14 Aralık 1994
Kahramanmaraş'ta bir kasaba...
Dağıstanlı çifti yeni aldıkları arabayla ilk uzun yolculuklarını bir cenazeye gitmek için yapacaklarını hiç tahmin etmemişlerdi. Hemde en yakın arkadaşlarının cenazesine..
Nazlı Dağıstanlı doğumuna günler kala arada bir yoklayan sancılarına rağmen eşini yanlız bırakmamak için ailesinin tüm vazgeçirme çabalarını reddedip arabaya oturmuştu bile.
Neyse ki Cenazeye boyunca eşine ve arkadaşlarına elinden geldiği kadar destek olmuş acılarını paylaşmıştı.
Dönüş yolunda hamile kadınıın arada bir yoklayan sancıları sıklaşmış, artık dayanamayacağı boyuta ulaşınca da kocasına belli etmemek için ısırdığı dudağını bırakıp sesli bir inilti saldı arabaya. Gelen sesle birlikte Ömer Dağıstanlı başını hızla karısına döndürdükten sonra durumun ciddiyetini kavramak için baştan aşağı süzdü biriciğini. Daha önceki doğum süreci aklına gelince fazla zamanlarının olmadığı anladı. Yol boyunca sancısının oldugunu kendine haber vermediği için karısını kızma işini sonraya bıraktı. Ama ondan önce karısının halinden anlamadığı için kendine kızması gerektiğini hatırladı.
Hızlıca yola göz atıp tabelalara baktı Kahramanmaraş sınırlarına girmişlerdi ama hala merkeze uzaklardı. Evleri ve karısının doktoru İstanbul'da olduğundan dolayı oraya yetişmelerinin imkansız olduğununun farkında olarak en azından merkezde bı hastaneye yetişmek için gaza yüklendi. Ama biriciğinin durumu merkeze yetişemeyeceklerini anlamasını sağlıyordu. Onu dinleyip yanında getirdiği için kendine bir kez daha kızdı.
Ne yapacağını şaşırdığı vakit bir kasaba tabelası gördü ve direksiyonu o tarafa kırdı. Biraz ilerledikten sonra Sağlık ocağını görünce hemen önünde durup kapıya yöneldi. Sabaha karşı üç sularında kapının kilitli olduğunu bildiği halde elini defalarca kapıya vurdu. Sonra yandaki evi farkedince hızlı bir şekilde oraya adimlayıp aynı şeyi orayada yaptı. Dakikalar sonra kapı arta yaşlarda uykusunun en tatlı yerinden uyandırıldığı için kızgın bakışlar atan bir kadın tarafından açıldı. Şanslıydı ki kadın sağlık ocağının ebesiydi. Hızla karısını içeriye taşıdı ama içi hiç rahat değildi. Bulunduğu yeri küçümsemiyordu ama imkanları varken biriciğinin böyle bir ortamda doğum yapması canını sıkmıştı. Sonra doğacak olan meleğinin sağlık durumunun iyi olmasının herşeyden daha önemli olduğunu düşününce biraz olsun rahatladı.
Ebe karısıyla ilgilendikten sonra bebeğin her an doğabileceğini söylerken hala sinirliydi. Adamın onu bu saatte tatlı uykusundan uyandırdığı yetmezmiş gibi doğum yapmak üzere acil bir hasta daha gelince iyiden iyiye kudurdu. İçinin kötülüğü yüzüne yansısada dışarıdan belli etmeden diğer kadını da muayene etti. Bir kaç dakika arayla iki doğumuda yaptırdı.
Bebekleri ilk bakımlarını yapma bahanesiyle diğer odaya götürdü sırayla. Uykusundan uyandırılmanın cezasını minik bebeklere kesti ve yerlerini değiştirerek ailerere teslim etti. İşte şimdi içi rahatlamıştı.
Onun için kötülüğün sınırı yoktu hatta insanlara kendince ceza kesmekten zevk alıyordu. Bilmediği tek şey ise asıl cezayı kendine kestigiydi..
Sabaha karşı doğum yapan anneler bebeklerinin yüzüne bile tam bakamadan götüren ebenin arkasından yorgunca baktılar. Aralarında sacede bir perde vardı. İmkansızlıklar içinde aynı duyguları yaşayan iki anne ilerde tekrar karşılaşacaklarını bilmiyorlardı, hemde acı bir şekilde..
Belirli bir zaman geçince toparlanan taze anneler kucaklarında birbirlerinin bebeğini tuttuklarını bilmeden samimi bir gülümsemeyle bakıştılar sonra ikiside ayrı yönlere gittiler..
Nazlı Dağıstanlı arabaya binmeden önce tekrar arkasına dönüp beraber doğum yaptığı kadına baktı, bı kaç kısa cümlede olsa konuştuğu kadının yakın bir köyden muhtarın arabasıyla buraya geldiğini ama minibüsle döneceklerini öğrenince durumunun pekte iyi olmadığını anladı. Kıyafetleri kış ayına göre ince ve eskiydi. Hayır küçümsemiyor aksine onun için biseyler yapamadığını düşünerek üzülüyordu. Çünkü kadınla arasında sebebini bilmediği bir bağ oluştuğunu hissediyordu..
Bebeğini eşine verip bagajı açtı hızlıca bunu yapması biraz canını yaksada durumu eşine anlatana kadar kadının gözden kaybolmasını istemedi. Ne olur ne olmaz diye bebeği için hazırladığı çantayı yanına aldığı için çok mutlu oldu. Çantanın içerisinden istediğini bulunca az önce giden kadına seslenip yanına ilerledi. Elindeki tulum ve battaniyeyi kadına uzatarak küçük bir hatıra olduğunu söyledi. Aslında kendi bebeğine giydirmeyi heyecanla beklediği tulumu verirken buruk hissedeceğini düşündü çünkü tulumu görür görmez içinde minik kızını hayal etmişti. Ama tam tersine içine garip bir mutluluk dolduğunu hissetti.
Karıştığını bilmediği minik kızı istediği gibi o tulumu giydi ama annesi kızını o tulumla göremedi ama hayat bambaşka planlarla anne kızı tekrar bir araya getirecek hemde minik bir tulumla.
-----------------------------------------------------------
Eveet gençler ve kendini genç hissedenler ilk bölümümüz bitti🙈 Umarım hatalara çok takilmazsiniz.
Çok heyecanlıyım şuan 🥰 güzel yorumlarınızı bekliyorum.