"Şimdi ne yapacaksın Mahi?" duraksadım. Bilmiyordum, tek yapmak istediğim kendimi yok etmekti. Tam şu anda bende başka bir şehirde olsaydım, kimse beni tanımasaydı. Bunların hepsi anlık olsaydı, bir anda kaybolsaydım buradan.
Önceden çok sevdiğim ve bana nefes olan bu konak artık nefesimi daraltıyordu, içime kasvet oluyordu. Bir hafta, bir hafta geçmişti abimgilin infaz kararının üstünden. Her yerde arıyordular, nerdeyse her şehirde.
İstanbul'da ki adamları takip ediyordum, semt semt dolaşıyordular ama abim iyi saklanmış olmalıydı. Kendisi için değil, karısı için iyi saklanmıştı. Zülfikar amcamın üç oğlu da bende odamın olduğu çatıda oturuyorduk. Saat gece birdi, ama kimsenin uyuduğu söylenemezdi.
Nerdeyse bütün Midyat ayaklarımızın altında ışıl ışıl parlıyordu. Yerde ki sedirlere oturmuş çerez yiyorduk.
Adar üçünün arasında en büyük olanıydı ve yirmi iki yaşındaydı, Beşir dedesi gibi kara gözleri ve sert yüz çehresi vardı. Minik bir duraksamadan sonra sorusuna cevap verdim "İntihar etmeyi planlıyorum" dedim yorgun bir gülümsemeyle.
"Merak etme kuzi, ipini ben bağlarım sandalyeni de Kutay çeker" dedi Ulaş şakayla. Ulaş ve Kutay ikizdi, bütün sülalenin aksine yumuşak bir yüzleri vardı. Kahverengi saçları ve bal sarısına dönük gözleri Midyat'lı olduklarını reddediyordu sanki.
"Yok, cesedimi de bulamasınlar. Bedenimi bile rahat bırakmazlar" Adar sinirle elinde ki yastığı yüzüme attı.
"Abuk subuk konuşma, ölümün şakası olmaz!" o böyle konuları ciddiye alırdı genelde ve pek şaka kaldıramazdı. Üçü de benim kardeşim gibiydi, üçünü de severdim. Annem her ne kadar çocukken erkek kuzenlerim ile oynamama izin vermese de ondan gizli gizli oynardık. Tabi belirli bir yaşa kadar.
Yastık tam yüzümün ortasına geldi ve kucağıma düştü. İsyan eder gibi elimi havaya kaldırdım "Sen görmedin tabi olanları! Herif kendini kocam olarak ilan etti. Kocam!" Fısıldayarak isyan etmiştim. Şimdi annem falan duyardı damlardı buraya. İkizler ellerinde ki çitlekleri tasa koyarak öne eğildi. Adar'ın da kaşları çatıldı.
Adar da ikizler gibi öne eğildi "Kim kim?"
"Barzo!" diye fısıldadım.
Kutay öne atıldı "Soğuk nevale Barzo?"
Mêranî Aslanbey uzun zaman önce dilimize düşmüştü. Bende ona cuk oturan bir lakap takmıştım, bu sadece kuzenler arasındaydı.
"Geçen neler geldi başıma neleeer" yaşlı dedikoducu teyzeler gibi elime çitlek alıp arkama yaslandım. Samimi olduğum insanlara karşı içimden nasıl geliyorsa öyle davranırdım ve biraz dengesizlik vardı.
Üçü de bana baktı ve aynı anda konuştu "Neler geldi neler?"
"Geçen çarşıda işim vardı" diyerek çitleğimi çitledim. Onlarında canı çekmiş gibi ellerine çitlek alıp arkalarına yaslandılar ve ortada serili sofrabezinin üstüne çitlediler.
"Gittim neyse işimi gördüm, dönerken dedim bir soluklanayım. İki dakika soluklanacam diye durdum, biri bana seslendi!"
"Kim?" dedi sabırsız Ulaş. Adar elinden bir çitleği Ulaşın suratına attı "Sus ta anlatsın!"
Tekrar ortaya eğildim ve fısıldadım "Ezham Zêrevan!" Kutay'ın eli anında ağzına kapandı "Aboo!" Adar'ın da gözleri açıldı.
Ulaş ta benim gibi fısıldadı "Zêrevan'ın ne alakası olur seninle!"
"Valla bilmiyorum. Ben soluklanırken herhalde bir şey oldu falan zannetmiş. İyi misin falan dedi, koskoca Ağa'ya sanane diyemedim!" sanırım yalan paralı olsaydı, kefen paramı yalana yatırırdım.
Ulaş iki parmağını birbirine sürttü "Sen söyle.... Şey gibi oldu değil mi. Ufaktan bi götün titredi"
"Ben hayatımda bu kadar iri adam görmedim ki! Bir dikildi önümde, zannedersin Everest!" Dedim hayretle.
Adar hoşnutsuzlukla kıpırdandı "Rezan abim bile kafasını kaldırıp bakıyor, neyse Allah öyle yaratmış bize laf etmek düşmez. Ee sonra ne oldu?"
"İşte bende dedim 'çok sağol ağam, senin bana bu soruyu sorman bile benim için bir lütuf' derken arkadan biri bana bağırdı!" üçü de ellerini şıklatıp bağırarak
"Barzo!"
"Ya Barzo! Geldi koskoca Ezham Zêrevan'a diklendi nevale!"
"Diklendi?" dedi Adar.
"Sadece diklense iyi, bir de laf soktu. Gelmiş o Barzo bana diyor ki senin ne işin var burada. Tabi adam gibi adam Ağa gibi ağa olan Ezham ağa! Kalktı dedi ki, hangi sıfatla sen bu bacımı sorguluyorsun lan!" Bacım kısmını eklemek en iyisiydi. Her ne kadar benimle kafa dengi olsalar da onların da kanlarında kürt kanı vardı.
"Ezham ağa mı? O argo konuşmaz ki" diyerek yalanımı böldü Kutay.
"Bak Kutay, kadınlar hakkında en önemli şey nedir bilir misin?" Hayır dercesine kafasını salladı.
"Sen bana üç dediysen, ben bir başkasına beş dedi derim" tabi ki de anlamadı Kutay.
"Yani diyor ki birayê min (kardeşim) sen ne dersen de, onlar hep abartarak anlatır" diye açıkladı Adar.
"Devam ediyorum, sonra bu soğuk nevale de kalktı dedi ki 'ilirdiki kocasi sifitiyla'" sesimi incelterek konuşup onun el hareketini taklit etmiştim.
"Namussuz" dedi Adar sinirle. İkizler de Adar'a katılmıştı. Adar Kêvin'i azıcık tanıyorsam Mêranî'yi ilk sıkıştırdığı yerde güzel bir sorguya çekecekti. Biraz daha konuşmuş aramıza Ravza da eklenmişti. Ona da kısa bir özet geçmiştim, değişik sesler çıkartarak Mêranî'yi bana yaptığını romantik bulmuş ve hepimizden kafasına yastık yemişti.
Günün sonunda gene odamda yalnızlığım ile konuşuyordum. Benim yalnızlığımın dili vardı, bana ters düşecek hiçbir fikir sunmaz veya beni incitmezdi. Hep istediğim cevapları alırdım, beynim ne kadar bunu reddetse de kalbim tüm varlığıyla bunu inanıyordu.
Yalnızlık bazıların kabusu olurken bazıların hayaliydi. Hep hayalini kurardım, minik ve bana yetecek bir evde yalnız yaşamak, kendim çalışıp kendi kazandığım parayı yemek. Çok samimi olmadığım ama muhabbet edebileceğim arkadaşlar, sevgi gösterebileceğim bir evcil hayvan.
Hayaller gökyüzünde ki sayısız yıldız gibiler. Düşünüyorsun, o ihtimalin orda milyonlarca ihtimalin arasında olduğunu biliyorsun ama bu ihtimalin yıldızlar kadar uzak olduğunu fark etmeden o ihtimale tutunmak için zıplıyorsun. İşte gerçeklik yer çekimi gibi anında seni geri çekiyor, işte o zaman yaşadığın hayal kırıklığı ile farkına varıyorsun. Hayaller hep var, ama bir yıldız kadar uzak. Yol çok kısa, ama yer çekimi değil uzatmak, imkansız hale getiriyor.
Zihnimizde ki yer çekimini kendimiz koymayız aslında. Hayallerimizi bir yıldız kadar uzağa koyarız, hâlbuki o hayalleri dibinin önüne koymak senin elinde. Çabalarsan, durmadan yılmadan usanmadan çabalarsan o yıldızları yer çekimini kullanarak kendine çekebilirsin. Ama insan oğlu, sabırsızdır, sol taraftan yaklaşan şeytana kendini meyleder. Şeytan ona bu kadar basit olan şeyi imkansız olarak lanse eder, şeytana uyanların hayalleri bir yıldız kadar uzaktır.
Sabredenlerin ve çabalayanların hayalleri ise tam ayağının dibinde dir.
Sizin almaya cesaret edemediğiniz riskleri alanlar, sizin hayal ettiğiniz hayatı yaşarlar.
Benim şeytanım bana çok farklı manipülasyon ile öğüt veriyordu. Mêranî Aslanbey ile evlen,
bir çocuk yap,
Kendinden vaz geç,
Hayallerinden vaz geç,
Mutsuz bir yuvan olsun,
Çocuklarının o mutsuz yuvada ruhlarını yarala.
Hem kendimi çabalayamayacak kadar yorgun hissediyordum hem de o hayata tüm beliğim ile karşı çıkacak kadar dirayetli. Çelişkiler benim arafımdı. Ne cennette sefa çekmek istiyordum, ne de cehennemde yanmak. İkisi de altın tepsiyle önüme sürülüyordu, ikisi içinde minikte olsa bir ihtimalim vardı. Fakat ben altın tepsinin ortasında ki arafı, kara deliği seçiyordum.
En çok bilinmezlik yoruyordu insanı. Ben bir sadistin acıdan zevk alması gibi araftan zevk alıyordum. Çoğu zaman isyan etmek istiyordum kendime, neden yorulmaktan bu kadar zevk aldığım için. Ama bunu yapmayacak kadar sadık, aklımdan geçirecek kadar sadakatsizdim.
Düşüncelerim beynimi lime lime yerken yatağımdan kalktım. Üstümü değiştirme gereği duymadan kapımı kilitledim. Üzerimde ki bol pantolon dan ve ince badiden kurtulup kendimi yatağa attım.
Bu şekilde yatmak alışkanlık olmuştu, giyinik yatamıyordum artık.
Bütün gece döndüm durdum yatakta. Uyku problemi yaşayan biriydim, gözlerimin altında ki morlukları kapatmak için kilolarca kapatıcı kullanmam gerekiyordu.
En son duyduğum sabah ezanının sesiydi ve sonra sızdım.