İçeriğe geç

Yeşile Vurgun

Bölüm 7 · 12 dk okuma

Yeşile Vurgun

Bölüm 7

7. Bölüm

Hepimiz şaşkınca bebeğe bakarken arkamızdan adım sesleri geldi. Yapılı bir adam içeri girdi. Bizim bu şaşkın hallerimize sorgularcasına baktı.

“Noluyor burada?”

Hala kızarmış yüzüyle ağlayan bebeğe daha fazla dayanamayarak sessizliği bozdum ve konuşarak Jülide hanımın yanına adımladım.

“Alabilir miyim? Daha fazla ağlamasın”

Jülide hanım gözünde parıltılarla konuştu.

“Tabii al bakalım”

Bana uzattığı küçük prensesi kucakladım. Göğsüme yaslayarak sarmaladım. Başını boynuma gömerek nefeslenmeye başladı. Ağlaması durmuştu ancak hala içli içli nefesleniyordu. Kalbimin sızladığını hissettim. Bebeklere asla kıyamıyordum. Sıkıca bana tutunan bebeğin saçlarına ufak bir öpücük kondurdum ve ikizimin yanına giderek bir elimle de onun elini tuttum. Resmen iki bebek vardı iki yanımda. Koruma iç güdüm devreye girmişti bile.

Herkes şaşkınca bize bakarken onların bakışlarını umursamadım. Gökçe’ye dönünce tebessüm ederek bebeğe yaklaştı. Elini uzatarak saçlarını sevdi bebeğin.

“Sen ne kadar da güzelsin böyle. Maşallah sana”

Bebek kıkırdayarak elini Gökçe’ye uzattı. Gökçe kendisine uzanan eli tutarak üzerini öptü. Bu hareketiyle küçük bebek utanarak başını boynuma gizledi. İkimizde onun bu haline tebessüm ederek baktık. Gözlerimi onlardan çektiğimde herkesin bizi izlediğini gördüm. Jülide hanım ve Hayri bey tebessüm ediyordu tabi. Gözlerinde derin bir şefkat vardı.

Bu bakışlardan sıkılarak konuştum.

“Daha duracak mıyız böyle?”

Sesimi duyan bebek başını kaldırdı ve gözlerini kırpıştırarak bana baktı. Onun bu tatlı haliyle dişlerimi sıktım. Isırasım geliyordu resmen çok tatlıydı. Ufak bir tebessüm ettim ve alnına ufak bir öpücük kondurdum. Bebek kıkırdayarak tekrar başını omzuma yasladı.

Önden ilerleyen Jülide hanımı takip etmeye başladık o sırada. Salondan bahçeye açılan kapıdan çıktık. Bahçede ki oturma grubuna ilerleyip herkes bir koltuğa kuruldu. Bende ikizimle beraber ikili koltuğa oturdum. Bebeğin rahat etmesi içinde göğsüme yasladım onu.

Yanımda oturan Gökçe gerilerek ellerini koluma dolayınca kolumu çektim ellerinin arasından. Ardından kolumu kaldırarak omzuna doladım ve kendime çektim. Tanımadığı insanların yanında geriliyordu. Rahatlaması için sırtını sıvazladım.

Karşımızda oturan Jülide Hanım ise bizim bu halimize derin bir tebessümle bakıyordu. Diğer üç erkek ise düz bir ifadeyle bizi inceliyordu.

“Ben size ailemizi anlatayım güzel kızlarım”

Başımızı sallayarak onayladık Gökçe’yle.

“Beni ve babanızı biliyorsunuz zaten. 4 abiniz ve bir de erkek kardeşiniz var. Tabi minik Miray’ı da unutmayalım.”

Yanında oturan genç ve kalıplı adamı gösterdi.

“İkinci abiniz Aslan. 33 yaşında. Onun yanındaki üçüncü abiniz Merih. 30 yaşında”

Küçük olduğu belli olan genç çocuğu işaret etti.

“Küçük kardeşiniz Emir. 17 yaşında”

Çocuk kaşlarını çatarak annesine döndü. Öfkeyle dizini sallıyordu. Sanırım küçük kardeşiniz demesine sinirlenmişti. Umursamadım. Kimsenin ergen tavırlarıyla uğraşacak değildim.

“Kucağındaki prenses evimizin çiçeği Miray’ımız. Henüz 8 aylık. 4. abiniz Milan’ın kızı. Ancak bebeğin annesi yok. O yanımızdayken bu konuda herhangi bir soru sormayın olur mu?”

Başımızı sallayarak onayladık yine.

“Birde en büyük abiniz var ama o şuan da şehir dışında. Devran. 35 yaşında. Onunla da geldiğinizde tanışırsınız canlarım.”

Merih kollarını göğsünde bağladı ve tek kaşını kaldırarak iğneleyici bir şekilde konuştu.

“Hanım efendiler kendilerini tanıtmayacak herhalde. Neyi bekliyorsunuz? Vahiy inmesini mi?”

Jülide Hanım sert sesiyle konuştu.

“Merih! Saygısızlık yapma kardeşlerine”

Merih gözlerini devirdi. O sırada ise Gökçe gergin bir şekilde tırnaklarını elime geçirmişti farkında olmadan. Travmasıydı ikizimin alay konusu olmak, iğnelenmek.

İkizimin gerilmesine neden olduğu için öfkelenerek dişlerimi sıktım ve soğuk ve ifadesiz bir sesle konuştum.

“Gökçen Kurt. İkizim Gökçe Kurt. 28 yaşındayız”

Merih tekrar alayla konuştu.

“Bu kadar mı?”

Gözlerimi gözlerine diktim ve çekmeden sert bir sesle konuştum.

“Bu kadar. Fazlasını bilmenize gerek yok”

Sinirlendiğimin farkında olan Gökçe eliyle elimin üstünü okşadı zarifçe. İkizimin desteğini hissederek sakin olmaya çalıştım. Gökçe konusunda fazla hassastım ve onu rahatsız eden en ufak harekete asla tahammülüm yoktu.

Merih’in kaşları çatıldı. Tekrar konuşacaktı ki Hayri Bey sert sesiyle ona fırsat vermeden konuştu.

“Merih yeter.”

Merih dişlerini sıkarak sustu ve arkasına yaslandı. O sırada bahçe kapısı sesli bir gıcırtıyla açıldı. Hepimizin dikkati girişe yöneldi.

Gördüğüm kişiyle bir an yutkunamadım. Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Ancak beni daha da şaşırtan bir şey oldu tam o anda.

Jülide Hanım sevinçle oturduğu yerden kalktı ve hızlı adımlarla onun yanına giderek ‘oğlum’ diyerek sarıldı.

Şaşkınca ve sessizce mırıldandım.

“Şaka yapıyor olmalısınız”

Gökçe elinin altında gerilen bedenimi hissederek bana baktı endişeyle. Kulağıma eğilerek kısık sesle konuştu.

“Canım iyi misin? Neler oluyor?”

Gözlerimi zar zor o adamdan ayırarak ikizime döndüm. Endişeyle bakan gözlerine bakarak içini rahatlatmak isteyerek yumuşak bir sesle konuştum.

“İyiyim güzelim merak etme. Eve gidince anlatacağım”

O sırada gözleri gözlerimi bulan Mir’in gözleri şaşkınlıkla genişledi. Şok olmuştu resmen beni burada gördüğüne. Ancak onu asıl şaşırtan sanırım kucağımda gördüğü küçük bebek olmuştu anladığım kadarıyla.

“Gel oğlum. Gel de kardeşlerinle tanış”

Mir duyduğu kardeş kelimesiyle birden öksürük krizine girdi. Jülide Hanım endişeyle ona baktı.

“Oğlum ne oldu? İyi misin?”

Mir ard arda birkaç kez daha öksürdü ve ardından şaşkınca Jülide Hanıma döndü.

“Sorun yok anne iyiyim.”

Mir gözlerini benden çekemezken ben kardeşlerin lafını anlamlandırmaya çalışıyordum. Düşündüğüm şey olamazdı değil mi? Lütfen olmasındı. İhtimali bile midemi bulandırmaya yetmişti.

Jülide Hanım gülümseyerek bize baktı.

“Kızlar bu da dördüncü abiniz Milan. Aynı zamanda prensesimizin de babası olur kendisi”

Bulanmaya başlayan midemle zar zor yutkundum. Kimseye bir şey çaktırmamak için boğazımı temizledim ve yerimde dikleştim.

Gözlerim kucağımdaki Miray’ a döndü. Uyuyakalmıştı çoktan.

“Oğlum bu güzel kadınlarda ikizler Gökçen ve Gökçe.”

Mir’in bakışları ise kucağımdaki Miray ve bana kitlenmiş bakışlarındaki tuhaf duygularla bize bakıyordu. Onun bu tuhaf bakışlarına anlam veremedim.

Bu ortamdan biraz olsun uzaklaşmak isteyerek ayaklandım.

“Miray uyumuş nereye yatırayım”

Mir kimseye fırsat vermeden ayaklandı.

“Gel ben sana odasını göstereyim”

Bakışlarım Gökçe’ye döndü. Kısa bir süreliğine de olsa yalnız kalması sorun olur muydu bilmeliydim.

Gökçe sorun olmayacağını belirtmek isteyerek onaylarcasına gözlerini kapatıp açtı.

Kimseden ses çıkmayınca mecburen Mir’in arkasından ilerleyerek eve girdim. Merdivenlere yöneldik. Mir önden sakin adımlarla giderek bir kapıyı açtı ve kenara çekildi. Yanından geçerek odaya girdim.

Oda pastel lila tonlarında tatlı bir bebek odasıydı. Hemen karşımda duran beşiğe yaklaştım. O sırada Mir’in de arkamdan odaya girdiğini ve hemen sonra kapıyı kapattığını duydum. Eğilerek tek kolumla Miray’ı tutarken diğer elimle küçük battaniyeyi kaldırdım ve ardından Miray’ı nazik bir şekilde yatırdım. Üstünü örttüm. Onun bu tatlı haline tebessüm ederek saçlarını okşadım hafifçe ve ardından doğrularak arkamı döndüm.

Hemen arkamda duran Mir ise şaşırtan bir durum değildi. Ancak az önce yattığım kişinin abim çıktığını öğrenmek oldukça midemi bulandırmış ve ondan gelecek herhangi bir yakın hareketten rahatsız olmama neden olmuştu. Şuanda da hissettiğim o arzunun yerini mide bulantısı ve rahatsızlık hissi almıştı. Ne yapacağımı şaşırmış durumdaydım.

Yanından geçip kapıya ilerlemeye çalıştım. Ancak kolumu tutan elle bu çabam başarısız oldu. Temasımızı kesmek için bir adım geriledim hemen.

Mir’in bu hamlemle dudağının kenarı kıvrıldı. Bu durumdan nasıl bu kadar keyif alabiliyordu anlamıyordum.

Üzerime doğru bir adım attı ve bana yaklaştı. Ancak ben aramıza mesafe koymak için geriye doğru adımladım. Bu bu şekilde birkaç adımda sürünce en sonunda sırtım duvara yaslanmıştı. Mir ise hemen dibimdeydi. Aramızda bir adım bile denmeyecek kadar kısa bir mesafe vardı.

Bu yakınlıktan rahatsız olarak konuştum.

“Bu kadar yakın olmamalısın bana. Nasıl bir konumda olduğumuzun farkında değil misin? Bu çok yanlış”

“Bunda yanlış olan herhangi bir şey yok rahatla”

Kaşlarımı çattım.

“Sen ne saçmalıyorsun? Bu seni rahatsız etmiyor olabilir ama öz abimle sevişmiş olmak ve şuanda da bu şekilde yakın bir pozisyonda olmak beni oldukça rahatsız ediyor”

Mir kıkırdadı.

“Biraz olsun rahatlar mısın? Açıklayacağım”

Gözlerimi devirdim.

“Kusura bakma ama midem o kadar geniş değil. Rahatlayamam. Açıkla”

Elini belime attı ve beni kendine çekti. Bir yanım oldukça rahatsız olurken diğer yanım baya bir etkileniyordu. Bu çok yanlıştı. Öz abimden bu şekilde etkileniyor olmam oldukça mide bulandırıcıydı.

“Seninle burada karşılaşmayı beklemiyordum...”

Devam etmesine izin vermeden konuştum.

“Bende öz abimle yatmış olmayı beklemiyordum.”

Durumun ironikliğiyle ve iğrençliğiyle kaşlarım çatıldı. Ancak abi lafı onu daha çok sinirlendirmiş olmalıydı ki kaşları çatılmıştı.

“Ben senin abin falan değilim”

Duyduğum şeyle gözlerimi kırpıştırdım ve merakla tek kaşımı kaldırarak konuştum.

“Bu da ne demek?”

Kulağıma eğildi ve nefesini boynuma vererek boğuk sesiyle konuştu.

“Şu demek. Ben senin abin falan değilim ve aramızdakilerden daha doğru bir şey yok”

Sertçe yutkundum. Bu da ne demek oluyordu? Jülide Hanım neden abiniz demişti o zaman?

“Açıkla”

“Annem beni doğururken ölmüş. Babamı tanımıyorum. Daha 1 günlükken ortada kalınca dayım yani baban beni nüfusuna almış. Öz çocuklarıymışım gibi büyüttüler sevdiler beni. O yüzden abiniz diye tanıştırdı büyük ihtimalle.”

Duyduklarım beni oldukça şaşırtmıştı. Evet altından bir şeyler çıkmasını bekliyordum ancak böyle bir şey çıkacağını düşünmemiştim.

“Kuzeniz yani aslında”

Dudaklarını dudaklarıma sürterek mırıldandı.

“Hıhımm”

Rahatlayarak derin bir nefes aldım.

“Eh böylesi daha iyi”

Gözlerime yoğun bir bakış attı ve mırıldandı.

“Katılıyorum”

Ardındansa hiç beklemeden dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı. Belimdeki eliyle iyice kendine çekti beni ve bedenimi tamamen bedenine yasladı.

Dudaklarını aralayarak alt dudağımı dudakları arasına aldı ve sertçe çekiştirerek emmeye başladı. Sessizce inleyerek ellerimi boynuna sardım ve karşılık vermeye başladım. Dakikalar sonra nefes nefese ayrıldığımızda gözlerimiz kapalı bir şekilde alınlarımızı birbirine yaslamış soluklanıyorduk.

Boğuk sesiyle mırıldandı.

“Bir an bile aklımdan çıkmıyorsun. Ne yaptın bana böyle?”

“Bilmem”

Dudaklarını dudaklarıma sürterek konuşmaya devam etti.

“O zehir yeşili gözlerin bağımlı yaptı resmen beni kendine bir uyuşturucu misali. Seni görmediğim her an yoksunluk çekiyorum sanki”

Tam dudaklarımı aralamış konuşacaktım ki bana fırsat vermeden tekrar dudaklarıma yapıştı ve alt dudağımı ısırarak çekiştirdi. Boğuk inlemem ağzının içine hapsoldu. Elimi ensesinde ki kısa saçlardan geçirerek çekiştirdim. Bir eli boynuma dolandı ve hafifçe sıktı.

Nefesimin tükenmesiyle yavaşça geri çekilmek zorunda kaldım. Dudakları hiç duraksamadan boynuma kaydı ve öpücükler kondurmaya başladı.

Başımı arkamda ki duvara yasladım ve ona daha fazla alan açtım. Bu adamın bu denli hoşuma gitmesi ve beni etkilemesi çok tehlikeliydi. İçimde filizlenmeye başlayan duyguların geçici olmadığının farkındaydım ve bu beni tedirgin ediyordu.

Derin derin soluklanırken konuştum.

“Bir kızın olduğunu bilmiyordum?”

Başını gömdüğü boynumdan çekti. Kaşlarını sorgularcasına kaldırdı.

“Bu senin için bir sorun mu?”

“Hayır aksine çok tatlı bir kızın var. Onu sevdim.”

Yüzünde oluşan derin gülümseme benimde tebessüm etmeme neden oldu.

“Belli ki o da seni çok sevmiş. Kimsenin kucağında uyumayı sevmez normalde.”

Bunu duymak beni mutlu etmişti. Küçük bir canın sevgisini kazanmak o kadar güzel bir şeydi ki. Aklıma gelen şeyle sormadan edemedim.

“Peki ya annesi?”

Sıkıntıyla sakallarını sıvazladı.

“Tek gecelik ilişkiden oldu Miray. O kadında doğurur doğurmaz defolup gitti. Aramızda asla bir şey olmadı onun dışında”

Başımı sallayarak konuştum.

“Anladım.”

Hüzünle gözlerine baktım.

“Miray için üzüldüm”

Mir hüzünle gülümsedi.

“Ona bir aile veremediğim için bende üzülüyorum”

Onun bu haline dayanamayarak yanaklarını avuçlarımın arasına aldım.

“Ona çok iyi bir aile verdiğine ve vereceğine de eminim”

Yanağında duran elimi avcunun içine alarak avuç içime bir öpücük kondurdu. Onun bu hareketine tebessüm ettim.

“Evet. Ona çok iyi bir aile vereceğim”

Gözleri kararlı bir ifadeyle bakarken o an cümlelerinin altında yatan anlamları anlamamıştım ama gelecekte bunu gayet iyi anlayacaktım.

&&&&

Oda da fazla kaldığımızı fark etmiş ve daha fazla konuşmadan aşağı inmiştik. Şimdi hepimiz bahçede ki oturma grubunda karşılıklı oturuyorduk.

Jülide Hanım meraklı sesiyle konuştu.

“Eğer rahatsız olmazsanız size bir şeyler sorabilir miyim kızım?”

Başımı eğerek onayladım.

“Sorun”

Tedirgin bir şekilde konuştu.

“Aileniz...DNA testinde neden yanınızda değildi?”

Gözlerimi kaçırarak etrafta gezdirdim. O sırada Mir’in güven veren destekleyici bakışlarını gördüm. Göz göze gelince rahatlamam için tebessüm etti.

Şaşırtıcı bir şekilde gerçekten rahatladımda. Elimi tutan Gökçe’yle kendime gelerek bakışlarımı Mir’den ayırdım. Baş parmağımla Gökçe’nin elinin üstünü okşamaya başladım. O da kendince bana destek olmaya çalışıyordu. Ailemizin ölümünü en ağır atlatan ben olmuştum. Nedeni ise acı vericiydi.

İfadesiz bir sesle konuşmaya zorladım kendimi.

“Ailemiz biz daha 7 yaşındayken şehit oldu. Yetimhane de büyüdük.”

Jülide Hanımın gözleri sulandı. Titrek sesiyle konuştu.

“N-nasıl yani kimse sizi yanına almadı mı? Yalnız mı büyüdü benim kızlarım?”

Kimse bizim hayatımızın bu şekilde olabileceğini düşünmemişti belli ki. Özellikle de Jülide Hanım belli ki musmutlu bir hayat sürdüğümüzü umut etmişti.

Benim daha fazla konuşmayacağımı anlayan Gökçe Jülide Hanımın sorusunu cevapladı titrek sesiyle üzgün gözleri bendeyken.

“Ananem vardı. Alırdı da bizi yanına ama o gün Gökçen’den de haber alınamadığını duyunca kalp krizi geçirmişti. Daha fazla dayanamamıştı üst üste aldığı kötü haberlere ve o gün vefat etti. Başka da kimsemiz yoktu zaten”

Mir sert sesiyle konuştu.

“Ne demek Gökçen’den haber alınamadı? Ne oldu Gökçen’e?”

Gözlerimi Mir’e çevirdim. Bakışlarımla anlatmaya çalıştım kendimi.

Şimdi değil mio cuore (Kalbim)

Anladı beni. İlk defa ikizim dışında biri beni anladı. Şefkatle baktı gözleri bana. Başını eğerek bekleyeceğini söyledi bir nevi sessizce.

Ardından merakla ve endişeyle bize bakan diğer aile üyelerine çevirdim başımı. İfadesiz ve soğuk tuttuğum sesimle konuştum.

“Henüz size bunlardan bahsetmek için çok erken. Belki bir gün anlatırım”

Jülide Hanım tam konuşacaktı ki Hayri Bey eşinin elini tutarak onu durdurdu ve kendi konuştu.

“Siz ne zaman hazır olursanız anlatırsınız kızım.”

Gökçe hafif tebessüm ederek konuştu.

“Anlayışınız için teşekkürler”

Hayri Bey Gökçe’nin bu tatlı cevabına tebessüm etti. Mir benim bu ortamdan hoşlanmadığımı anlayarak konuyu değiştirip ortamı dağıtmak için konuştu.

“Ne iş yapıyorsun Gökçe?”

Ona minnetle kimseye belli etmeden gülümsedim. Karşılığında göz kırptı gülümseyerek.

Gökçe konunun en sevdiği şeye yani işine geldiğini görünce heyecanla yerinde kıpırdandı.

“Doktorum ben”

Jülide Hanım heyecanla konuştu.

“Beyaz önlük sana çok yakışıyor kızım. Gurur duydum seninle”

Gökçe yanakları kızararak tebessüm etti. Onun bu tatlı haline dudağımın kenarı kıvrıldı. Diğerlerine bir bakış attığımda Aslan’ın Gökçe’ye bakarak tebessüm ettiğini Emir’in ise merakla bizi dinlediğini gördüm. Merih ise umursamaz görünmeye çalışıyordu. Belli ki ilgisini belli etmek istemiyordu.

Aslan lafa atladı.

“Ne doktorusun Gökçe?”

“Genel cerrahım”

Mir konuştu hemen ardından.

“Vaayy! Sonunda ailede benim dışımda zeki biri daha var ha?”

Aslan’ın kaşları çatıldı ve ortamızda ki sehpada duran boş küllüğü alarak Mir’e attı. Mir refleksle kafasına gelen küllüğü havada yakaladı.

“Sen bize gerizekalı mı diyorsun it!”

Mir gülerek cevap verdi.

“Aa ben hiç öyle şey der miyim abim? Ayıp ediyorsun”

Emir kıkırdarken Jülide Hanım yüzünde ki tebessümle başını iki yana salladı bunlar akıllanmaz dercesine.

Bu sefer merakla ben konuştum Mir’e dönerek.

“Sen ne iş yapıyorsun ki?”

Mir ona dair bir şeyi merak etmemden duyduğu memnuniyeti fazlasıyla belli ederek konuştu.

“Bilgisayar Mühendisiyim ben arkadaşımla ortak bir şirketimiz var”

Birden Merih konuştu.

“Sen ne iş yapıyorsun peki?”

Merih’in bize temkinli yaklaşmak istediğini anlıyordum. Zaten hepimiz en azından neredeyse hepimiz öyle yapıyorduk. Ancak Merih’in güvensizliği farklı bir boyuttaydı ve bunu yansıtma şekli fazlasıyla yanlıştı.

Tam onun sorusuna cevap verecektim ki telefonum çalmaya başladı. Ekrana ufak bir bakış attım. Arayan kişiyi görünce hızla ayaklandım.

“Buna cevap vermeliyim”

Hızlı adımlarla onlardan uzaklaşarak bahçenin diğer köşesine gittim ve arkamı dönerek telefonu açtım.

“Kıdemli Üsteğmen Gökçen Kurt. Emredin komutanım”

“Görev var Kurt. Yarım saat içerisinde harekat odasında ol”

“Emredersiniz komutanım”

Telefon kapanınca aceleci adımlarla tekrar yanlarına döndüm ve Gökçe’ye baktım.

“Çıkmalıyız”

Gökçe ne olduğunu anlayarak bir şey demeden ayaklandı hemen. Jülide Hanım suratını asarak ayaklandı ve konuştu.

“Biraz daha kalsaydınız kızım”

Herkes onunla beraber ayaklanmıştı.

“Maalesef işle alakalı bir sorun olmuş gitmeliyim”

Bahçe kapısına ilerlemeye başladık. Mir çaktırmadan yanıma yaklaştı ve kısık sesle konuştu.

“Görev mi?”

Başımla onayladım.

“Evet. Ben söyleyene kadar kimseye söyleme”

Gözlerinde endişe parıltıları vardı. Başını salladı.

“Tamam sen nasıl istersen dikkatli ol”

“Denerim Allah’a emanet ol”

“Sende”

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

8. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.