İçeriğe geç

YERALTI GÜNEŞİ

Bölüm 1 · 6 dk okuma

YERALTI GÜNEŞİ

Bölüm 1

Pilot Bölüm

Tık tık tık tık… Beynime çivi çakılıyormuş gibi yankı yapan topuk sesleri. Öykü’nün ve Caner’in peşimden koşarak bir şeyler söyleyen sesleri. Asistanım Lale’nin dosyaları tutmaya çalışırken bir yandan da yüzünde durmayan kemik çerçeve gözlüklerini burun kemerine oturtma çabasının sinir bozuculuğu. Duramazdım. Durmamalıydım. Üç sene durmuştum zaten. Bin bir emekle bu yaşta organizasyon firmamı bu denli büyütmüşken şimdi önemli bir işin provasını yarım bırakmam tüm ekip için şaşırılacak bir şeydi. 26 yaşımın ilk aylarını yaşarken aldığım bir telefonla hayatımın gidişatı şekillenmişti. İç mimarlıktan 22 yaşında mezun olup dedemin bıraktığı küçük dükkânda başladığım organizasyon işini sadece mahalle halkı biliyor ve benimle çalışıyordu. Ancak nasıl olduysa işler bir anda büyüyünce işlek bir yerden daha büyük bir iş yerine geçmiştim ve kendime güvendiğim bir ekip kurabilmiştim. Şimdi ise önemli bir iş adamının kardeşinin düğününü planlamam ve organize etmem için aranmıştım. Bugün son prova için düğün mekânında işlemleri hallederken aldığım bir telefon bende ipleri koparmaya yetmişti. “Alpay döndü kızım” demişti üzerimde annem kadar emeği olan Derya teyze. Alpay döndü… Alpay… Tüm çocukluğum, mahalledeki tek sığınağım, tüm ailemi kaybettiğim o karanlık gecede yüklerimin ağırlığını paylaştığım o adam. Sonrasında askeri liseye giden, sonrasında Harbiyeli olan, sonrasında beni bir başıma bırakıp hiçbir şey söylemeden çekip giden o adam. Askeri liseden hafta sonları döndüğü zamanlarda bile ilk benim kapımı çalardı oysa. Aramızda isimsiz bir ilişki olduğunu herkes bilirdi. Bende anlamı büyüktü. Bende onda büyüğüm sanırdım ama durumun öyle olmadığını bir gün ansızın ziyaretlerini de kestiğinde anlamıştım. “Alpay ne zaman gelecek Derya teyze?” “Alpay uzun bir süre gelemeyeceğini, bize de nedenini sormamamız gerektiğini söyledi kızım. Biliyorsun görevleri hep gizli. Fırsat buldukça haber vereceğim dedi. Sana da yazacaktır. Telaşlanma. Seni habersiz bırakmaz o.” Beni habersiz bırakmıştı. Üç senedir tek bir “iyiyim” mesajı bile almamıştım ondan. Derya teyzeye iki kez haber verdiğini öğrendiğimde mesaj atmıştım ama mesajlarım iletilmemişti bile. Numaramı engelleyecek kadar gözden çıkarmıştı beni. Anlayamıyordum. Üç senedir her gece kafamı yastığa koyduğumda düşündüğüm iki şey vardı, Alpay neden beni silmişti? Annemler yaşasaydı hayatım nasıl olurdu? İlk sorumun cevabını öğrenmeye çok yakındım. “Saye bunu bugün bitirmemiz gerekiyor. Ne oluyor söylesene? Adamları da şüphelendirdin.” “Halledin Caner. Bitti zaten organizasyon. Şarkı listesini gözden geçirin. Davetlilerin masa numaralarını onaylatın. Tadım yapıldı zaten. Menü hazır. Gelin masasında beğenilmeyen aksesuarları çıkarıp düzenleyin. Halledebilirsiniz. Benim işim var. Ailevi deyin.” Caner derin bir nefes alarak arkamda yürümeye devam ederken bu kez Lale “ama imzanız da gerekiyor Saye Hanım. Ödeme işlemlerini de konuşmadık” dedi telaşla. Vaktim yoktu. Arabaya binmeden Öykü’ye dönüp “üniversitede de derse gelmediğim zamanlarda bana imza atardın. Yetki veriyorum. İmzayı sen at. Tüm sorumluluğu alacağım. Sadece bir gün beni idare etmenizi istiyorum. Acil olmasa istemem. Sonra anlatacağım. Söz” diyerek hızla arabaya bindim. Arabayı son sürat otoparktan çıkardım ve on dakika mesafedeki mahalleme sürdüm. Kalbim ağzımda atıyordu sanki. Midem bulanıyordu. Ne diyecektim? Nasıl hesap soracaktım? Pişmanlık göremezsem ne yapacaktım? Arabayı kapının tam önüne park ettiğimde birkaç dakika arabada durmam gerekmişti. Kapının önünde lüks bir Mercedes duruyordu. Onun muydu? Hakkında hiçbir şey bilmiyordum ki. Hiç var olmamış gibi çekip gitmişti. “Hiçbir şeyin olmayabilir ama seni soru işaretleriyle bırakıp gidemez. Bunu sormaya hakkın var kızım.” Kendimi motive ederek arabadan indim. Bacaklarım titriyordu. Giriş katta oturuyordum. Ailemden kalan bu evden hiç çıkmamıştım. Maddi imkânlarım el verdiğinde bile reddetmiştim. Burası beni ben yapan yerdi. Önce kendi kapımı açarak çantamı girişteki komodine bıraktım ve geri döndüm. Tam kapıyı çekecekken karşımda beliren yüzle elim öylece kapı kolunda kalmıştı. Karşımdaydı. Çok farklıydı ama bir o kadar da oydu. Vücudu bir hayli gelişmiş, lisede subay tıraşı yapmaya başladığı saçları kısacık kesilmişti. Boyu her zaman çok uzundu. Yüz hatları iyice oturmuştu. Keskin bakan bal rengi gözlerini on yıl sonra bile tanırdım. Siyah tişörtün sıktığı kollarından biri sargıdaydı. Yaralanmış mıydı? Kalbimde hissettiğim sızı acı ve özlem doluydu. Ne diyecektim? “Sen…” “Döndüm.” Bu muydu yani? Döndüm… Bunu görebiliyordum. Bir şeyler söylemesi gereken ben miydim? Bir şey söylemeyecekse neden ilgiyle gözleri gözlerimde dolanıyordu? “Haber vermedin” dedim ve yapmacık bir şaşkınlıkla “pardon gerçi sen son üç yıldır hiçbir anını haber vermedin. Doğru ya” diyerek elimle geçiştirdim. Yüzünde en ufak bir pişmanlık ya da sinir yoktu. Bir robot gibi dümdüz duruyordu. Sinir bünyeme yüklenirken usulca sözlerimi onayladı ve “İsveç’te bir görevdeydim. Uzun süreli bir görevdi” dedi sanki havadan sudan konuşuyormuşuz gibi. Burnumdan soluyarak tam gözlerinin içine baktım bu kez. “Benimle dalga mı geçiyorsun sen?” “Olanı söylüyorum.” Öyle ezberden konuşuyordu ki sinirim tüm özlemimin üstüne geçmişti. Rahatlığı kalbimi ağrıtıyordu. Beraber geçirdiğimiz tüm o yıllarda aramızdaki çekime bir isim vermemiştik doğru. Bir bağlayıcılığım yoktu onun hayatında ama saf değildim. Onun için herhangi biri olmadığımı biliyordum. Birden bire neyin değiştiğini merak ediyordum. “Üç senedir tek bir iyiyim mesajı bile atmaktan acizdin ve karşıma geçmiş görevini anlatıyorsun öyle mi? Alpay ben sakin kalamıyorum. İşimi bırakıp geldim. Tek açıklaman bu mu?” “Açıklama yapmıyorum. Yapmak zorunda da değilim. Döndüm ve artık buradayım. Büyümüşsün. Bende büyüdüm. Liseden fırsat buldukça sana koşan o delikanlı değilim. 30 oldum ben Saye. Görevlere gittim. Rütbe aldım. Hayat amacım hep buydu. Şimdi de o yolda ilerliyorum. Ayrıca…” Durup derin bir nefes aldığında sözlerini sindirmeye çalışıyordum. Acımasızdı. “Ayrıca ne? Öylece habersiz gittin ama dolu gelen sen olmuşsun. Ben konuşur içimi rahatlatırım sanıyordum. Bu kadar dolduysan yazabilirdin Alpay. Büyüdüm ben diyebilirdin. Hayatımı görevlerime adadım diyebilirdin. İletişimi keselim diyebilirdin. Bu belirsizlikle üç sene geçirmek nasıl bir zulümdü biliyor musun? Şimdi söyle. Ayrıca ne? Daha ne söyleyeceksin?” “Evlendim.” Deprem etkisi yaratan tek kelimelik cümlesiyle tüm konuşma yetimi bir anda kaybetmiştim. Aramıza bir fırtına girmişti ve beni bir yana onu bir yana savurmuştu sanki. Bir elim kapı pervazından destek almak için uzanırken “ne?” diyebildim sadece. Yalandı değil mi? Olamazdı böyle bir şey. Yapmazdı. Beni seviyordu o. Geçirilen onca yıl vardı. Üç seneye rağmen en ufak bir pişmanlık belirtisi görsem sımsıkı boynuna sarılır affederdim ben onu. Ama son sözü… Aklım almıyordu. “Evlendim ben Saye. İsveç’te görev için kaldığım evde yan komşumdu ve görevi uzatmama sebep olacak kadar etkiledi beni. Evlendim. Geçici kalp çarpıntıları yaşadığım yaşlarda değilim.” Geçici kalp çarpıntısı… Yılları hiçe sayıp def olup gitmişti ve yaşanan onca şeye geçici kalp çarpıntısı diyordu. Nefes soluk borumda düğümlenirken gözlerimden akan yaşlar hayal kırıklığındandı. Derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim ve hırsla gözlerimi sildim. Aciz olmayacaktım. “Seni ikna etmeye çalıştığım yok. Evli bir adamı ikna edecek kadar aşağılık değilim zaten. Ama bilmelisin ki bunca yıl herkes önüme bakmamı söylerken gözlerim seni aradı. Gelmez dediler. Gelecek dedim. Sevse bir haber verirdi dediler. Sebepleri vardır dedim. Biri var görüş dediler. İhanet edemem dedim. Bu fedakârlığa değmez bir adam oluşunu sindiremiyorum. Seni asla affetmeyeceğim.” Ayakkabılarımı hızla çıkarıp eve girdiğimde büyük bir sakinlikle “affet ya da etme. Yoluma çıkma yeter. Beni unutman için üç sene vardı önünde Saye. Değerlendirseydin. Bu benim suçum değil. Ne ergenliğimde ne de yirmilerimde sana bir aşk itirafında bulunmadım. Aynı mahallede büyüyen iki arkadaştık. Artık yoluna bak” dedi. Umursamadan söylediği sözleri bir saniye bile düşünmüyordu. Öyle öfkeliydim ki… Öyle yakıp yıkmak istiyordum ki… Birkaç adımda tam karşısına geçip attığım tokat binada yankı yapmıştı. Hafifçe savrulan başını robotik ifadesiyle tekrar bana çevirdi. Beni herkese karşı yalancı çıkaran bu adam affetmeye hazır olduğum, hayaller kurduğum adam olamazdı. Olmamalıydı. “İçin soğudu mu? Bittiyse eve çıkacağım.” Sanki bilerek damarıma basmak istiyor gibi konuşması beni çıldırtıyordu. Ayakta duracak gücüm kalmamıştı. O tüm heybetiyle merdivenlere yönelmişken “ülkeye böyle döneceğine şehit olarak dönseydin en azından vatan uğruna can veren birini sevdim derdim! Beş para etmezsin!” diyerek kapıyı sertçe kapattım. Ağır mı olmuştu? Kesinlikle. Umurumda mıydı? Asla. …

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.