İçeriğe geç

Yeminlerin ötesinde

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Yeminlerin ötesinde

Bölüm 1

Kanlı Şafak

O sabah güneş doğdu…Ama kimse bunu kimse krallığın son şafağı olacağını bilmiyordu

O sabah güneş her zamanki gibi doğmuştu. Kuşlar ötüyor, sarayın koridorlarında hizmetkârlar sessizce dolaşıyordu. Hiç kimse, birkaç saat sonra o görkemli krallığın kanla ve ateşle sınanacağını bilmiyordu.

Prenses Elara, odasının yüksek penceresinin önünde durmuş, sarayın geniş bahçelerine bakıyordu. Güller sabah çiyiyle parlıyor, çeşmelerin sesi koridorlara kadar ulaşıyordu. Her şey kusursuz görünüyordu. Ama nedense kalbi hiç olmadığı kadar hızlı atıyordu.

Gece boyunca gördüğü rüya zihninden silinmiyordu. Alevler içinde kalan saray, gökyüzünü kaplayan siyah duman ve yardım çığlıkları… Uyandığında bunun sadece kötü bir düş olduğunu düşünmüştü. Fakat sabahın sessizliği bile onu rahatlatmaya yetmiyordu.

Elini boynundaki, annesinin çocukken hediye ettiği gümüş kolyeye götürdü. Ne zaman korksa ona dokunurdu. “Her şey yolunda olacak,” diye kendi kendine fısıldadı. Fakat bu sözlere kendisi bile inanamıyordu.

Tam o sırada kapısı üç kez çalındı.

Prensesim,” dedi dışarıdan gelen tanıdık bir ses. “Majesteleri sizi kahvaltı salonunda bekliyor.”

“Geliyorum,” diye karşılık verdi Elara.

Kapıya yönelmeden önce son kez pencereden dışarı baktı. Uzakta, ormanın üzerinde siyah kuşlar ağır ağır daireler çiziyordu.

Elara bunun, krallığın kaderini değiştirecek felaketin ilk işareti olduğunu henüz bilmiyordu.

Sessiz fırtına

Elara derin bir nefes alıp odasının kapısını açtı. Koridor, her zamanki gibi sessizdi. Hizmetkârlar telaşsız adımlarla geçiyor, muhafızlar görev yerlerinde dimdik bekliyordu. Her şey olağan görünüyordu.

“Belki de gerçekten sadece kötü bir rüyaydı…” diye geçirdi içinden.

Düşüncelerini dağıtmak istercesine kahvaltı salonuna doğru yürümeye başladı. Duvarlarda asılı büyük tablolar, atalarının görkemli zaferlerini anlatıyordu. Çocukluğundan beri her sabah geçtiği bu koridorlar bugün ona yabancı geliyordu.

Sarayın pencerelerinden içeri süzülen sabah güneşi taş zemine vuruyor, her köşeyi altın rengine boyuyordu. Ama Elara’nın içinde büyüyen karanlık hissi, o ışığın bile ulaşamadığı bir yerdeydi.

Tam kahvaltı salonunun kapısına yaklaşmıştı ki içeriden babasının güçlü sesi duyuldu.

“Gel Elara, seni bekliyorduk.”

Elara kapının önünde bir an durdu.

Bu cümle… sıradan bir cümleydi aslında. Ama bugün söyleniş biçimi farklıydı. Sanki sadece kahvaltıya çağrılmıyordu.

Elini yavaşça kapının koluna koydu ve içeri girdi.

Kahvaltı salonu her zamanki gibi genişti. Uzun masa hazırlanmış, tabaklar yerleştirilmişti. Kral ve kraliçe masanın başındaydı. Yanlarında birkaç soylu daha vardı.

Ama Elara daha ilk bakışta bir şeyi fark etti.

Herkes onu bekliyordu.

Sadece fiziksel olarak değil… sanki zihinsel olarak da.

Herkesin bakışı bir anda ona çevrildi.

Normalde bu bakışlarda sıcaklık olurdu. Küçük bir tebessüm, hafif bir selam… Ama şimdi hiçbir şey yoktu.

Sadece bekleyiş vardı.

Elara yavaşça içeri adım attı.

“Bir şey mi oldu?” diye sordu.

Sesi normal çıkmaya çalışıyordu ama içindeki huzursuzluk artık gizlenemiyordu.

Kral hemen cevap vermedi.

Bir an Elara’ya baktı.

Sanki bu soruyu bekliyormuş ama nasıl cevap vereceğini tartıyormuş gibi.

Sonra sakince konuştu:

“Henüz olmadı.”

Elara’nın kaşları çatıldı.

“Henüz?”

Kraliçe elini masanın kenarına koydu.

Ama gözlerini Elara’dan kaçırdı.

“Bugün… önemli bir gün,” dedi.

Elara bir adım daha yaklaştı.

“Ne günü?”

O an salondaki hava değişti.

Sanki odanın içi biraz daha sessizleşti.

Kral sonunda direkt Elara’ya baktı.

Ve söylediği şey, Elara’nın içini sıkıştırdı:

“Bugün seninle ilgili bir karar verilecek.”

Elara dondu.

“Benimle ilgili ne kararı?”

Kral cevap vermedi.

Ama o sessizlik…

Cevaptan daha ağırdı.

Elara kapının önünde durdu.

Bu sabah bu cümle bile ona farklı gelmişti. Normalde basit bir çağrıydı. Ama şimdi içinde açıklayamadığı bir ağırlık vardı.

Derin bir nefes aldı ve içeri girdi.

Kahvaltı salonu her zamanki gibiydi. Uzun masa hazırlanmıştı, aile bireyleri yerlerine oturmuştu. Ama ortamda garip bir ciddiyet vardı.

Kimse normalde olduğu gibi konuşmuyordu.

Elara bunu hemen fark etti.

Sandalyeye otururken babasına baktı.

“Ne oluyor?” diye sordu sakin bir sesle.

Kral bir an Elara’ya baktı.

Sonra çatalını yavaşça bıraktı.

“Bir şey konuşmamız gerekiyor,” dedi.

Elara’nın eli durdu.

“Ne hakkında?”

Kraliçe kısa bir nefes aldı.

“Bugün önemli bir konu var,” dedi. “Ve sen de bunun içindesin.”

Elara gözlerini kıstı.

“Ben mi?”

Kral başını salladı.

“Evet.”

O an salondaki hava değişmedi.

Ama Elara için her şey biraz daha ağırlaştı.

“Bunu kahvaltıda mı konuşacağız?” dedi.

Kral cevap vermedi.

Bu sessizlik bile cevaptı.

Elara artık bunun basit bir kahvaltı olmadığını anlamıştı.

Ve ilk kez gerçekten hissetti…

Bugün, hayatında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Bölüm sonu

72 yorum