Okulun koridorları geceyi çoktan giymişti. Sokak lambalarının ışığı camlardan içeri süzülüyor, uzun gölgeler duvarlarda geziniyordu. Kalbim deli gibi atıyordu ama dudaklarımda alaycı bir gülümseme vardı. Eylül ve Berfin çok ses yaptığı için Ateş onları kovmuştu.Bende pek farklı değildim. “Bunu gerçekten mi yapıyoruz?” Önden yürüyen Ateş, anahtarlığı kurcalar gibi elindeki kartaları kurcaladı.Nerden bulmuştu bunları ? “Eğer o sözleşmede saçma sapan maddeler varsa, başka çaremiz yok. Bulup değiştireceğiz.” Poyraz bana dönüp gözlerini kıstı: “Karsu, şimdiden söylüyorum, içeride gereksiz ses çıkarırsan seni odada bırakırız.” “Sen yeter ki çığlık atma, Poyraz,” dedim kıkırdayarak. “Ben bu tip gizli görevlerde doğuştan yetenekliyim.” Emir arkamızdan kısık sesle homurdandı: “Doğuştan baş belası olduğun kesin de… hadi bakalım.” "Canına mı susadım sen !?" "Karsu!"dedi Ateş tuttuğu kolumu sıktı. "Kolumu sıkmaya devam edersen senin canını sıkarım." dedim. Müdürün odasına ulaştık. Kapının önünde durduk, kulaklarımızı dayadık. Sessizlik. Ateş bana kısa bir bakış attı, sonra dikkatle kapının kilidini yokladı. Tık… kapı açıldı. İçeriye ilk adımı ben attım, burnuma eski kağıt ve cilalı mobilya kokusu geldi. Masada dosyalar yığılmış, gece lambası kapalı. Bir an için heyecanla kıkırdamak istedim ama kendimi tuttum. "Ama biz tablette imzaladık" "Karsu her resmi dosyanın orijinal olarak kağıdını alırlar." Sesi "sus artık" der gibiydi. “Tamam, sessizce tarayacağız,” dedi Ateş, fısıldayarak. “Ne bulursak, önce okuyacağız. Karsu, sen hızlı oku. Poyraz, kapıda gözcülük yap.” Poyraz homurdandı: “Tabii, en tehlikeli görev bana kaldı. Eğer müdür gelirse ne yapacağım?” Ben dosyalara göz gezdirirken gülümsedim: “Güzel bir bahane uydurursun… ya da beni suçlarsın. Her zamanki gibi.” Ben masanın üzerindeki dosyaları hızlıca tararken, Emir çekmeceleri kurcalıyordu. Poyraz kapının yanında, kulaklarını koridora dikmiş, elinde telefonun fenerini sallıyordu. “Buldum!” dedim bir an bağırarak, elimde kalın bir dosya tutuyordum. Üzerinde altın harflerle: “Kayıt ve Kabul Sözleşmesi” yazıyordu. Hepsi aynı anda bana baktılar. Sadece gülümsedim. Ne yapayım ya tutamadım kendimi. "Susma Karsu,susma" Ters psikoloji yapıyordu Ateş.Emir derin nefes alıp bana bakmaya devam etti. Ateş hemen yanıma geldi. “Tamam, aç ve hızlı oku. Burada fazla kalamayız.” Dosyayı açtım. Kâğıtların kokusu burnuma geldi, o eski dosya kokusu… Ve ismimi gördüm...İşte burada. Gözlerim ilk sayfadaki minicik yazılara kaydı. “Bu ne ya? Sanki karınca yürüyüşüyle yazmışlar…” Gözlerimi kısarak mırıldandım. "Sözleşme de yazan bitiş tarihi değiştirilemez ve itiraz edilemez" İtiraz edilemez mi !? "Ne!?" dedim fısıldayarak. "Bunu zaten biliyor olman gerek, sözleşme de yazıyordu...ah ama unutmuşum siz okumadınız" dedi Emir. Sinirle ona bakıp geri kağıda döndüm. "Öğrencinin psikolojik geçmişinine bakılır ve sorun çıkarsa okulun yardımıyla Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne yatışı gerçekleşir." Yutkundum....... "Oha! Oğlum bu ne lan?" dedi Emir kağıda yaklaşarak. "Bu normal değil" Ateş düşünceli bir şekilde kağıda bakıyordu. "Bu kimsenin sözleşmesin de yoktu"dedi Emir. Ben...ben sadece kağıda bakıyordum. "Bana da söyleyin ya merak ediyorum"dedi Poyraz elindeki telefonun fenerini gözüme sokarken. Kafamı çevirip maddeleri okumaya devam ettim. “Öğrenci, okul yönetiminin tüm kurallarını kayıtsız şartsız kabul eder.” "Okul da acil durum çıkarsa öğrenciler en yetkili kişiyi dinlemek zorundadır." "Okul da sorun çıkarsa bundan öğrenciler sorumludur (istisnalar hariç)" "Ne yani müdür bir şey yapsa sorumlusu biz miyiz?" dedim elim ağzımdayken. "İstisna dışında diyor Karsu baksana"dedi Emir "Sağol ya içime su serpdin" gözlerimi devirip Ateşe döndüm . Tam o sırada kapı kolu hafifçe oynadı. Hepimiz donduk. Hepimiz taş kesildik. Dosyayı elimden düşürmemek için öyle sıkmışım ki parmaklarım ağrıyordu. Gözlerim Emir’le buluştu, o paniklemişti. Hemen arkadan sözleşmeyi Emir'e postaladım. Poyraz ise kapının yanından bana bakıyordu, suratı “bittik” der gibiydi. "Saklanın" Ateş kolumu tutup beni masanın altına ittirdi.Nefes nefeseydim. “Kim var orada?” Müdürün sesi öyle bir yankılandı ki kalbim kulaklarımda çarptı. Masadan doğrulmamaya çalışıyordum ama dizim çekmeceye çarpınca “tak!” diye ses çıktı. Müdür bir adımda masanın yanına geldi, masanın altına baktı. Ve göz göze geldik. Ben. Masanın altında. Müdürün kaşları birleşti. “Karsu…” dedi, sesi ölüm sessizliği gibiydi. “Senin ne işin var burada?” Ben göz kırptım. “Eee… temizlik kontrolü? Toz var mı diye bakıyordum.” Tam o sırada dolabın kapağı açıldı, içinden Poyraz ve Emir birbirine sıkışmış halde devrildi. Arkasından Ateş de gölgeden çıktı, yüzü taş gibi ama gözlerinde o meşhur “bittik” ifadesi. Emir ve Poyraz tam bir...neyse. Müdür, üçümüze baktı, sonra Ateş’e döndü: “Ben şaşırmadım. Ateş Kozcu, Emir Gerçek,Poyraz Karanoğlu…Ve Karsu Akyol.” Bir an durdu. “Bu üçlüyü bir yeni kişi daha efsane oldu. Bana, neyi çalıyordunuz anlatın.” Emir elini kaldırdı, hâlâ dosyayı gömleğinin altına saklıyordu: “Hocam… biz… şey…” Ben öne atıldım. “Turistik gezi yapıyorduk! Okulun karanlık tarafları çok ilginç, gezmek istedik!” Müdür derin bir nefes aldı, gözlerini kapattı. Sonra yumruğunu masaya vurdu. “Yarın sabah ilk iş disiplin kurulundasınız! Hepiniz!” "Beni bunlar zorladı!" dedim öne atılıp. Hepsi aynı anda bana baktı. Bencillik bazen iyidir. "Şimdi hepiniz doğru yurda! " dediğinde başımız öne eğerek çıktık. Koridorda ağır adımlarla yürüyorduk. Ayak seslerimiz yankılanıyor, gecenin sessizliğinde sanki bütün okul bizi dinliyordu. Başımız öne eğikti ama kalbim hâlâ gülüyordu. Poyraz, yanımda fısıldadı: “Bizi sattın, Karsu. Gözümüzün önünde sattın.” Omuz silktim. “Bencillik, bazen sanattır. Ayrıca ben olmasam bu kadar eğlenemezdiniz.” Emir önden homurdandı: “Eğlence mi? Yarın disipline çıkıyoruz. Müdür az kalsın kalp krizi geçiriyordu.” Ateş sustu. Sadece yürüyordu, elleri cebinde, yüzü gölgelerde sert görünüyordu. Bu sessizlik nedense diğer her şeyden daha gerilimliydi. Yurda vardığımızda herkes odasına dağılmadan önce Poyraz bana dönüp parmağını salladı: “Yarın kurulda yine bizi satarsan, yemin ediyorum…” Gülümseyip yurdun kapısına oda kartımı okutup açtım. “Merak etme, yarın kahramanca susacağım. Hem…Bence bu gece, okul efsanelerine geçtik bile.” Asansöre binip kendimi odaya attım. Eylül ve Berfin çoktan yatmışlardı.Bende kendimi yatağa attım. Aklıma ilk gelen şey, o lanet sözleşme oldu. O minicik yazılar, karınca yürüyüşü gibi kelimeler… “Öğrenci, okul yönetiminin tüm kurallarını kayıtsız şartsız kabul eder.” Kafamda yankılandı. Omzumu yastığa gömdüm. “Kaydı yok, şartı yok… Biz imzaladık, onlar istediğini yapar,” dedim kendi kendime ve yastığa iyice gömüldüm.
Bölüm 5
Bölüm 5: Bittik
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.