İçeriğe geç

Yeni Nesil Cellat

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Yeni Nesil Cellat

Bölüm 2

KORKU

Zamanı durdurmak istediğim yerdeyim. Ama bunu yapamayacak olmanın bilincinde olmak ve her şeyin bir rüyadan ibaret olmadığını bilmek kanımın son damlasına kadar çekilmesine ve beyin hücrelerimin ölüm için çığlık atmasına sebep oluyordu. Ne yazık ki bu çığlıkları sadece ben duyabiliyordum. Şu an beynimin içindeki uğultu ve vücudumun neresinden geldiğini bilmediğim ağrılarımla odanın içindeki en ücra ve karanlık köşeye fırlatılmış bir şekilde yatıyordum. Fırlatılmıştan kastım mecazi değildi, maalesef. Atılan o ilk tekmeden sonra saç diplerimde hissettiğim sızıdan birinin saçlarıma asıldığını anlamam uzun sürmemişti. Hemen ardından çenemden gelen tıkırtıyla başım yana savrulmuş ama saçlarımda ki eller savrulmama engel olmuştu. Çenemin uyuşması iyi bir şey miydi? bilmiyorum. Ama saç diplerimdeki yoğunlaşan acı iyiye işaret değildi. Tekrar yere yapışmam da ki etken yüzüme yediğim ikinci darbe mi yoksa böbreklerime yediğim tekmemi kavrayamayacak haldeydim. Yere savrulmamla başımın beton zeminle buluşması bir olmuştu. Şimdi ağzımdaki metalik tatla ve başımda ki keskin acıyla doğrulmaya çalışmak kadar aptalca bir harekette bulunmuştum. Ne olduğunu kavrayamayan tarafım ve refleks olarak gerçekleştirdiğim doğrulma çabamla saçımdan tutulup havaya kaldırılmam bir olmuştu. Şimdi yüzüme adi sırıtışıyla bakan çocuk gözümün önünde, eserine hayranlıkla bakıyordu. "Hoş geldin çelimsiz" dedi. Ve ben daha ne olduğunu anlamadan beni saçımdan sürüyerek arka taraftaki duvarlardan birine fırlattı. Tahmin etmek zor değil, evet hala o duvar dibindeyim. Nerede olduğumu, ne olduğunu, bu çocukların kim olduğunu, neden bana bunu yaptıklarını sorguluyorum. Ben daha beş yaşındayım kahretsin Allah'ım bu bir rüya olsun. Ama acılar o kadar gerçek ki rüya olmadığını bana kanıtlamaya çalıyor gibiydiler.

O an düşündüğüm tek şey her küçük çocuğun düşündüğü şeydi. Babam burada olsa böyle olmazdı. Annem beni arkasına alır babamsa gömleğinin kol taraflarını dirseklerine kadar sıyırır bu adi çocuklara günlerini gösterirdi. Üstelik bunu sadece kulaklarını çekerek bile yapabilirdi. Heybetli bir adamdı benim babam. Görünüşü bende hep yıkılmayacak bir dağı andırırdı. Şimdiyse köşemde küçücük kalmış korkak bir kedi yavrusu gibi sessizce gözyaşı dökerek görünmez olmayı diliyordum. Bir ara o sarışın çocuğun yine bana bakarak sırıttığını gördüm ve hemen ardından bu işkenceye dayanamayan gözlerim beni karanlığa hapsetti. Yeniden.

"Kızım"

"Baba"

"Benim savaşçı prensesim"

( İnci gibi dişleriyle gülümsüyor ve bana kollarını açıyor.)

"Bana gel" diyor

Bende ona doğru koşuyorum. Bana sarılıyor kokumu içine çekiyor. Bende onunkini. Sonra arkasından annem geliyor uzun sarı saçları ve yeşil mavinin en açık tonu gözleriyle, oda bana gülümsüyor. Ona da sarılıyorum. Sonra babam ciddileşiyor.

"Her şeye rağmen yanında olduğumuzu unutma, sen bizim biricik savaşçı prensesimizsin" diyor.

Annem bir damla göz yaşı döküyor ama yine de bana gülümsemeye devam ediyor. İkisi ellerimi tutuyor.

"Pes etme" "Sen bir ŞAH' sın " diyor babam ve tekrar gülümseyip beni bırakıyorlar. Gidiyorlar ve ben bağırıp geri dönmelerini istesem de sesim çıkmıyor. Koşup yetişmeye çalışıyorum ama nafile gidemiyorum ve nefesim kesiliyor. O anda gözlerim açılıyor. Ve yine merhaba gerçek dünya.

Uyandığımda uzun zamandır isteyipte yapamadığım şeyi yapıyorum. Avazım çıktığı kadar bağırarak ağlıyorum. Artık nerde olduğum yada bana ne yapacakları umurumda bile değildi. Hala deli korkuyordum sanırım bu yüzden ağlayıp bağırırken bir yandan da titriyordum. Gözyaşlarım durmak bilmiyor. Ellerimi kaldırıp göz yaşlarımı silemiyorum bile. Olduğum yerde daha da kıvrılıp içimdeki acının geçmesini bekliyorum. Sanki birazdan annem gelecek bütün yaralarımı öpecek en son da kalbimi öpüp "bak geçti" diyecekmiş gibi bekliyorum. Sonra bunun olamayacağını bildiğim için daha fazla bağırıp ağlamaya başlıyorum. Ne olduğunu anlamadığım bir anda yattığım yerden yükseliyorum ama hala gözlerimi açmak istemiyorum. Belki yine rüyama gelirler diye bir an önce yeniden uyumak istiyorum. Ardından kulağımdaki uğultular çoğalıyor. Bir an sonra nefes alıp erme sesleri dışında bir ses duymuyorum. Bir yandan ağlamaya devam ederken bir yandan da yeniden uyumak için dua ediyorum. Ardından yine babamın bana anlattığı bir hikaye geliyor aklıma, onun en sevdiği ve benim en sevdiğim hikaye. Benim doğum hikayem. Babam benim vaktinden çok daha erken dünyaya geldiğimi söylemişti. Doktorlar çok erken doğduğum için doktor, annemle babama her şeye hazırlıklı olmaları gerektiğini söylemiş tam iki ay küvezde yaşam mücadelesi vermişim. Ama sonra bir mucize gerçekleşmiş gibi doktor artık durumumun iyi olduğunu bu yüzden annemin beni kucağına alabileceğini söylemiş. Babam ban abu hikayeyi hep gurur duyarak anlatırdı. Bana her zaman savaşçı prensesim derdi. Sonra da anneme bakıp "Aynı ben" diyerek kahkaha atardı. Ne de güzel gülerdi, gülerdik.

Bu anı ile daha sakin hissetmeye başladım ve kulağımdaki sesler daha anlamlı bir hale geldi. Artık konuşulanları daha net duyabiliyordum. Yine de gözlerimi açmak istemiyor kimseyi görmek ve ya konuşmak istemiyordum. Dudaklarımı büzüp gözlerimi sıkıca kapattım. Başımda kaç kişi vardı bilmiyorum ama bana uyanmam gerektiğini söyleyip duruyorlardı. Sanırım hala rüya gördüğümü sanıyorlardı. Keşke hala rüyada olsaydım hala onlara sarılabiliyor olsaydım.

Gözlerimi açmamakta ısrar ettiğim zaman başka birinin sesini duydum. Kulağıma fısıldıyordu ama yine de sesini tanımıştım.

"Uyumadığını biliyorum küçük cambaz şimdi gözlerini aç." dedi. Ve ben daha ne olduğunu anlamadan göz kapaklarım onun sesine itaat etti. Korkudan mı açtım gözlerimi bilmiyorum ama iyi ki açmıştım. Bura da ilk defa birinin gülümsediğini görmüştüm. Ufacık bir tebessüm vardı yüzünde ama fark etmiştim. Sonra bir anda baş ucumdan ayaklandı ve yüzü yine eski korkunç halini aldı. Boş ve duygusuz. Sonra baş ucuma bir adam eğildi. İsminin Altan olduğunu söyledi. Bana kuralları anlatacak adam karşıma geçmiş yüzümdeki yaralara sırıtıyordu. Komik mi geliyordu gerçekten. Dizlerimden ve ellerimden akan kan yüzümde şimdi hangi renk olduğunu bilmediğim yaralar ve hala yaşlı olan gözlerim gerçekten komik miydi. Belki de ufak tefek bir palyaçoya benziyordum. Yine de başımı dikleştirip yüzüne baktım kaşlarımın çatık olduğuna eminim çok korkuyordum ama babamı görmüştüm bir kere, ona sarılmıştım yanımda olduğunu hissediyordum sanki. B ir an eski ben gibi hissettim. "Komik olan ne " diye sordum. Adam bir an duraksadı sanırım şaşırmıştı. Az önce tir tir titreyip ağlayan kız çocuğu ona kafa tutmaya çalışıyordu. Açıkçası bende şaşırmıştım şimdi bir de bu adam beni döverse hiç şaşırmazdım. Hatta çoktan bu yaptığıma pişman olmuştum ama kaşlarım bir türlü düzelmiyordu. Adama hala çatık kaşlarla bakıyordum. Birden kahkaha atmaya başladı işte o an çatık kaşlarım havaya kalktı ağzım bir karış açık onu izlemeye başladım. "Ne oluyor be" diye düşünürken Altan abi yine konuştu. "Beni şaşırtmaya devam ediyorsun küçük seninle gerçekten eğlenicez" dedi. Adamı şimdi hatırlamıştım ilk uyandığımda odama giren adamdı bu. Altan abi gerçekten uzun boylu ve kaslı bir adamdı ama yine de babam daha kaslıydı bence. Açık kahve saçları ve çekik gözleri vardı. Gülünce göz bebekleri yok oluyor ton ton dedelere benziyordu ama aslında gayet dinç ve genç biriydi. Ben onu incelerken birden ciddileşti ve bana yaklaştı.

" İlk kuralı hatırlıyor musun?" diye sordu.

Başımı sallayıp " soru sormak yok " dedim. Ardından "Yemin ederim kimseye bir şey sormadım" diyerek onu ikna etmeye çalıştım ama o yine büyük bir kahkaha attı.

Sonra yine bana döndü "biliyorum" dedi.

" Kural iki odadaki hiç bir çocukla konuşmayacaksın."

"Kural üç yemek yemek istiyorsan diğer çocuklardan birinin yemeğini almak veya çalmak zorundasın."

"Kural dört her sabah saat yedi de ki spora katılmak zorundasın ve en geride kalan sadece su içebilir ve yemek çalma hakkından vazgeçmek zorundadır."

"Kural beş ve en önemlisi içerdeki çocuklara ne yapmak istersen özgürsün" diyerek gülümsedi. Ama bu gülümseme farklıydı. Daha çok korkunçtu.

Bu kuralları anlamak istesem de yapamıyordum. Beş yaşında ki bir çocuktan bu kadar şey beklemeleri zalimce geliyordu. İçerideki çocuklar benden bir kaç yaş büyüklerdi. Bu çok barizdi. Yani bana kısaca çabuk öl diyorlardı.

Ardından beni kaldırdı ve diğer çocuğa seslendi. "Gölge onu mahzene geri götür."

Bu çocuğun adi gölge miydi. Çok değişik ama ne demişti soru sormak yasak. İçim içimi kavururken sendeleyerek yürüdüğüm koridorda soru sormak için kıvranıyordum. Sanki anlamış gibi bana doğru dönüp yüzüme baktı ve konuştu. "Çünkü her insan en çok kendi gölgesinden korkar." dedi. Yine arkasına dönüp yürümeye devam etti. Yutkunup peşinden yürümeye devam ettim. Ondan çok korkuyordum ama bu kocaman ve pis yerde sanki ondan başka güvenecek kimsem yokmuş gibi hissediyordum. Napiim geldiğimden beri bir tek o benle ilgilenmişti. En azından biri hala çocuk olduğumu kavrayabilmişti. Geldiğimiz kapının önünde durdu ve bana doğru dönüp yine fısıldadı. "Şartları eşitlemek ister misin küçük cambaz" dedi. Bende ona şaşkın şaşkın bakmaya devam ettim tabi ki. Ardından devam etti. "Akşama kadar hayatta kal akşam seni burdan almaya geleceğim." dedi ve gitti. Demir kapı açıldı ve içeri adımladım.

İçeri girer girmez fırlatıldığım köşeye baktım ve hiç birine bakmadan köşeme doğru ilerledim. Tam köşeme varıp rahat bir nefes verecektim ki birinin ayağıma çelme takmasıyla yeri boylamam bir olmuştu. Bu sefer son anda ellerimi kullanarak çenemin yere çarpmasını engellemiştim. Yavaşça yerimden doğruldum. Ufak ellerim kan ve yara içindeydi ama umursamadım çünkü akşama kadar hayatta kalmalıydım. Sakince ve kimseye bakmadan yerime ilerlemeye devam ettim. Herkes bir anda sessizleşmişti. Ne demişti Altan abi kimseyle konuşmamam gerekiyordu. Köşeme geçtim ve başımı kaldırıp hepsine tek tek bakmaya başladım Hemen hepsi benden uzundu. Çoğu siyah saçlı esmer çocuklardı içlerinde bir sarışın iki esmer ve birde kumral bir kız vardı. Ve geldiğimden beri bana etmediğini bırakmayan sarışın mavi gözlü çocuk. En çok ondan korksam da yüzüne baktım. Ben yüzüne bakmaya devam ederken yüzünde ki sinsi sırıtış soldu ve bana ciddi bir ifadeyle bakmaya başladı aynı babamın rüyamda bana baktığı gibi. Tek fark babam bana güven vermişti, Bu çocuk ise korku. Şimdi geriye sadece akşam olmasını beklemek vardı. O sırada kapı açıldı ve yere altı tane sandviç atıldı ve yine kapı kapandı. Hepsi birden sandviçlere atıldı. Ama bir dakika biz sadece altı kişi değildik ki nerden baksan on çocuk vardık. Ve şimdi onların birbirlerine ölesiye saldırmalarını izlemeye başladım. Birbirlerine yumruk atıp tekme savuruyorlar. Ekmeği ilk alan hemen bitirmek için ısırmaya başlıyor ama elinden alınmasıyla diğeri yemeğe devam ediyor. Ama ben sadece izliyordum. Ardından onu gördüm ekmeklerden birini eline almış bir köşede sakince yiyip bana bakıyordu. Sarışın çocuk diğerleri gibi kavgaya karışmamış ve kimse de ona karışmamıştı. Öylece ona bakarken aslında hiç aç olmadığımı fark ettim, oysa bana açlığımı hatırlatmaya çalışıyor gibi gözlerime bakarak büyük lokmalar alıp yavaşça çiğniyordu. Bir an vücudumda ki bütün tüyler diklendi ve oda bunu fark etmiş gibi pis pis sırıttı. İçimden tek bir şey geçiyordu. "Allah'ım lütfen bir an önce akşam olsun"

Selam arkadaşlar yorum ve voteyi unutmuyoruz.

Sizce gölge kim?

Ve bizim kız için durumları nasıl eşitleyecek?:))

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.