
GEÇMİŞ: 2020 – Hakkari Merkez
Hava kararmak üzereydi, Karadeniz’in sisi insanın önünü görmesini imkansız kılıyordu. Efsa, babasına "bir arkadaşımda kalacağım" yalanını söyleyerek bindiği o eski otobüsten indiğinde soğuk iliklerine işlemişti. Yolun kenarında bekleyen siyah zırhlı aracı gördüğünde kalbi yerinden çıkacak gibi oldu.
Araçtan inen adam, üniformasının içinde bir dağ gibi vakur duruyordu. Bora, artık o küçük çocuk değildi; omuzlarındaki rütbeler ve yüzündeki o sert ifade, vatan için canını ortaya koyan bir SAT komandosunun yorgunluğunu taşıyordu.
"Gelmemeliydin Efsa," dedi Bora, yanına vardığında. Sesi her zamanki gibi mesafeliydi ama elleri Efsa’nın yüzünü kavradığında o sıcaklık tüm savunmasını yıktı.
"Geleceğim demiştim," dedi Efsa, elindeki atkıyı Bora’nın boynuna dolarken. "Babam Karadeniz’de fırtınalar koparıyor, Karahanlar bitti diyor ama ben buradayım."
"Nasıl gelmeyeyim sen söyle Bora" dedi Efsa, göz yaşları sisin nemine karışırken. "Babam her gün başka bir aileyle masaya oturuyor. Beni bir pazarlık objesi gibi görüyor. Senin orada, sınırın ötesinde olduğunu bilmek ama elini tutamamak beni öldürüyor."
Bora, Efsa’yı göğsüne çekti. Üniformasından gelen barut ve soğuk dağ havası kokusu Efsa için dünyanın en güvenli limanıydı. "Az kaldı," diye fısıldadı Bora, kızın saçlarını koklayarak. "Bu üniforma benim onurum ama senin özgürlüğün için onu bile feda etmeye hazırım. Sadece biraz daha sabret. Döndüğümde kimse bizi saklanmaya mahkum edemeyecek."
Bora, Efsa’nın elini tuttu. Bu, 27 yıl içindeki binlerce gizli buluşmadan sadece biriydi. "Döneceğim Efsa. Ama döndüğümde sadece çocukluk aşkın olarak değil, o masayı dağıtacak güçle döneceğim. O zamana kadar kimseye boyun eğme.”
O gece, bir yayla evinin camına vuran yağmur damlaları eşliğinde birbirlerine 27 yıllık bir sözün ötesinde, hayatlarını bağladılar. Kimse bilmiyordu; Alemdarların kızı ile Karahanların varisi, düşman silahlarının gölgesinde birbirlerine nefes oluyordu.
GÜNÜMÜZ: TAŞ EV – HESAPLAŞMA
Zırhlı araç ormanın içinde, sadece Bora'nın adamlarının bildiği o sapa yollardan geçerken içeride ağır bir sessizlik vardı. Efsa, başını cama yaslamış, konaktan yükselen o alevleri ve babasının "Ateş açın!" diye bağıran sesini zihninden atamıyordu.
Sonunda araç, devasa çam ağaçlarının arkasına gizlenmiş, dışarıdan bakıldığında terkedilmiş gibi duran ama aslında tam donanımlı bir kaleye dönüştürülmüş taş evin önünde durdu. Bora kapıyı açtı, Efsa arabadan indiğinde bacaklarının titremesine engel olamadı.
İçeri girdiklerinde Bora paltosunu sertçe bir köşeye attı. Şömineyi yakmak için eğildiğinde, Efsa salonun ortasında öylece duruyordu. Burası... On yıl önce gizlice kaçıp sığındıkları, hayaller kurdukları o yıkık dökük evdi. Ama şimdi her şey değişmişti.
"Neden yaptın bunu?" dedi Efsa, sesi nihayet titreyerek çıktı. "Neden o masayı ateşe attın Bora? On yıl boyunca pastanelerde, askeri lojmanların arkasında, yabancı şehirlerin ıssız sokaklarında kaçak göçek yaşadık. Birbirimizi sadece gizli telefon hatlarından duyduk. Tam bir çözüm bulacaktık, neden bugün o silahı çektin?"
Bora elindeki odunu şömineye fırlattı ve hızla doğruldu. Efsa’nın üzerine öyle bir yürüdü ki, Efsa geri adım atmak zorunda kaldı. Bora, Efsa’nın ellerini tutup havaya kaldırdı; parmaklarındaki o hayali kelepçeleri gösterir gibiydi.
"Çünkü Hazar Reisoğlu senin elini tuttu!" diye kükredi Bora. Sesi taş duvarlarda yankılandı. "Sen benim 27 yılımsın Efsa! On yıl boyunca seni uzaktan izlemekten, babanın sana vurduğu her tokadı telsiz başında dinleyip yumruklarımı sıkmaktan yoruldum. O masada seni bir mal gibi o aşağılık herife devretmesine göz yumamazdım. SAT timinde kural şudur: Eğer kapana kısıldıysan, kapıyı havaya uçurursun. Ben bugün o kapıyı havaya uçurdum!"
Efsa, Bora’nın gözlerindeki o saf öfkeyi ve aslında altındaki derin korkuyu gördü. Bora onu kaybetmekten korkmuştu. Efsa elini yavaşça Bora’nın yanağına koydu, o sert sakallarının arasından sıcaklığını hissetti.
"Şimdi ne olacak?" diye fısıldadı. "Babam ve Reisoğulları birleşti. Tüm Karadeniz bizi arıyor olacak."
Bora, Efsa’nın elini öptü ve bakışlarını pencereden dışarıdaki puslu dağlara çevirdi.
Dışarıda rüzgar uğulduyor, sanki yaklaşan büyük savaşın fısıltılarını taşıyordu. Efsa, Bora’nın gözlerindeki o karanlık kararlılığa bakarken, "Seni benden ayırmak için her şeyi yapacaklar Bora, biliyorsun," dedi titreyen bir sesle.
Bora yavaşça doğruldu. Boynundaki damarların belirginleştiği o an, salonun içindeki hava sanki bir anda ağırlaştı. Efsa’yı omuzlarından tutup kendine çekti, alnını alnına dayayarak gözlerinin tam içine, en derinine baktı. Sesi, Rize’nin en sert fırtınasından daha gür ve tavizsiz çıktı:
“Ula kızım, koskoca Karahanlıların reisi oldum; kimde var benim karşımda duracak güç? Alabiliyorsa alsınlar beni karşılarına Efulim... Ama yeminim olsun, hepsini bu Rize’nin dağlarına gömerim!”
Efsa, bu sözlerin ağırlığı altında nefesini tuttu. Bora'nın bu yemini sadece bir tehdit değil, 27 yıllık bir bekleyişin patlamasıydı. O an anladı ki; artık ne babası Yavuz ne de Reisoğulları için geri dönüş vardı. Bora Karahan, sevdası için dünyayı yakmaya hazırdı.