4. BÖLÜM (ENERJİ İKİZİ)
“Peki şimdi nereye gidiyoruz?” Uzay`a soru soran bakışlarımı yolladım, künefe çok iyi gelmişti şerbetli tatlıların damakta bıraktığı bayma hissini seviyordum, sorumu yanıtsız bırakarak usul usul yürüyordu.
“Yasemin hanımın dediği Erdal beye gideceğiz.” Kafamı olumlu anlamda salladım az ilerden sola saptık, sanki artık her şey daha açık gibiydi. Yıllarca içimde bir boşlukla yaşamış eksik yapboz parçalarıydım, bir yanım hep eksik.
Hep bir babam olsun istemiştim mesela, yoldan geçerken babalarının ellerinden tutan kızlara özenir ağlardım çoğu zaman. Peki ya şimdi? Annemin bambaşka biri, babamınsa var olduğunu öğrenmek, bana dünyaları bahşetseler bu kadar mutlu olacağımı sanmıyordum.
Tekrar sola saptık, hava yavaş yavaş kızıla bürünürken yeryüzü geceye hazırlanıyordu Issız boş bir sokağa geldiğimizde Uzay durdu, bende ona uyduğumda ceketinin cebinden değneğini çıkardı. “Hesta maypu kaedov.”
Değnekten çıkan mavi ışıklar üstümüzde toplanıp spiral şeklinde dönerek kaplamaya başladı, her seferinde gözlerimi kapatma dürtüsüne engel olamıyordum fakat bu sefer yok saymayacaktım. Her şey o kadar yabancı ve bir o kadar da güzeldi ki, sanki etrafımızda dolanan her ışık zerresi bedenlerimizi okşuyordu.
Sonunda o his kaybolduğunda gözlerimi açtım, nezih bir mahalledeydik,2 ya da 3 katlı evler çoğunlukta olsa da müstakil evlerde bulunuyordu, Uzay karşımızdaki eve gözünü diktiğinde oraya gideceğimizi anlamıştım. “Burası mı?”
Uzay sorumu yanıtsız bıraktı, elim hala onda olduğu için bir nevi sürükleniyordum, sonunda kapının önüne ulaştığımızda zile basmak yerine bana döndü. “Evrin, emin misin?”
Emin miydim, bilmiyordum açıkçası fakat merakım her şeyin önünde seyrediyordu, bu merak denen illet kendisine öyle çekiyordu ki beni, kaçmak imkansızdı. “Zili çalar mısın artık!”
Bana bakmaktan vazgeçmiş görünüyordu, son kez isteyip istemediğimi ölçmüş olsa da emindim, madem sorulara bir cevap istiyorduk, o zaman onu alana kadar durmayacaktık. Sonunda kapı yavaşça aralandı, en fazla 40`lı yaşların sonunda olan kadın bize meraklı gözlerini dikmişti.
“Biz Erdal Bey’i arıyoruz, evi burası mı?” Uzay`ın yönelttiği sorudan sonra kadın endişe içinde gerildi araladığı kapıyı biraz daha kıstı.
“Evet burası onun evi ama bu saatte bir misafir beklemiyorduk açıkçası.” Kadın fazla çekingendi, söylediği cümleyle en az kendi kadar beni de germişti, kapıya kendini öyle yaklaştırmıştı ki az sonra suratımıza kapatacağı belliydi. “Karısı olmalısınız, onunla konuşmamız mümkün mü?”
Kadının tepkileri ben konuştuktan sonra bile değişmemişti, ondan farklı enerjiler alıyordum. İstemsiz endişe, biraz korku, bize kapıyı sonunda açtığında içeri geçmemiz için evin içini gösterdi, ben teşekkür manasında kafamı yere eğerken Uzay sanki kadını önemsemiyormuş gibiydi, sanki orada yokmuş gibi.
Karısı bize yolu gösterirken Uzay ile arkadan seyir diyorduk, ev sanki fazla kasvetliydi ama buna rağmen bakımlı görünüyordu, yalnız yaşıyor olmalıydılar. Odası olduğunu anladığım kapının önünde durduğumuzda kadın geri çekildi. “Siz içeri geçin, bende çay getireyim.”
Kadın yanımızdan uzaklaştığında Uzayla birbirimize baktık, eli kapının kulpuna gidiyordu ama sonra çekiyordu, bu birkaç kez tekrar etti. “Kadında bir şey fark ettin mi?” Diye sorduğumda tepki vermedi, bana uzun uzun bakarken tartmaya çalışıyor gibiydi.
“Evet, bir insan ile evli.” Dediğinde durdum, koruyucular sadece koruyucularla evlendiğini sanıyordum demek ki yanıldığım daha çok konu varmış.
Uzay`ın cevabını yanıtsız bırakarak kulpa bu sefer ben davrandım. Girişin aksine oda daha sıcaktı, tam karşımızda şömine tatlı ateşiyle odayı ısıtıyordu, içeri girip kapıyı kapattım. Uzay sesini çıkarmadan arkamdan geliyordu, şöminenin biraz ilerisinde camın önünde bir adam oturuyordu. “Erdal Bey!”
Camın önünde bizi duymuş olmalı ki tekerlekli sandalyesiyle bize doğru döndü, o kadar da yaşlı durmuyordu dahası karısından bile genç görünüyordu. “Koruyucular evime hangi sebeple gelmiş olabilir?”
Erdal Bey’in kurduğu cümle beni biraz olsun germeye yetmişti, Uzay ise yanımda kuracağı cümlelerini kafasında toparlamaya çalışıyordu. “Bizi koruyucu tarihi baş asistanı Yasemin Hanım yönlendirdi, bize yardım edebilirsiniz efendim.”
Adam biraz düşünebilmek için zaman tanıdı kendine, bizim kadar o da merak etmiş olmalıydı. “Geçin oturun bakalım, neymiş derdiniz.” Erdal Bey ve karısının pek misafirperver olduklarını söyleyemezdim, yıllardır yabancı birilerinin evlerine hiç uğramadığına kalıbımı basabilirdim.
Karısı elinde çayların olduğu tepsiyi içeri getirdiğinde Uzay ve bana tepsiyi uzattı, ikimizde payımıza düşen bardağı aldığımızda kocasına da ikram etti, tepsiyle beraber tekli koltuklardan birine oturdu. “Efendim öncelikle kırmayıp bizi evinize buyur ettiğiniz için minnettarım.”
“Uzatma da konuya gir!” Diyerek çıkıştığında sertçe yutkunma gereği duymuştum, karşıdan bakıldığında gerçekten huysuz biriydi, anlaşması zordu.
“Buradaki bedenimin kriz geçirdiğine şahit olan var ama ben kendimi bambaşka yerlerde buluyorum efendim, ilk babamın kaçırıldığını gördüm ve sonra yeraltı dünyasına gittim, baş koruyucuya danıştığımızda size gelmemizi söyledi, aradığım cevaplar sizde olabilir efendim.”
Erdal bey söylediği kelimeleri büyük bir dikkatle takip etmişti, bitirdiğimde elindeki çaydan bir yudum alıp bardağını yanındaki küçük sehpaya koydu. “Anladım kızım, sende benim gibi astral gezginisin.”
“Astral gezgini?” Dediğimde Erdal Bey ufak bir tebessüm etti. “Koruyuculara özel bir yetenek ama insanlar da çok çabaladıklarında astral seyahati başarabilirler.” Anladığımı gösterircesine kafamı sallayarak eğdim, Uzay bana destek verircesine elini dizlerimin üstünde birleştirdiğim ellerimin üzerine koydu.
“Bedenin kriz geçirmesi normal bir şey mi, Erdal Bey?” Bakışları sabitleşmişti, eski yaşadıklarını düşünüyor olmalıydı, belli ki çok çekmişti, bense artık bazı şeylere cevap istiyordum.
“Adlarınız ne pardon?” Soru soran bakışlarını üzerimize doğrulttuğunda bir şey demek istemiyordum, Uzay zaten benim yerime konuşmayı devralmış görünüyordu. “Ben Uzay, yanımdaki arkadaşım da Evrin.”
“Maalesef çocuklar bunu durduramazsınız, Evrin kızım çok dikkat etmelisin. Her an nerede, ne zaman gerçekleşeceğini sen belirleyemiyorsun, bu koruyucuya bahşedilmiş bir ödül hem de bir cezadır.” İşte şimdi korkmaya başlamıştım, her an her yerde olabilirdi, nelerin içine düşmüştüm ben böyle?
“Peki bu yaşlarda bir anda ortaya çıkması normal mi?” Erdal Bey sıkılmış gibiydi, bu kadar sual onu da yormuş olmalıydı. Elimdeki çaydan bir yudum aldım, ne zamandır çay demlememiştim. Nermin annemin yani ölen insan annemin çayı çok güzel olurdu, akşamları bir demlik çayı beraber bitirirdik, anılar arasında gezinirken gerçek dünyadan tamimiyle kopmuştum, konuşmalara tekrar dikkatimi verdim.
“Ne zaman ortaya çıkacağı belli olmaz çocuklar, benim ilk kez başıma geldiğinde yeni mezun oluyordum.” Erdal Bey derin bir nefes çekti içine, söylediği şeyleri hatırlamak onu da eski anılarına geri götürmüştü.
“Nasıl bu hale geldiniz?” Dediğimde yüzü düştü, yarasına tuz basıyormuş gibi hissediyordum ama merakta etmiştim, belki de bu yüzden olabilirdi, ya benim de başıma gelirse? İşte en çok bundan korkuyordum. “İstemiyorsanız anlatmayabilirsiniz.”
“Yok sorun değil çocuklar, anlatırım. Uzun zamandan sonra ilk kez bir misafir gelmiş.” Aslında çok iyi bir adamdı, baştaki sert çıkışlarından eser kalmamıştı. Çayımdan son bir yudum daha aldığımda ortada duran küçük sehpaya bıraktım.
“Mümkün olduğunca yalnız kalmamaya çalış, ben bu yüzden bu haldeyim kızım. Tek başıma olduğum bir anda bu hale geldim, yanımda kimse de olmadığı için de sebebini kimse bilmiyor.” Şaşkınlığım korkuma karışmış geriye sadece kocaman bir hissizlik kalmıştı, her an buna benzer bir şey başıma gelebilirdi.
Uzay da elindeki bardağını sehpaya bırakmış ellerini birbirine bağlamıştı. “Hanım karşıdaki defteri verir misin?”
Karısı yerinden kalkıp karşıdaki küçük dolaptan defteri aldı, kocasına uzattığında yıllardır durduğu belli olduğundan açmadan önce üstüne binen tozdan kurtuldu ve masasının yanında duran kalemi alıp son sayfasına birkaç kelime yazarak bize doğru uzattı. “Bu benim günlüğüm kızım, içinde bu durumlarla nasıl başa çıktığımı neler gördüğümü yazdığım bir defter bu, ansiklopedilerde sadece kısa tanımlar var ama bunlar bir ömür yaşanmışlıklarımdır, al bunu.”
Bana günlüğünü uzattığında yerimden kalkıp utana sıkıla aldım, insanın bir ömür özelidir günlük, herkes okuyamazdı, şimdiyse bana veriyordu, hayatında ilk kez karşılaştığı birine. “Teşekkür ederim Erdal Bey.”
“Ne demek, bunca seneden sonra benimle aynı miras yeteneğe sahip biriyle karşılaşıyorum. Beni anlamadılar, deliymişim gibi baktılar, sen yaşama olur mu?”
---
Portal kapandığında tekrar karargâhtaydık, Erdal Bey’i çok sevmiştim soğuk sergilediği kişiliğinin ardında yumuşak naif bir insan yatıyordu, dahası kendi için çok önemli olan günlüğünü bana hiç çekinmeden vermişti, bu fedakarlığını hiç unutmayacaktım.
Ana kumanda odasına vardığımızda büyük bir koşuşturmacanın olduğunu görüyordum, herkes buraya toplanıyor gibiydi. “Uzay, neler oluyor?”
“Toplantı olacağa benziyor.” Uzay`ın dediği doğruydu, herkes hızlıca toplanmaya uğraşıyordu, birbiriyle konuşuyor ama bir cevap alamıyorlardı. Az sonra da baş koruyucu yüksek olan koridorun önüne çıktığında etraftaki tüm uğultular kesildi, herkes söyleyeceklerini merakla bekliyordu.
“Batı karargahının aziz koruyucuları, 3 ayda bir düzenlenen yeryüzü oyunları 2 hafta sonra başlıyor. Bazı takımlar görevler nedeniyle ağır kayıplar verdi bu yüzden oyunun kurallarının bazıları değişti, bildiri panosunda değişenleri göreceksiniz. Önceki oyunun galip takımını yanıma alacağım.”
Takımda olanlar teker teker baş koruyucunun yanına çıktı arkasına doğru dizildiklerinde bir kişi özellikle daha çok çarpıyordu, Aslı! “Ağzını kapat Evrin, dünyanın sonu gelmedi.” Tabi ki geldi, o sünepe şıllığın takımı geçen oyunları kazanmış mıydı yani? Duysam inanmayacağım bir duruma bizzat görerek şahitlik ediyordum.
“Bu kendini beğenmiş çırpının bir halta yaramayacağını düşünmüştüm.” Uzay söylediğime kısa bir kahkaha attı, Aslı’nın gözü bizden taraftaydı, ona doğru baktığımda bolca ego yüklü küçümseyen bakışlarını doğrudan üzerimde hissediyordum bizzat sindirmeye çalışıyordu.
“Beden kavgasında sen hayli hayli alırsın ama konu güç savaşı olduğunda koruyucuların en iyilerinden diyebilirim, hırsı onu bu zamana getirdi, yıllarca çalıştı.” Hah! Bende sözde melezlerin meleziymişim değil mi? Aslı denen kızı bir hayli güç savaşında da yenebilirdim, eğitimsiz oluşum bu gibi şeylerin sürekli önüne geçiyordu, şimdilik ona karşı şansım olmadığından alttan almayı seçecektim.
“Bu sefer ki oyunlar çok çetin geçeceğe benziyor, yeryüzü oyunları öncesi tüm düello şartları açıktır, herkese tekrar başarılar.” Baş koruyucu konuşmasını bitirdiğinde herkes yavaş yavaş dağılıp kendi işlerine dönüyordu, bu oyunları izleyip belki sonraları yapılacak olanlardan birine katılabilirdim. Nasıl olacağını merak ediyordum, şöyle afili bir Osmanlı tokadı çarpmadan asıl savaşacaktım ben. “Hey! Sana diyorum.”
Biri bana sesleniyor gibiydi, arkamı döndüm fakat dönmez olaydım, Aslı üstündeki tüm o egosuyla karşımdaydı. “Ne var civciv ne istiyorsun?”
“Ne oldu? Beni kazanan takımımla görünce yüzün düştü, ben hiç kaybetmem güzelim.” Derin bir nefes çektim içimde, bu kızı her gördüğümde sinirlerim iki misli geriliyordu, şimdi de kazanan takımını gözüme soktu ya ondan iyisi yoktur. “Aman iyi, benden uzak ol da ne yapıyorsan yap.”
Umursamaz tavırlarım Aslı`nın hoşuna gitmemiş olacak ki yanından geçip gitmek isterken kolumu tutmaya kalktı, bu kız çok yanlış yollara giriyordu. “Benden öyle kolay kurtulamazsın dağ keçisi.”
“Sen dağ keçisini de biliyorsun demek, indir o elini.” Bir tokat da olsa atmamak için kendimi zor tutuyordum, Uzay bu işin son bulması için aramızda set olmaya çalıştı. “Aslı, Evrin yeter! Herkesin içinde saçmalıyorsunuz.”
Uzay o anda bana dönüp göz kırptı, farklı bir şey yaparak beni cadıdan kurtaracağından emindim, bende ona uymaya karar verdim, bir bildiği olmasını umuyordum. “Evrin sen odan geç, Aslı gel bir şeyler içelim, bol köpüklü lattenin seni sakinleştireceğinden eminim.”
Kurduğu her bir kelimede daha çok şaşırıyordum, yaptığı plan bu muydu yani, cadı bozmasıyla mı gidecekti? Onları ana kumanda odasından çıkana kadar izledim, bilmediğim bir sokakta annesiz kalmış çocuk gibiydim.
Karargâh yerleşkesinde bir odam olduğundan bile şüpheliyken etrafı inceleyerek yürümeye başladım, buranın bir kafeteryası, yemekhanesi, mutfağı gibi yeri olmasını umut ediyordum. Bir sürü ekran ve bilgisayarın arasında sıkılıp kendimi bir koridora attım.
Diğer koridorlardan daha açık ve genişti, bir sürü küçük çerçevedeki resimler duvarları dolduruyordu. Tek başıma gezmekten hep zevk alıyordum, yalnızlık yanlısı olan ben için müthiş bir aktiviteydi. Biraz daha yürüdüm, sağda ve solda sürüyle kapılar koridora ev sahipliği yapıyordu, biraz daha yakınlaştığımda üstünde yazan isimlere göz gezdirdim. “Kapı gözetlemek kötüdür, biliyorsun değil mi?”
Resmen ödüm patlamıştı, ani refleks olarak yerimde zıpladığımda yanıma iyice sokulmuş birini fark etmem uzun sürmedi, niyetim kapı gözetlemek değil etrafı keşfetmekti. Yavaşça yana döndüm, ellerini birbirine bağlamış sarışın bir çocukla karşılaşmayı beklemeden. Boyu gayet uzundu hatta Uzaydan bile daha uzun ve yapılı olduğunu söylemeliydim. “Aslında yemekhane, mutfak o tarz bir yer aramaya çalışıyordum.”
“O zaman çok yanlış yerlerde geziyorsun, kafeterya diğer tarafta.” Adını bilmediğim sarışın çocuk parmağını ok yaparak diğer tarafı gösterdi, istemsizce ona karşı gözlerimi devirdim, bilmeden gezmeye kalkışmak fazlaca sorun yaratmıştı.
“Buraya biraz yabancıyım.” Dediğimde bana inanmayan bakışlarını atmıştı, yapılı ve sert görünüşü karşıdan bakıldığında insanda kaçma isteği uyandırıyordu. “Yabancı olamazsın, karargâh bir koruyucunun evidir.”
“Ben burada büyümedim.” Dediğimde çocuğun bir şey söylemesine izin vermeden yürümeye başladım, benim tek bir evim vardı ve ben ondan uzaktaydım. Benim yaşamak istediğim hayat bu değildi, mezun olduğum mesleği yapmak istiyordum. “Dur! Nereye gidiyorsun?”
Çocuk kolumdan tutarak beni durdurmuştu, bu ara kimle konuşmaya çalışsam kollarıma yapışıyordu, bu durumdan sıkılmaya başlamıştım, yüzüne dönüp kolumu bir hışımla kurtardım. “Mümkünse kendi evime gideceğim.”
Beni sakinleştirmeye çalışıyordu, bu boşuna bir çabaydı, ben kolay kolay sakinleşemezdim, ellerini teslim olur gibi yaptı. “Tamam, önce kafeteryaya gidelim o zaman, hem bana nereden geldiğini anlatırsın.”
“Tanımadığım birine neden özelimi anlatayım ki?” Şartları iyice zorluyordum, benimle konuşmak için çabalayan kendisiydi, hem Uzay`a verdiğim bir söz vardı, herkese her şeyi anlatamazdım. Neden ki? Ben hürdüm, gayrette anlatabilirdim. Yine kendi kendime muhakeme yaparken karşımdaki çocuk bana bakmaya devam ediyordu. “Tamam haklısın, o zaman sadece sohbet ederiz olmaz mı?”
“İyi, tamam madem.” Gardımı bu kadar çabuk indirdiğim için kendime kızsam da ondan farklı enerjiler alıyordum, öncelikle bir kıza nasıl davranması gerektiğini biliyordu. Kendisi benim önden gitmem için rica etse de onun önden gitmesini bekledim, daha karargâhı bilmediğimden tam olarak nereye gideceğimi de bilmiyordum.
Gerçekten yakışıklıydı, normalde bir erkeği başımdan atmak için bin bir takla atan ben şimdi zırhlarımı kaldırıyordum. Kafeterya denen yere gidene kadar sessiz geçen dakikalar sonunda boş bir masa bulup oturmuştum, daha adını dahi bilmediğim çocuk iki bardakla geri döndüğünde soru soran bakışlarıyla merak uyandıran gözlerini bana doğru tutuyordu. “Ee! Bu karargâha yabancı olan ilk koruyucu olarak tarihe geçecek kişinin ismini de bilmek isterim.”
“Evrin, ismim.” Utana sıkıla söylediğim cümleye ben bile şaşırmıştım, ah! Saçları hafif dalgalıydı, ne hoş. Kendi kendime saçmaladığımdan adım gibi emindim, her an kendi suratıma vurma isteğim körüklenirken son anda durdurdum, kendimde değildim çünkü.
“Bende Toprak, memnun oldum.” Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra başını yere eğdi, kalıplı cüssesinin arkasında saklanan kibar kişiliğini görebiliyordum ama ondan daha farklı enerjiler alıyordum, sanki aramızda görünmez bir ip varmışta beni ona her dakika çekiyormuş gibi. “Kimsin peki, hangi takım ailenin kızısın?”
“Aslında bu takım olaylarına yabancı sayılırım, aileme gelirsek Alya ve Sadi Gök çiftinin kızıymışım.” Önce biraz şaşırsa da bir şey demedi, ailemin başına gelenleri de duymayan kalmamıştı, tabi ki duyulması muhtemeldi koruyucular burada bir arada görünüyorlardı. “Vay canına! Demek ailelerimiz aynı takımdaymış, büyük onur duydum.”
“Aman ne onur.” Gözlerimi umarsızca devirdim, Toprak haliyle anlamayan bakışlarını atarken kendimi toplama kararı aldım. “Neyse boş ver.”
“Ne zamandır buradasın, alışabildin mi?” Toprak ardı ardına soru yağmuruna tutuyordu, kahve bardağını avuçlarımın arasına alıp kendimi ona biraz yaklaştırdım.
“Sorularınla beni yıldırmak istiyorsan hiç doğru bir zamana denk gelmedin.” Dediğimde gülerek kendini geriye yasladı, biraz böyle durduktan sonra bana doğru gelerek aramızda az bir mesafe bıraktı.
“Sizi yıldırmak ne haddime, sadece merakımdan ayrıca canını sıkan şeyin ne olduğunu öğrenmek isterim.” Aramızdaki mesafenin az olmasından mıdır bilinmez, benim gibi bir kızı bile etkileyecek her türlü özelliği barındıran nadir erkeklerdendi. İstemsizce yutkundum, tuhaf bakışlarıma geri çekilerek ve aptal budalası gibi sırıtarak karşılık vermişti ve o anda çekicilik olayı bitmişti. “Yanlışım varsa düzeltirsin ama birkaç dakika önce tanıştığım birine her şeyi anlatmama gibi bir özelliğim var.”
“Seninle açık konuşacağım Evrin.” Toprak denen çocuğun böyle konudan konuya atlaması canımı sıkmaya başlamıştı, ondan tek istediğim kafeteryanın yerini göstermesiydi. Ellerini kenetleyip masanın üzerine koydu, az önceki cıvık hali gitmiş yerine ciddilik abidesi biri gelmişti, istemsizce yutkundum. “Senden çok farklı enerjiler alıyorum, yanlış anlama hoşlanma anlamında değil.”
“Nasıl yani?” Anlamadığımı belli edercesine Toprak denen çocuğa bakıyordum, dediği cümleyi kafamda mantıklı bir yere oturtmaya çalışıyordum, senden farklı enerjiler alıyorum derken neyi kastediyordu?
“Bu dünyada koruyucuysan ve enerji ikizin olmadığı için sahipsiz kalmışsan bir saygınlık kazanamaz ve bir değer görmezsin ve ben yıllarca ikizimi aradım. Kendimi ne kadar geliştirmiş olsam da benimle ortak bağa sahip eşimi bulamadım bir yanım hep eksik kaldı, bende kendimi eğitmenliğe adadım, herkes bana gelecek vaat eden biri olarak gördü ama ben.” Devamını getiremedi önce, kenetlediği ellerini kurtarıp ovuşturmaya başladı. Bu duruma üzüldüğü gayet net anlaşılıyordu ama benimle bu durumun alakası neydi anlayamamıştım belki de sadece anlatacak birini istemişti kim bilir.
“Umudumu yitirmiştim, kalan hayatımı sadece işime adayıp yeni nesil koruyucular yetiştirecektim ama sonra koridorda bir yol, iz bilemeyen o koruyucu benim umudum oldu. Evrin konuyu fazla uzatmayacağım, enerji ikizini tanıman için çok bir şey gerekmiyor. İçindeki enerji özün dışarı çıkmak için çırpınmadı mı? Ya da anlayacağın gibi söyleyeyim; benim gibi bir yabancıyla konuşurken gardını çok çabuk indirmedin mi, farklı bir aura almadın mı?” Toprağın dediği şeyler karşısında sadece boş gözlerle onu süzüyordum, karşısında gardımı indirmem çok da normal bir hareketim değildi bunu kabul ediyordum ama ne demek istediğini de tam olarak anlayamamıştım.
“Bak Toprak bende seninle açık konuşacağım.” Dediğimde yüzünde gülücükler açmıştı, aradığı şey konusunda çok az şey biliyordum ama dediği şeylerin hala benimle ne ilgisi olduğunu anlayamamıştım. “Aradığın şey her neyse bende olma ihtimali ne kadar bilmiyorum çünkü tam olarak ne demek istediğini de anlamış değilim. Bu olaylar benim için zaten çok yeni hatta bunları neden seninle konuşuyorum inan hiçbir fikrim yok, kafeteryaya gelmek istedim getirdin, nezaketen kırmayıp iki muhabbet ettik ona da eyvallah ama benim niyetim burada olmak değil, evime dönüp hayatıma devam etmek istiyorum, lütfen sana tekrar söylüyorum aradığın şey her neyse bende yok.”
“Ama be…”
“Evrin sana yok dediyse yoktur.” Konuşmaya üçüncü bir kişi daha dahil olduğunda ikimizde şaşkındık, omzunda bir elin değmesiyle merakım iki katına çıkmıştı. Yüzümü biraz yukarı çevirdiğimde tanıdık yüzü sinirden kıpkırmızı olmuştu, her an karşımdaki çocuğu parçalara ayıracakmış gibi bakıyordu.
“Uzay! Sen ne ara…” Daha lafımı bitirmeme bile müsaade etmedi, sandalyeden öylece kaldırıp koridorlardan birine geçene kadar sürükledi. “Kolumu acıtıyorsun, Uzay, duymuyor musun beni?”
Bir koridordan diğerine adeta uçarak ilerliyorduk, Uzay ise yüzünden becerebilseydi ateş çıkarabilecek kadar sinirliydi, asıl ona benim sinirli olmam gerekmez miydi? Aslı denen o şıllıkla gitmiş beni öylece bırakmıştı. “Uzay, yeter!” Kolumu ani bir hareketle kurtardım, başta yaptığım harekete şaşırsa da sinirli ifadesine geri dönmesi saniyeler sürmüştü.
“Ben sana odana gitmeni söylemiştim.” Bileğimi tekrar kavrayarak aynı hızla çıkışa doğru sürüklemeye başladı, tekrar geri bir manevra ile bileğimi kurtarmayı başardım. “Annesinin sözünü dinleyecek küçük kız gibi mi duruyorum ben burada, benim karargâhta bir odam olduğundan bile şüpheliyim ayrıca ben yol iz bilmezken şıllıkla giden sensin.” Bu sefer ondan önce davrandım adımlarımı o kadar hızlandırdım ki ana binanın önüne çıkmıştım bile.
“Konutlar diğer tarafta yalnız.” Uzay`ın aniden karşımda bitmesi sinirlerimi tepeme çıkarmaya yetmişti, sinirden sağ ayağımı yere vurup konutların oldu tarafa doğru resmen koşuyordum. “Sakın o lanet gücünü kullanıp yeniden karşımda bitmeye kalkma yoksa yumruklarım burnunun üzerinde olur.”
Artık sinirden ne yapacağımı şaşırmıştım, bahçede öyle bağırarak konutların önüne kadar geldim ben yönümü kaybetmişken Uzay bana koşarak yetişmeyi başarmıştı, zorla çocuğun yanından beni kaldırmış herkesin içinde deli gibi sürüklemişti, başka biri olsa çoktan ağzıyla bir tarafları yer değiştirmişti. “Tamam Evrin sen kazandın, bir kere patlatmıştın zaten burnumu, 1 hafta kendime gelememiştim.”
Bir anda yüzümde tebessüm belirdi, ilk okulda sırf benimle alay ediyor diye burnuna vurmuştum aslında bu sayede arkadaş olmuştuk benim için en değerli anlardan biriydi. Ona kızamıyordum elimde değildi, her zaman ne yapıp ediyor ve gönlümü almayı başarıyordu. Yanımda duran nefes nefese kalmış olan Uzay`ı seyrediyordum, surat asması bile bir yerden sonra sinirlerimi yatıştırma yetmişti.
Üzgün bir Uzay ve ona kıyamayan bir ben konutların önünde öylece birbirimize bakıyorduk, sımsıkı sarıldım. Beni bırakmasını istemiyordum ölümü dahi kandırıp yanımda kalmasını istiyordum, daha sıkı sarıldım, gerçekten bu konuda çok mu bencildim ben. “Beni bırakma Uzay.”
“Aklımdan bile geçiremem.” İşte benim tanıdığım Uzay buydu, elinden gelse dünyadaki herkesi karşısına alır, ezer geçerdi, benim için bile sayısız fedakârlık yapmıştı ben ise fazla umursamazdım, herkese karşı.
Sardığım kollarımı gevşettim, küçük bir rüzgâr vücudumun irkilmesine sebep olduğundan yüzümdeki panik havası onu güldürmeye yetmişti. “A Blok 2. Kat 182. Oda benim, sen oraya geç bende geliyorum birazdan.”
---
UZAY
Evrin`in yanından ayrılır ayrılmaz telefona sarıldım, mesaj bölümüne girerek mesajın gideceği kişinin numarasını buldum. `5 dakika içinde arka ağaçlıkta ol`
Adımlarımı hızlandırdım, bu gün içimde yeterince sinir birikmişti zaten, üstüne bir de o şerefsiz benim olana el koymaya çalışmıştı, bedelini ödemeliydi. Ana binanın yakınındaki çınara doğru ilerlerken bu meseleyi eski usulün çözeceğini düşünüyordum.
Sinirim beni tamamen ele geçirdiğinde beynim sadece tek bir konuya odaklıydı, düşüncelerim aynı konu üzerinde çığ gibi fikirlerini üzerime yığarken arka tarafa iyice yaklaşmıştım, Toprak çınara yaslanmış kollarını kavuşturmuş beni bekliyordu.
İyice ona yaklaştığımda tüm gücümü sağ koluma vererek elimi yumruk yaptım ve o anda suratına yumruğumu geçirdim, ilk yaptığım hareketle sendeledi düşecek gibi olduğunda son anda kendini topalardı. “Bu benim olan içindi eski dostum.”
Toprak da ardımda kalmayarak bir yumruk savurdu, burnumun hemen yanına doğru ulaşan yumruğun etkisiyle sol ayağımı geriye attım. “Anlamıyorsun eski dostum, o asla senin olmadı sadece senin korumana verilen bir çıraktı o kadar.”
İşte bu dediğine daha çok sinirlenmiştim ben kimseyi korumuyordum, ben sadece rehberdim aynı zamanda bir yol arkadaşı, bunu Toprakta dahil kimse anlamayacaktı. Gücümü tekrar topladığımda çenesine doğru bir yumruk daha savurdum, ağzından yayılan kan dudağının kenarından sızıyordu ama buna rağmen iğrenç gülümsemesini takınmıştı. “İşte sende dahil bunu kimse anlayamayacak, Evrin benim çırağım falan değil yetiştirilmesi gereken bir asker bense onu o yola yönlendirecek olan kişiyim.”
Acı dolu bir kahkahadan sonra bir anda yüzünü kaplayan ciddiyetle üzerime doğru atılıp yere düşürdü, üstüme çıkıp yumruklarını yüzüme geçirirken ben sadece sinirini atması için bekliyordum. “Aynı baban gibi konuşuyorsun, yanlış insana teslim etmeyi seçtikleri çok belli, kabul et baban bir hain ve sende onun köpeğisin.”
İşte şimdi gerçekten damarıma basmıştı, babam bir hain olabilirdi ama ben asla onun köpeği olmamıştım, üstümden atıp bu sefer ben onun üstüne çıktım ve teker teker yumruklarımı iğrenç suratına çaktım. “Babamı bir daha sakın ağzına alma.”
Kurduğum her bir kelimede suratına yumruklarımı geçiriyordum, beni üstünden atıp nefesini düzene sokmaya çalıştı, bende çok yorulmuştum. Çok eskiye dayanan bir geçmişimiz vardı, çok yakın iki arkadaştık ta ki babamın çıkardığı isyan girişimine kadar. “Evrinde farklı bir şeyler var.”
Anılarımın arasından sıyrılıp Toprağın kurduğu cümleye odaklandım, kaşımda bir sıcaklık hissettiğimde elimin tersiyle sildim, şerefsiz kaşımı patlatmıştı. “Onu ilk gördüğümde enerji özüm çıldırdı, içimden çıkmak için deli gibi zorladı bunun anlamını biliyorsun.”
Aslında dediğinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyordum fakat böyle bir şeyin olmasına imkân yoktu, bu sefer ben Toprağın suratına doğru sırıttım. “Hala kabul edemiyorsun değil mi? Senelerce enerji ortağını aradın ama sahipsizsin, bunu kabul edemiyorsun, artık kendine itiraf etmenin zamanı gelmedi mi?”
Sinirle yerinden kalkıp bir hışımla yakalarıma yapıştı, bu haline sadece acıyordum zamanının çok iyi çok başarılı öğrencilerinde biriydi şimdiyse karşımda bir hiç uğruna kendini feda etmiş korkak duruyordu, eski bir dost olarak ona sadece acıyordum. “Sen ne kadar kabul etmesen de ben hissettim, Evrin benim enerji ikizim ve bunu kanıtlayacağım o günden sonra sen yanımızda olmayacaksın.”
Ellerini benden çekip hızla uzaklaştı, köşeyi döndüğünde yerimden kalkıp üstümü düzelttim, Toprağa acıyordum yine bir hiç uğruna sürüklenmeye razıydı, yüzüme yarım bir gülümseme eklenirken düşündüğüm tek şey vardı. Ne yaparsa yapsın bana veya bir başkasına kanıtlayamayacaktı çünkü zaten Evrin`in bir enerji ikizi vardı.
Ben!