BÖLÜM 13 — YILLAR SONRA
Aradan on yıl geçmişti.
İstanbul değişmeye başlamıştı. Çarşılar her zamankinden daha kalabalıktı. Limana farklı ülkelerden gemiler geliyor, şehirde tüccarların ve askerlerin sesleri birbirine karışıyordu.
Ali artık elli yaşına yaklaşmıştı.
Saçlarının büyük kısmı beyazlamıştı.
Bir zamanlar hızlı koştuğu eğitim meydanında artık genç askerleri izliyordu.
Yanında yıllar önce birlikte savaştığı Hasan Çavuş yoktu.
Hasan'ın ölümü Ali'nin içinde büyük bir boşluk bırakmıştı.
Bir sabah Ali, yeniçeri ocağının avlusunda otururken genç bir asker yanına geldi.
Bu askerin adı Yusuftu.
Yusuf:
“Ali Çavuş?”
Ali başını kaldırdı.
Ali:
“Söyle evlat.”
Yusuf:
“Komutan seni çağırıyor.”
Ali ayağa kalktı.
“Bunca yıldan sonra beni neden çağırsınlar?” diye düşündü.
---
BÖLÜM 14 — GİZLİ GÖREV
Ali komutanın odasına girdi.
Odanın içinde birkaç subay bulunuyordu.
Ortada büyük bir harita vardı.
Komutan Ali'ye baktı.
Komutan:
“Ali Çavuş, seni eski günlerinden dolayı çağırdık.”
Ali kaşlarını çattı.
Ali:
“Ben artık savaşacak yaşta değilim.”
Komutan başını salladı.
Komutan:
“Senden savaşmanı istemiyoruz.”
Ali şaşırdı.
Komutan:
“Senden rehberlik istiyoruz.”
Haritanın üzerinde uzak bir bölge işaretlenmişti.
Komutan:
“Oradaki birliklerimizle bağlantımız kesildi. İçlerinde yeniçeri askerleri de var.”
Ali haritaya baktı.
Ali:
“Kaç kişiyiz?”
Komutan:
“On iki.”
Ali güldü.
Ali:
“Benim zamanımda on iki kişi keşif kolu bile sayılmazdı.”
Komutan ciddi bir şekilde cevap verdi:
Komutan:
“İşte bu yüzden seni seçtik.”
Ali bir süre düşündü.
Sonra başını salladı.
Ali:
“Ne zaman yola çıkıyoruz?”
---
BÖLÜM 15 — YENİ EKİP
Ali'nin yanında üç eski asker ve dokuz genç asker vardı.
İçlerinde Yusuf da bulunuyordu.
Yola çıkmadan önce Ali hepsini bir araya topladı.
Ali:
“Beni iyi dinleyin.”
Herkes sustu.
Ali:
“Ben sizden daha yaşlıyım. Daha fazla savaş gördüm. Ama bu beni yenilmez yapmaz.”
Genç askerlerden biri gülümsedi.
Genç Asker:
“Peki bizi ne yapar?”
Ali cevap verdi:
“Birbirimize güvenmek.”
Sonra herkesin yüzüne tek tek baktı.
Ali:
“Biriniz geride kalırsa hepimiz geri döneriz.”
Yusuf başını salladı.
---
BÖLÜM 16 — YOLCULUK
Günler boyunca yol aldılar.
Bazı geceler ormanda uyudular.
Bazı geceler terk edilmiş köylerde konakladılar.
Ali her akşam nöbet çizelgesini kendisi hazırlıyordu.
Bir gece Yusuf onun yanına oturdu.
Yusuf:
“Ali Çavuş.”
Ali:
“Efendim?”
Yusuf:
“Hiç pişman oldun mu?”
Ali bir süre ateşe baktı.
Ali:
“Neden?”
Yusuf:
“Hayatını asker olarak geçirdiğin için.”
Ali derin bir nefes aldı.
Ali:
“Pişman olduğum şeyler var.”
Yusuf şaşırdı.
Yusuf:
“Neler?”
Ali cevap verdi:
“Kaybettiğim insanlar.”
Bir süre sessizlik oldu.
Ali:
“Ama verdiğim sözlerden pişman değilim.”
---
BÖLÜM 17 — PUSU
Ertesi gün dar bir geçide ulaştılar.
Ali bir anda elini kaldırdı.
Herkes durdu.
Yusuf şaşkınlıkla baktı.
Yusuf:
“Ne oldu?”
Ali yere çömeldi.
Toprağı inceledi.
Sonra ayağa kalktı.
Ali:
“Buradan geçmeyeceğiz.”
Genç askerlerden biri sordu:
Genç Asker:
“Neden?”
Ali çevreyi gösterdi.
Ali:
“İzler çok yeni.”
Tam o sırada uzaktan bir ok geldi ve hemen yanlarındaki ağaca saplandı.
Ali:
“Siper alın!”
Çevreden saldırganlar ortaya çıktı.
Ekip hızla savunma düzenine geçti.
Ali genç askerleri yönlendiriyordu.
Ali:
“Yusuf! Sağ taraf!”
Yusuf:
“Emredersin!”
Kısa süren çatışmanın ardından ekip geçitten çıkmayı başardı.
Yusuf nefes nefese Ali'nin yanına geldi.
Yusuf:
“Nasıl anladın?”
Ali gülümsedi.
Ali:
“Yaşlanmanın birkaç faydası var.”
---
BÖLÜM 18 — KAYIP ASKERLER
Sonunda Osmanlı birliklerinin bulunduğu kaleye ulaştılar.
Fakat kale beklediklerinden çok daha kötü durumdaydı.
Kapılar kırılmıştı.
Duvarların bazı bölümleri zarar görmüştü.
İçeride sadece birkaç asker kalmıştı.
Onların başında İsmail Bey bulunuyordu.
İsmail Bey, Ali'yi görünce şaşırdı.
İsmail Bey:
“Sen Ali Çavuş musun?”
Ali başını salladı.
Ali:
“Evet.”
İsmail Bey:
“Senin öldüğünü sanıyorduk.”
Ali kahkaha attı.
Ali:
“Beni öldürmek o kadar kolay değil.”
İsmail Bey gülümsedi.
Fakat yüzündeki ifade kısa sürede değişti.
İsmail Bey:
“Kötü haberlerim var.”
Ali ciddileşti.
İsmail Bey:
“Düşman birlikleri iki gün içinde buraya ulaşacak.”
Ali kalenin dışına baktı.
Ali:
“Kaç askerimiz var?”
İsmail Bey:
“Yetmiş üç.”
Ali düşündü.
Sonra kalenin duvarlarına baktı.
Ali:
“Savunmaya hazırlanın.”
---
BÖLÜM 19 — SON SAVUNMA
İki gün içinde kale tamamen hazırlandı.
Genç askerler duvarlara yerleştirildi.
Okçular kulelere çıktı.
Ali ise savunmanın her bölümünü tek tek kontrol etti.
Yusuf yanına geldi.
Yusuf:
“Ali Çavuş…”
Ali ona baktı.
Yusuf:
“Ya kaybedersek?”
Ali bir süre sustu.
Sonra Yusuf'un omzuna elini koydu.
Ali:
“Bugüne kadar öğrendiğin her şeyi hatırla.”
Yusuf:
“Cesaret…”
Ali başını salladı.
Ali:
“Ve birlik.”
Ertesi sabah ufukta düşman ordusu göründü.
Davul sesleri vadide yankılanıyordu.
Ali kılıcını çekti.
Yıllar sonra ilk kez yeniden savaş meydanında duruyordu.
Eline baktı.
Parmağındaki eski demir yüzük hâlâ oradaydı.
Babası…
Hasan Çavuş…
İlk savaşı…
Hepsi aklına geldi.
Ali derin bir nefes aldı.
Sonra bağırdı:
“SAFLARI SIKLAŞTIRIN!”
Genç askerler yerlerini aldı.
Düşman ilerlemeye başladı.
Ve Ali'nin hayatındaki en büyük savaş böyle başladı…
BÖLÜM 20 — SAVAŞ BAŞLIYOR
Güneş yükselirken ilk saldırı başladı.
Düşman kaleye doğru ilerliyordu.
Oklar gökyüzünü kapladı.
Kaleden verilen emirlerle savunma başladı.
Yusuf Ali'nin yanında savaşıyordu.
Yusuf:
“Daha fazlası geliyor!”
Ali cevap verdi:
Ali:
“Bırak gelsinler.”
Saatler geçti.
Savunma giderek zorlaşıyordu.
Bazı askerler yorulmuştu.
Bazıları yaralanmıştı.
Fakat Ali hâlâ ayaktaydı.
Bir anda kalenin kapısına büyük bir darbe geldi.
Kapı sarsıldı.
Bir kez daha vuruldu.
Ali etrafındaki askerlere baktı.
Ali:
“Kimse geri çekilmeyecek!”
Yusuf kılıcını kaldırdı.
Yusuf:
“Buradayız!”
Askerlerin tamamı bağırdı:
“BURADAYIZ!”
Ali gülümsedi.
Uzun yıllar önce Hasan Çavuş'un ona söylediği sözleri hatırladı.
“Korkmak normaldir.”
Ali başını kaldırdı.
Ali:
“Şimdi sıra bizde.”
Kapı üçüncü darbede parçalandı.
Düşman içeri girmeye başladı.
Ali kılıcını kaldırdı.
Ve yıllar sonra bir kez daha savaş meydanına atıldı.