İçeriğe geç

Yedi ulusun ilahi Güncesi

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Yedi ulusun ilahi Güncesi

Bölüm 2

Kan mührü

Kan Mührü Herta’nın Gözünden — Petra-Metra Kız Kardeşleri’nin Yüksek Reisi Aile… Bu kelime neyi anlatır? Eve döndüğünde seni karşılayan yüzleri mi, yoksa kanla değil, ateşle dövülmüş sarsılmaz bağları mı? Benim için hiçbiri anlam taşımıyordu. Benim tek ve gerçek ailem, toprağın kalbinden doğmuş halkımdı. Halkımın geleceğini güvence altına almak için, kan yemini edilecek o kadim anlaşma adına Gümüş Vadisi’ne geldik. Yedi ulusun yedi lordu çağrılmıştı. Ama kader eksikti. Yedi olması gereken masada yalnızca altı gölge vardı. Güneş Varisleri’nin lordu yoktu.Sessizliği, Akçam Meclisi’nin lordu bozdu. Alice Nicole Ray, dudaklarında alaycı bir gülümsemeyle konuştu: “Ne hoş bir tesadüf… Yine bir aradayız. Sebebimiz açık değil mi?” Önündeki parşömenleri umursamazca çevirdi. “Savaş yok… saldırı yok… tehdit yok…” Kahkaha attı. “Yani bu mu? Kadim yeminlerimiz bu kadar mı?” Buz Fey’i, narin ama keskin sesiyle söz aldı. Narfi: “Akçam Meclisi’ni bilge sanırdım, Bayan Nicole. Ama hafiflik, bilgeliğin gölgesidir.” Alice başını yana eğdi, gözleri parladı. “Umursamaz mı? Ben mi?” Güldü. Uzun, yankılı bir kahkaha… “Pekâlâ, sayalım o hâlde. Bir… iki… üç… dört… beş… altı…” Durdu. “Hmm. Yedi olmalıydık, değil mi? Eksik olan ben değilim.” Sessizlik uzadığında, sesim taş gibi masaya düştü. Herta: “Altı olmamız, barışın doğmayacağı anlamına gelmez. Yedinci lord burada değilse, bu onun yüküdür. Biz kararlıysak, barış kaçınılmazdır.” Alice arkasına yaslandı, düşünceli bir homurtu çıkardı. O anda Klangor Çarkhanesi’nin lordu, metal kadar eski sesiyle öne eğildi. Axiom Klangor: “Herta doğru söylüyor. Çoğunluk bizde. Güneş Varisleri suskun bir halktır. Biz aynı ant altında birleşirsek karşı duramazlar.” Bir an durdu. “Fakat… lordları kan mührü vermezse, bu sessizlik savaşa dönüşebilir.” Haklıydı. Ama biz altıydık. Ve altı, bazen dünyayı diz çöktürmeye yeterdi. Tam konuşacakken, gölgeden bir ses yükseldi. Veylith Karanthos, sabırsız ve zehirli bir tonla: “Korkak olmayın!” Masaya eğildi. “Altıya bir! Hanginiz gerçekten Güneş Varisleri’nin bizi durdurabileceğine inanıyor?” Dişlerini sıktı. “Hepimiz birleşirsek onları tarihten sileriz. Kalan toprakları—” Sözleri, ışık gibi kesildi. Lumeneth Muhafızları’nın lordu Aurelion Vaelthar ayağa kalktı. Efsaneler onların kardeş olduğunu söylerdi. Eğer doğruysa, kader iki zıt kutup yaratmıştı. Vaelthar: “Ve sonra?” Sesi sakindi ama ölümcül derecede netti. “Masumların kanı üzerine kurulu bir refah mı?” Başını kaldırdı. “Üzgünüm, Veylith. Bu düşünce insanlıktan değil. Ben barıştan yanayım.” Hiç tereddüt etmeden elini uzattı. Derin bir kesik attı. Işığa benzeyen kanı, masadaki oyukta ağır ağır süzüldü. Veylith isteksizce aynısını yaptı. Onun kanı… siyahtı. Sanki gece akıyordu. Alice zahmetsiz bir zarafetle gülümsedi, elini kesti. Kanı, rünler gibi parladı. Axiom Klangor hiç duraksamadı. Metalci bir kararlılıkla kanını akıttı. Narfi titredi… Ama geri çekilmedi. Endişeyle elini kesti; kanı buz gibi ağırdı. Son olarak ben… Avcumu açtım. Halkımı düşündüm. Taşın üstünde dans eden çocukları, kahkahaları, geleceği Ve kestim. Kanlarımız oyukta birleşti. Parladı. Sertleşti. Yıldızı andıran bir şekle büründü; taş, sayısız renkle titreşiyordu. Bu, auralarımızın karışımıydı. Kaderin mühürüydü. Axiom’un sesi yankılandı. Axiom Klangor: “Bu andan itibaren, kim bu yemini bozarsa kan laneti taşıyacaktır. Yalnız kendisi değil, ardındaki tüm halk da felakete sürüklenecektir.” Kimse konuşmadı. Birer birer ayrıldık. Vadiden çıktığımda Gümüş Vadisi’nin rüzgârı yüzüme dokundu. Önümde uzun yıllar vardı. Sorun çözülmüştü. Ama içimde tek bir soru yankılanıyordu: Gerçekten… huzur diye bir şey var mıydı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.