İçeriğe geç

YIKILIŞ BERDEL: AL'İZDİHAM

Bölüm 15 · 5 dk okuma

YIKILIŞ BERDEL: AL'İZDİHAM

Bölüm 15

NAMLUNUN UCU /1

Yaşam...

Çoğu insan yaşama tutunmak için bir şeylere ihtiyaç duyardı. Alında bu insanın fıtratında olan bir şey, her insanın bir yaşama amacı vardır.

Benim yaşama amacım özgürlüktü.

Hem bedenen hem ruhen özgürlük, fakat bu dünya da ne bedenen ne de ruhen özgürlük bana yasaktı.

Bedenim bir adamın kollarına sıkışıyordu, ruhum ise anlamsız bir biçimde başka adamın kömür gözlerine sıkışıyordu.

Şimdi sormak isterim size, en büyük intihar bedenen mi olur ruhen mi?

Ruhta ki yaranın mı dağlanması dünyanı yıkar, yoksa bedende ki yaranın mı dağlanması dünyanı yıkar?

Benim ruhum çığlık çığlığa bağırıyor, fakat bedenim ruhuma açtığı savaşı kazanmak ister gibi sesiz kalarak ruhuma zulm ediyor

Kafam ilerde ki eşim olacak adamın göğsündeyken ruhum karşıda bana bakan adamın gözlerindeydi. Yağmur görüşümü bulanıklaştırmıyordu çünkü artık dinmişti, Ezham sokağın başında tepkisiz suratıyla bir milim bile kıpırdamadan bana bakıyordu, o da ıslanmıştı.

Kendime gelmeye çalışarak Mirani'yi ittim, çok sıkı sarıldığı için bir kaç milim anca kıpırdadı

"Bırak beni!"

Bırakmadı

Ama benim de kalmaya niyetim yoktu

"Bırak!" Gücümü sonuna kadar kullanıp onu tekrar ittiğimde kolları bedenimden kopup geriye doğru sürüklendi

O an suratının ortasına okkalı bir tokat geçirmek istedim, fakat sokağın sonunl dönen adamın sırtını görünce vakit kaybından başka bir şey olmadığını anladım

"Dokunma sakın bana bir daha!" Yüzünde ki öfke tekrar filizlendi , bu kadar öfkeli olmasaydı belki biraz daha çekilir bir insan olabilirdi ama umrumda değildi

"Nereye gidiyorsun! Gel bur-"

"Sakın gelme peşimden!" Islaklığı yüzünden ağırlaşan saçlarım kafama ağırlık yapıyordu, ve esen sert rüzgar üşümeme sebep oluyordu

Ama umrumda değildi

Az önce Ezham'ın döndüğü sokağa doğru tüm gücümle koştum. Neden peki? Neden koşuyordum? Neden canımı dişime takıp önümde kini reddedip ona koşuyordum?

Bilmiyorum

"Hey!" Diye bağırdım sokağı döndüğüm an. Bir an onun orda olmadığını düşünsem de ordaydı. Düşüncelerimin artık pek fayda ettiğini zannetmiyordum zaten

Adımları ona seslenmem ile bıçak misali kesildi ve durdu. Burdan bakılınca dağa benziyordu, kocaman, yıkılmaz. Bu dağa sırtını yaslayacak kadın çok şanslıydı

Kafasını çevirdi ve omzunun üzerinenden bana baktı, gözlerinde ki yıldızlar kaybolmuştu...

Bana soru işaretleri ile bakarken bir an bir bahane aramak zorunda kaldım, elim ayağım birbirine dolaştı. Ne oluyordu bana? Ben böyle bir kız değildim ki

"Silahın" dedim aklıma gelen silahıyla. Kaşları çatıldı ve bana döndü "Silahım?"

"Silahın bende kalmıştı, onu geri vereyim" elimi belime atıp üzerinde E.Z harfleri kazılı simsiyah silahını çıkarttım

Evde gelen iç güdüyle temizlemiştim

Kara gözleri silahına düştü, benim elimin beyazlığı ile çok zıt duruyordu. "Sende kalabilir" dedi dalgınca

Gözlerim büyüdü "Gerçekten mi?"

Bu silah mükemmeldi ve özel üretildiği belliydi. Temizlerken baya inceleme fırsatım olmuştu ve normal silahlara oranla daha değişik bir mekanizması vardı

Yani mükemmel, tabi... Üzerinde ki arması...

"Ama olmaz, senin silahın bu. Üzerinde baş harflerin kazılı-"

"Sildirebilirsin"

"Ne?" Onun silahından onun ismini mi sildirmemi istiyordu. Üstelik bunu öyle bir ruhsuzluk ile söylemişti ki ilk defa titrediği mi hissettim bu adamın yanında

Aramızda büyük bir mesafe yoktu, tabi onun boyu yüzünden kafamı kaldırmak zorundaydım. "Kolayca sildirebilirsin, sonuçta kocan... Yani ilerde ki kocan buna sinirlenebilir"

Ben şok olmuş bir şekilde ona bakıyordum şu anda. Bu adam değil miydi çarşıda arkamda duran? Mirani kocam olduğunu söylediğinde o kadar laf eden?

Yüzüme bakmıyordu, ne değişmişti anlamamıştım şu anda ama "kocan" demesi sinirlerimi bozmuştu

O herif benim kocam değildi ve asla olamayacaktı, sadece soy adını alacaktım

"O benim kocam değil" dedim onun ruhsuzluğunu aratmayan bir sesle

Kafasını kaldırdı duyduğuna inanamamış gibi ama çok geçti zaten. Ben silahı eski yerine yani belime taktım ve yürümeye başladım.

Son kez yüzüne bakmadan yanından geçtim ve sokağın sonuna, evin yoluna doğru ilerlemeye başladım.

Ezham Zêrevan

Obenim kocam değil....

Bazen kelimeler insanların umutlarına bir ışık tutardı. Ama öyle bir ışıktı ki yolun sonunu görmek imkansızdı.

Ya yolun sonunda cennet zannedilen ama aslen cehennem olan bir yer varsa?

Körü körüne yürürmüydünüz o yolu?

Körü körüne atarmıydınız kendinizi bilinmezlik çukuruna?

Yirmi altı yıllık ömrümde ben o kuyudan dışarı adımı mı bile atmamıştım. O kuyu benim evimdi, öyle bir şeydi ki, bilinmezlikte ki o minik ihtimal bile ömür boyu yetecek kadar mutluluk veriyordu

Ama o haberi aldıktan sonra ilk defa kafamı o kuyudan çıkartmıştım.

Meğersem ne soğukmuş dışarısı. Bilinmezlikte yani yuvamda sıcacıktım.

Arkasından bakakaldım bir kaç saniye. O an o kadar derin bir nefes aldım ki o nefeste kokusu yüzüme tokat gibi çarpıp, içime uhte gibi oturdu

"Çek gözlerini kadınımın üzerinden Zêrevan" arkamdae gelen sesle kaşlarım alayla havaya kalktı

Kan kus, kızılcık şerbeti de

"Neyin?" Dedim gülerek ve Aslanbey'e doğru döndüm

Yüz kasları seğirdi, en az benim kadar fırtınalar kopuyordu içinde. Fakat en büyük fark, benim ki ömürlük onunki dakikalıktı

"Kadınım.... Karım... Nişanlım... Sözlüm.... Her şeyim ve en önemlisi benim" bu laflara karnımı doyuralı çok olmuştu.

Tabi onun yüzünü dağıtma dürtümü asla söndürmüyordu

Tekrar derin bir nefes aldım, minik bir umutla onun kokusunu tekrar istedim ama esamesi kalmamıştı

Bu bir an içimi rahatlattı, bu şerefsizin onun kokusunu solumasından sa benim solumamam daha iyiydi

"Biliyor musun... Delinin aklı olsaydı önce kendine faydası olurdu" dedim ellerimi ceplerime sokarak.

Bu herifin gözlerini hiç sevmiyordum

Bok yeşili

"Ne zırvalıyorsun hala Zêrevan?" Onu umursamadan bir kaç adım ileri gittim ve üstünlüğümü görsün istedim

"Gözlerin kapalı diyorum, gözünü aç ve önündekilere bir bak diyorum. O senin gibi bir adamı asla kabul etmeyecek" sözlerim onu sinirlendirdi fakat bunu göstermemek için zoraki bir gülümseme oluştu

"Senin gibi bir adamı mı kabul eder yani?" Bam teline çoktan basmıştım sanırım.

Bir saniye boyunca o anda takılı kaldım, benim gibi bir adam. Bu cümlenin içinde ki bilinmezlik ruhumu kendisine çekti, sanki boynuma kollarını dolayıp nefesimi kesti.

Ruhum kafasını o kuyuya geri sokmak için beni boğuyordu.

Öldürmeyecekti ama sürekli ölümün eşiğinde tutacaktı. Mahi ile her mutlu olduklarında... Her gülüşlerinde... Belki çocukları ile...

Ben buna asla katlanamazdım

"Evet, benim gibi bir adamı kocası olarak kabul eder"

Oturup ağıt yakacağıma, çabalayıp kaybetmeyi tercih ederim

"Ulan seni gebertirim şerefsiz!" Kendisine dönüp bir kere bile bakmamış olan adam belinden silahını çıkartıp bana doğrulttu

Tek sözümle Mardin'in dibine gömülecek adam bana silah doğrultuyordu

"Çok doğru duydun Mirani, ne olursa olsun o kızı sana yar etmem. Çünkü..." Bir kaç adım yürüdüm ve metal silaha anlımı dayadım "onu çok seviyorum. Bütün Mardin'i ateşe verecek kadar çok seviyorum. Şimdi anlımın çatına sık Mirâni, zira silahlar bir daha havaya kalkarsa ben senin hem kalbine hem anlına sıkarım. Bu da sana Zêrevan yemini olsun!"

Zêrevanlar yeminlerinden bir tek ölümle dönerdi

"Geber o zaman Zêrevan" gözlerimi kırpmadım, gözlerinden bir salise ayırmadım.

Onda bunu yapacak cesaret yoktu

Gene de aklım rahattı bir nebze de olsa, silahımı bana vermemişti. Ondaydı ve acil bir durumda kullanacağını biliyordum

"Mirâni! Elin bir santim daha oynamasın!" Arkadan gelen sesle derin bir nefes aldım. Aldığım nefes boğazıma dizildi ve anlımı geri çektim

"Kuru sıkısın Aslanbey" diye fısıldadım sadece onun duyabileceği şekilde.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.