yemek saatinde kalkmış olmalıydım. Bu iyiydi çünkü uzun zamandır o kadar geç uyanıyordum ki yemeğim soğumuş halde masamda oluyordu.

Hemen yemeğimi yiyip kütüphaneye indim. Z harfiyle alakalı kitaplar olurdu z harfinin gücü var derler hatta bazıları z harfinin gücü a harfinden daha çok derdi. Bu kitapların yazarları neredeyse herkes için ' deli'ydi ' ancak bence bir bildikleri vardı.

Kitaplardan sıkılınca ''of'' dedim. Hepsinde aynı şey yazıyordu 'güneşli bir hava fırtınaya dönüştü, uyan' hiç bir şey anlamamak benim suçum değildi. Aslında bir fikrim vardı ancak yarına erteleyecektim çünkü söylenene göre ilk defa gücünü kullananların midesi bulanıp başı dönüyormuş. Benim zaten midem bulanıyordu daha da eklemek istemiyordum.

Tüm gün kitap okudum ve sabah erken kalkmak için uyudum

..................................................................................................................

Gözlerimi açmak çok zordu midem daha kötüydü. Kusacağımı anladığımda banyoya koştum ve klozete kustum. Evet kustuğum için daha çok midem bulandı.

İşimi bitirdikten sonra gücümü bulmaya gidecektim çünkü yarın daha kötü olabilirdim. gri elbisemi ve beyaz taşlı tacımı taktım.

Şifacının yanına gittim ''merhaba prenses sinewless'' dedi. Ellerimi sıktım ''bana sinew diyeceksiniz'' dedim bağırarak. ''demezsem ne yapacaksın. Biliyor musun bize en büyük kötülüğü yaptın. Krallığımızı yıktın. sen bir pisliksin!''

Ağlamayacağım, ben çok güçlüyüm. Gücümü ormanda deneyeceğim için kılıç almıştım, kılıcı çıkarttım ve boynuna götürdüm. ''bir daha söyle'' dedim. o an üstümdeki sinir her şeyi unutturdu. Bir anda gök gürüldedi içimdeki sinirin havaya karıştığını hissettim her gök gürültüsü içimdeki siniri büyütüyor sanki kılıcı kullanmamı söylüyordu. Kılıç çıkarıldıysa kullanılır dedim suçuma bahane bularak. Kılıcı bastırdıkça gök gürültüsü arttı, boynundaki kan da sürekli artıyordu.

Ona acı çektiriyordum ve bunu yapmamam gerekiyordu, bir güç insanı değiştirir miydi? Buna hep hayır demiştim ama şimdi olmuyordu. Onu gücüm olmasa da öldürecektim ancak kendimi kontrol etmeliydim en azından acı çektirmemeliydim kılıcı çekip hızlıca kalbine sapladım.

Gözü açık kalmıştı gök gürüldemeyi kesti ve güneş açtı. Gülümsedim, bunu hak etti nasıl prensesine bunu derdi.

Odadan çıkıp bir yardımcıma odayı temizlemesini söyleyip ormana girdim. Her zaman gücümü denediğim yere yani. Hep başarısız olmuştum ama az önce sinirim gök gürültüsüne neden oldu. Onu öldürdüğüm zaman üzülsem yağmur mu yağacaktı ? Sadece duygularım mı havayı yönetiyordu yoksa istediğimde olacak mıydı? Tek gücüm hava mıydı?

Tüm hepsinin cevabını bugün öğrenecektim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.