İçeriğe geç

Yedi Metre

Bölüm 1 · 13 dk okuma

Yedi Metre

Bölüm 1

Bölüm 1: Mavi Melekler

19 numaranın attığı sayı sahada alkış ve ıslık seslerinin yankılanmasına neden oldu. Attığı şuttan sonra savunmaya geri dönüp golünü takım arkadaşlarıyla kutladı. Verdikleri emeklerin karşılığını almak mutluluk vericiydi. Yaklaşık bir yıldır bu takımın pivot oyuncusuydu.

Takımın başarılarıyla, okuduğu üniversitenin adı hentbol alanında da duyulmuştu. Oynadıkları maç henüz başlamayan sezonun ön hazırlığıydı.

Tribünler insan kalabalığı ile doluydu. İsmi ülkede çok duyulmayan bir sporun bu denli seyirci kitlesine ulaşması onların başarısıydı. Yapılan maç herkese açık olduğu için iki üniversitenin öğrencileri dışında birçok seyirci vardı.

Rakipleri olan üniversite ile bir tür dostluk içerisindeydiler ve İstanbul ilinin iki önemli takımı görevini üstleniyorlardı. Kafa kafaya giden mücadelenin son dakikalarındaydılar. Aralarında sadece iki puanlık bir fark vardı ve 19 numaranın takımı olan Mavi Melekler öne geçmek için bir şansı değerlendirmek üzereydi.

Savunmanın içine karışan 19 numara, hücumda ki arkadaşlarından top bekliyordu. Savunmanın yarattığı boşluktan faydalandı ve sahanın içine doğru sıçrayarak havadan aldığı topu, kalecinin zayıf noktasına doğru yolladı.

32-34 olan durum 33-34 olmuştu ve maçın bitmesine yalnızca bir buçuk dakika vardı. Hızla savunmaya dönerek önde olan takımın orta çizgide başlamasını beklediler. Önde olan takımın, yani Kristallerin ise ellerindeki avantajı koruyarak yavaş oynamaları Mavi Meleklerin sayı şansını giderek riske atıyordu.

Takımın 6 numarası olan Eda hızlı bir çıkışla paslaşma sırasındaki topu çaldı ve hızla kaleye doğru koşmaya başladı. Kondisyon bakımından güçlü olan 19 numara onun hemen arkasındaydı fakat buna gerek yoktu. Kristallerin savunması tamamen boştu ve alanda sadece kaleciyle bakışan 6 numara vardı. Uzun süredir oynadıkları takımın zayıf noktalarını biliyorlardı bu yüzden 6 numara tıpkı 19 numara gibi kalecinin zayıf noktası olan sağ alt köşeye şutunu çekti ve durumu berabere getirdi.

Hızla kendi savunmasına dönen Mavi Melekler süreyi kontrol etti ve yaklaşık 30 saniye kalan maçta son taktiklerini deneme kararı aldı.

Kristallerin yavaş oynamasını gerektiren durum yok olmuştu çünkü onlarda öne geçmek için hızlı olmak zorundaydı. Kristallerin pivotu olan 2 numara 6 metre çizgisinin dışından şut çekmeye çalışsa da Mavi Meleklerin 6 numarasının yaptığı faul sonucu 7 metre kararı verildi.

Bu atışa göre Kristallerden bir oyuncu 7 metre çizgisinde öndeki ayağını kaldırmadan atış yapmak zorundaydı ve her iki takımın diğer oyuncuları 9 metre çizgisinin dış tarafında durup şuta müdahale etmemeliydi.

19 numara takımının kalecisi olan Kardelen’e güveniyordu. Bu taktik üzerine çok çalışmışlardı ve yapabileceğini biliyordu. İki takımın beklediği 9 metre çizgisinden uzaklaştı ve karşı takımın yarı sahasına geçti. Hakem düdüğü çaldı ve Kristallerin 2 numarası şutunu çekmeye hazırlandı.

19 numaranın kalecisine olan güveni boşa çıkmamıştı. Top kalecinin ellerinde kalmıştı ve sayı olarak işlenememişti.

19 numara elini kaldırıp kaleciden uzun bir pas istedi. Kristallerin kalecisi savunmasında ki boşluğu sonunda fark etmiş olacak ki takımının geri dönmesi için bağırıyordu ve sesi sahada yankılanıyordu. Kristaller geri dönmek için harekete geçmiş olsa da nafileydi. Top onlardan daha hızlı bir şekilde 19 numaranın ellerinin arasına düştü. Zaman sayacına baktı. Yalnızca 5 saniye…

Top sürmesine gerek yoktu. Bacak boyunun avantajını kullandı ve üç adımda 6 metrenin önünden şut çekti. Sayı geldi ve gölü belirten düdük çalındı. 19 numaranın savunmasına dönmesine bile gerek yoktu fakat maç henüz bitmemişti. 2 saniyede çok şey değişebilirdi. Biri sakatlanabilirdi, gol atılabilirdi, bir bebek dünyaya gelebilir ve bir insan hayatını kaybedebilirdi.

Hızla savunma çizgisine döndü ve Kristallerin orta çizgiye geçmesini bekledi. Düdük çaldı ve kristaller tarafından Mavi Meleklerin kalesine uzun bir şut çekildi. Fakat geçersizdi. Top kaleye yetişmeyerek savunmanın elinde kalmıştı ve maçın bitiş düdüğü sonunda çaldı.

Mavi Melekler oluşturdukları çemberle zıplayarak ve bağırarak zaferlerini kutladılar.

İki takım birbirlerini tebrik ettikten sonra antrenörlerle kısa bir konuşma yaptılar ve yavaş yavaş dağılan tribünle birlikte soyunma odalarının yolunu tuttular.

**

(Derin Esen)

Tıpkı profesyonel takımların olduğu gibi düzenlenmiş bir soyunma odasına sahiptik. Herkesin kendi bölmesi ve kendi forma numaralarından oluşan tabureleri vardı. Ana alan yuvarlak şekilde dizayn edilmişti. Formalarımızın bulunduğu bölümlerin tam ortasındaki duvarda Mavi Meleklerin simgesi vardı. “Glaucus Atlanticus”.

Tıpkı formamızın renkleri gibi lacivert, mavi ve beyaz tonlara sahip bu hayvan, yüzgeçlerinin melek kanadına benzemesinden ötürü Mavi Melek olarak adlandırılırdı. Bizde ismimizi bu şekilde almıştık. Bu canlı küçük bir deniz canlısı olsa da bünyesine aldığı canlı ne kadar zehirli olursa olsun onu sindirebilme özelliğine sahipti. Tıpkı biz ve rakiplerimiz gibi.

Soyunma odasının sağ tarafında antrenman ve maçlar için kullandığımız toplar, wax, kuka, merdiven tarzı eşyaların bulunduğu bir malzeme odası mevcuttu. Sol arkada ise duşlar bulunuyordu. Hatta acil müdahalelerin yapılabilmesi için sol tarafta bir sedye ve gerekli bandajların bulunduğu bir bölüm bile vardı. Kulüp yeterli donanıma sahipti.

Antrenmanlar sırasında kullandığımız, analizlerimizi yapan küçük çipler bile bulunuyordu. Ayakkabılarımızın tabanına gizlenen bu teknoloji sayesinde sahadaki konumumuz, ne kadar kondisyona sahip olduğumuz ve hatta şutlarımızın sağlamlık dereceleri bile ölçülebiliyordu.

Soyunma odasına en son giren ben oldum. Takımın kaptanı olarak antrenörümüz Toprak hocanın yanında durup karşı takımın antrenörü ve maçın hakemlerini yolcu ettik. Buna gerek yoktu fakat takımımız saygı ve hoşgörü üzerine kurulmuştu. Toprak hoca bu duruma dikkat eder, özen gösterirdi. Soyunma odasına girdiğimde kızların bazılarının duşlara gitmek için hazırlandığını bazılarının ise hala zaferi kutladıklarını fark ettim.

Alanın ortasına geçtiğimi görünce hemen etrafımda toplandılar.

“Kızlar koşun! Kaptan meşhur konuşmasını yapacak.” Herkes ufak bir kahkaha attı eksik kalanlar da etrafımda yerini aldı.

Tebessüm ettim ve sözlerime başladım.

“Melekler, hepiniz sahada harika iş çıkardınız. Geçen sene finalde oynadığımız takımı bu sene ilk maçımızda yendik. Bu gösterir ki hepimiz çok emek verdik ve şimdi sıra emeklerimizin karşılığını almaya geldi.

“ Sonuç hepimizi mutlu eden cinstendi fakat unutmayalım! Aldığımız galibiyet tam anlamıyla bir son dakika golüydü. İstanbul ilinde adımızı duyurmayı başardık. O seyircileri gördünüz. Onların hepsi sizin eseriniz. Oradaki insanlar bizim galibiyetlerimizi, bizimle birlikte paylaşmaya geliyorlar. Onları hayal kırıklığına mı uğratacağız?” başlarını sağa sola sallayarak cevaplarını bahşettiler.

“Hiç sanmıyorum. Başarabildiğimizi herkese gösterdik. Ama şimdi gevşemenin sırası asla değil. Bugün gideceğiz ve galibiyetimizi kutlayacağız. Fakat yarın geleceğiz ve çalışmamıza tam gaz devam edeceğiz. Unutmayın! Daha alınacak galibiyetler var.”

Herkes “Vuhuuu!” diye bağırıp eğlencelerine kaldığı yerden devam ediyordu ve soyunma odasına Ebru hoca girdi. Ebru hoca kız futbol ve badminton takımlarının antrenörlüğünü üstleniyordu. Bizim takımı ise çok seviyordu ve arada toplanıp eğlendiğimiz bile oluyordu. Ama benim ve Ebru hocanın arasındaki bağ çok farklıydı. Bir abla gibiydi ve bana her anlamda destek olmuştu, oluyordu.

“Evet kızlar. Hepinizi tebrik ediyorum. Kaptanınızın da dediği gibi harika bir iş çıkardınız. Müsait misiniz diye bakmaya geldim çünkü Toprak hocanın size vereceği bir haber var.” Kızların üstlerinin müsait olduğunu teyit ettikten sonra Ebru hocaya onay verdim.

Soyunma odasından çıktı ve bir süre sonra Toprak hocayla tekrar içeri girdi. Herkes kendi formalarının bulunduğu bölümün önündeki kendilerine ait taburelerin üzerinde oturuyordu. Toprak hoca girdiğinde yüzündeki tedirginlik kötü bir şey olduğunu düşünmeme neden oldu fakat acele etmeyerek onu dinlemeye karar verdim.

“Melekler, öncelikle hepinizi tebrik ediyorum. Bize seyir zevki yüksek bir maç sundunuz ve hepimiz nefes nefese, heyecanla maçı takip ettik. Senenin ilk maçı olması ve sizin galibiyetiniz çok çalıştığınızın göstergesi. Hepinizi tekrardan tebrik ediyorum.” Takım kendi kendini alkışlayıp tebrik ederken ben Toprak hocanın yüz ifadesinden ötürü sessizliğimi korudum.

“Size bir haberim var Melekler. Maalesef Marmara içi maçlara gitmeniz uygun görünmüyor.” Toprak hocanın sözlerine karşılık kaşlarım çatıldı ve birkaç melekten çıkan “Ne, nasıl yani?” sorularını susturdum.

“Peki neden uygun görünmüyor?” Toprak hoca bakışlarını önce benim ardından kızların üzerinde dolaştırdı.

“Çünkü…” ifadesizliği ve verdiği heyecan sinirlenmeme sebep oluyordu.

“Bölgesel turnuvaya gidiyorsunuz.” Aldığım haberin şaşkınlığıyla ağzım açık kaldı.

“Gerçekten mi?” Kardelen’in sorusu üzerine Toprak hoca gülümsedi ve konuşmaya devam etti.

“Gerçekten. Geçen sene Türkiye’nin bölgelerinde şampiyon olan takımları bir üst seviyeye çıkarmak için yeni bir turnuva organize edildi. Bu turnuvaya göre Marmara Bölgesi’nin şampiyonu siz olduğunuz için diğer bölgelerle de maç yapmanız uygun görüldü. Fakat bu maçlar şehir dışında olacağı için Marmara da olanlara katılmanız imkân dışı.” Hiç kimsenin üzüldüğü yoktu. Zaten neden üzüleceklerdi ki? Bölgesel turnuvaya gidiyorduk ve kazanan ülke birincisi olacaktı.

“Bir durum daha var.” Umarım bir aksilik çıkmazdı. Bu turnuva pek çoğumuzun hayallerine öz hazırlıktı. Bölgesel olması milli bir sporcu olma şansımızı arttırırdı.

“Ülkemizdeki altı bölgeden birer takım seçildi. Fakat bir bölgeden yetenekleri azımsanamayacak olan iki takımın seçilmesi kararlaştırıldı.” Diğer bölgelerde Marmara’ya nazaran hentbolun çok gelişmediğinin bilincindeydim ve bu iki takımın Marmara’dan seçildiğinde neredeyse emindim.

“Hocam hangi bölge?”

“Hocam ne kadar iyiler?”

“Hocam artık söyler misiniz?” takımın susmasını işaret etti ve konuşmaya devam etti.

“Bu iki takım Marmara bölgesinden seçildi.” Tam da tahmin ettiğim gibiydi. Çoğu takımla maç yapmıştık ve kim çıkarsa tanıdığımıza emindim.

“Seçilen diğer takım: Kristaller.” Takımdan yükselen oflamalar iyiye işaret değildi. Bölgesel turnuva şampiyonlar ligi gibi bir şey olacaktı ve biz Kristallerle olan maçımızı kıl payı kazanmıştık. Takımın toparlanmaya ihtiyacı vardı.

“Melekler! Şampiyonun kim olduğunu unutmayın! Bu size güç versin. Kendinizi düşürmeyin. Her zaman söylediğim gibi. Kazanılacak galibiyetler var.” Eda bana destek vermek için araya girdi.

“Evet takım. Kaptan haklı. Bölgesel turnuvanın şampiyonu biz olacağız.” Cesaretini geri kazanan takım tekrardan alkış ve naralarla kendilerine güç verdi.

“Melekler. Antrenmanlarımızda bir değişikliğe gideceğiz. Bu sizin güçlenmeniz ve farklı zorluklar denemeniz açısından önemli olacak.”

“Hocam nasıl bir değişiklik olacak? Maçlar bu kadar yaklaşmışken alışmamız zor olmasın.” Sözlerimi başını iki yana sallayarak reddetti.

“Bu alışmalık bir durum değil. Her zamanki antrenmanınızı yapacaksınız fakat erkek takımı da dahil olacak.” Kızlarla birlikte bir tür şaşkınlık içerisindeydik.

“Erkek takımı mı?”

**

“Erkek takımı mı?” erkek takımı ile maçlarımız aynı zamanlarda olmadığı için sadece ödül törenlerinde bir araya gelirdik. Aramızda hiçbir konuşma geçmezdi. Olanlardan sonra bunu iki tarafta istemiyordu. Zaten madalya ve kupalar ayrı ayrı verilirdi. Bir arada bulunduğumuz tek an okulun web sitesi için çekindiğimiz fotoğraf olabilirdi. En azından bir senedir bu böyleydi.

“Evet. Bölgeler arası mücadelede seyahat etmek durumunda olduğumuz için hep bir arada olacağız. Kızlar güçlü olduğunuzu biliyorum fakat erkeklerin güç seviyeleri ölçümlere göre bir tık yukarıda. Siz ise onlara göre daha hızlısınız. Birlikte yapacağımız antrenmanlar hepinizin eksiklerini kapatacak ve bize mükemmel bir sistem sağlayacak. Yaklaşık iki hafta sonra maçlar için ilk yolculuğumuza çıkacağız bu yüzden bugünün tadını çıkarın yarın çok sıkı bir antrenman sizi bekliyor olacak.”

“Ama hocam ya…” sesleri yükseldi.

“Yarın tam kadro buradayız hocam merak etmeyin. Ben onları tam motive bir şekilde getireceğim.”

“O halde sendeyiz Kaptan!” Toprak hoca gülümseyerek soyunma odasından ayrıldı, Ebru hocada ona eşlik etti.

Kızlar bana dönüp “Eğleniyor muyuz kaptan?” diye sordu.

“Elbette eğleniyoruz. Ölmeden önceki son çıkıştayız, değerlendireceğiz tabii ki.”

Toprak hocanın normal antrenmanları bile çok yorucuydu. Şimdi ise bölgesel turnuvaya çıkacaktık ve iki kat yorulacağımız anlamına geliyordu. Sanki hiç yorucu değilmiş gibi.

Duşlar boşaldığında kendimi suyun altına attım ve sıcak bir duş ile kaslarımı gevşettim. Yanımda getirdiğim eşyalar siyah bir kot ve triko kazaktı. Siyah ayakkabılarımı ve bordo deri ceketimi üzerime geçirdim. Maçta saçlarımı sıkıca bağladığım için saç diplerim hala acıyordu. Islak saçlarımı kuruttuktan sonra açık bırakmaya karar verdim. Kahverengi eyelinerle gözlerime şekil verdikten sonra göz pınarıma ve burnumun ucuna biraz aydınlatıcı uyguladım. Şeffaf bir dudak parlatıcısıyla makyajımı tamamladım.

Kızların yanına geldiğimde genel anlamda hazır olduklarını fakat bazılarının birkaç dakikaya ihtiyacı olacağını gördüm. Onlara dışarıda bekleyeceğimizi söyleyerek Eda’yı yanıma aldım ve dışarı çıktım.

Eda ile kapının önündeki merdivenlere oturduk.

“Ne düşünüyorsun bu konuda?” erkeklerden bahsettiğini düşünsem de yine de sorma gereği duydum.

“Hangi konuda?” gözlerini devirdi.

“Erkeklerle antrenman yapabilecek miyiz sence? Üstelik olan onca şeyden sonra.” Omuz silktim.

“Bilmiyorum ama bunu yapmak zorundayız. Elimize geçen bu fırsatı geri tepemeyiz. Bazılarımızın hayalleri bu noktadan itibaren gerçekleşmeye başlayacak. Toprak hoca yararlı olacağını düşünüyorsa onu dinlemeliyiz.” Anladığını gösterirce başını salladı.

“Bu fırsatın senin için ne kadar önemli olduğunu biliyorum, nasıl çalıştığını da.” Bir süre ne diyeceğini düşünmeye başladı ve ardından devam etti.

“Ama şunu da bilmelisin bazı şeyler kolay kolay sineğe çekilmez. Takım içi ayrılıklar yaşanmaması açısından meleklerin görüşlerini dinle. Erkeklerle antrenman yapacağız elbette ama sorunlarda yaşanacak. Buna hazırlıklı olmalıyız.” Sorunların sebebini biliyordum. Hangi taraf haklı tartışılırdı. Kızların yavaş yavaş yukarı çıkmaya başladığını görünce konuşmayı bitirmeye karar verdim.

“Hazır olacağız. Merak etme.” Gülümseyerek başını salladı.

“Evet kızlar, ne yapıyoruz bakalım?” soru Sinem’den gelmişti. Sol oyun kurucumuzdan.

“Bana sorarsanız dağıtalım derim. Başka ne zaman böyle bir fırsat bulacağız.” Birkaç kişi Eda’ya katılsa da onu reddetmek durumundaydım.

“O kadar da coşmayalım kızlar. Yarın antrenman var. Üstelik erkeklerle ilk antrenman. En kötü performansınızı mı sergilemek istiyorsunuz?” sorumun mantığını kavradıklarında yüzlerinde sinsi gülüşler oluştu. Kimsenin konuşmayıp herkesin erkeklerin kuyusunu kazma fikirleri düşünmeye başladığını fark ettiğimde önerimi sunmaya karar verdim.

“Şuna ne dersiniz? Canlı müzik yapan bir yer biliyorum. Gidelim biraz oturalım sohbet edelim. Bar kafe karışımı bir yer. Herkesin gönlü olsun.” Fikir akıllarına yattığında mekana doğru yürümeye başladık. Yaklaşık yirmi dakikalık bir uzaklıktaydı. Ayaklarımızın tabanları acıyordu belki ama 12 kişiyle taksiye ya da otobüse binmek işkence olurdu.

Dakika da bir “Gelmedik mi?” diye sorular duysam da sabır diledim ve onlara aynı cevabı verip durdum: “Az kaldı.”

Biri en son dayanamayıp “Ben geri döneceğim ama ya!” dedi fakat mekanın önüne gelmiştik.

“İşte burası.” Deyip mekanı işaret ettim.

“Sende işini biliyorsun he.” Diye koluma vurdu Eda. Gülümseyip merdivenlere yöneldim.

Mekan tek katlı geniş bir alandan oluşuyordu. Sağ tarafta bar bölümü ve onun biraz ilerisinde dans pisti vardı. Bir dj bulunuyordu ve hareketli bir şeyler çaldığı kesindi fakat biz duyamıyorduk. İsteyenler kulaklık alarak eğlenceye katılabiliyordu. Bunun dışında mekanda ağır bir nostalji havası vardı. Kulağımıza gelen hafif klasik müzik ne bizi rahatsız ediyordu ne de dans pistinde eğlenenleri.

Sol taraf ise kafe bölümüydü. İçerideki klasik müziğin kaynağı bir plaktı. Eski dönemlere ait tablolar, oyun alanları, işlemeler mekanı ilgi çekici hale getiriyordu. Bir teras kısmı da vardı fakat havanın serinliğinden içeride oturmayı tercih ettik.

Sandalyelerden hiç hoşlanmazdık. Üstelik bu yorgunluğun üzerine rahatsız sandalyeler hiç çekilmezdi. Bu yüzden arkadaşlarımın da koltuklara yöneleceğini bildiğimden o bölüme doğru ilerledim. İkili koltuklardan birine yerleştim. Yanıma Eda ve Kardelende geldi. Karşı taraftaki üçlü koltuğa beş kişi rahatça oturduklarında “Vay anasını be!” diye kabaca bir tepki verdim. Hepsi kahkahaya boğulduğunda ayakta 4 kişi kalmıştı. Geriye ise sadece iki tane tekli koltuk vardı.

Birbirlerini itiştirerek kapmaya çalışmaları takımı gülme krizine sokarken ben etrafı kontrol ediyordum. Rezil olmak istemeyen bir anne gibiydim onlarda benim kızlarım. Normalde rezil olmayı bu kadar takmasam da biz takımı temsil ediyorduk ve rezil olmamız namımızı da etkilerdi.

En sonunda bir sonuca varıp iki koltuğu birleştirdiler ve ikisi koltuğa diğer ikisi de koltuğun kenarlarına oturdu. Böylelikle bende rahat bir nefes almıştım.

“Sakin ol kaptan bir problem çıkmayacak.” Eda’nın kulağıma fısıldamasıyla irkildim fakat tebessüm etmeyi de ihmal etmedim.

Yanımıza gelen garsonla dikkatimiz ona çevrildi ve içecek bir şeyler söyledik. Takımdan bazıları dağıtmak istediğini açıkça belli etti ve bira siparişi verdi. Umarım fazla tozutmazlardı. Ben bir sodayla yetindim. Sinem yanıma yaklaşıp “Hadi ama kaptan, seni içerken göremeyecek miyiz?” dese de onu reddettim. Tercih ettiğim bir şey değildi ve onlara da saygı duyuyordum.

Eda fazla kaçırmak istemediğini söyleyerek bir kokteyl siparişi verdi. Birkaç kişide ona uydu. Ardından en sevdiğimiz seansa başlama vaktiydi. Dedikodu.

“Kaptan, şimdi ne yapacağız? Onlarla bir arada olmak zorunda mıyız? Onlara katlanamıyorum.” konuşmak istediğim konular arasında değildi fakat herkese açıklık getirmeliydim.

İçeceklerimizin masaya koyulmasını bekledikten sonra konuşmaya başladım.

“Bakın kızlar. Öncelikle yaşadıklarımızı bir kenara bırakmanızı istiyorum. Tamamen bırakamayacağınızı biliyorum fakat antrenmanlar esnasında bırakmalısınız.” Çoğu kişi içeceklerinden koca bir yudum aldığında bu durumun onları rahatsız ettiği ortadaydı. Kim rahatsız olmazdı ki?

“Zor olacağını biliyorum fakat antrenmanlarda onları düşman olarak görürsek bu durum işimize yaramayacak. Bu yüzden antrenmanlarda duygularınızı kapatın ve hissiz bir şekilde oyununuzu oynayın.” Kızların durgunlaştığını gören Eda ortaya atıldı.

“Yapabiliriz bence. Değil mi Melekler?” Kafalarını ağır ağır onaylarca salladılar.

“Bu gerçekten zor olacak: onları lime lime etmek isterken oynamak.” Güldükten sonra başka biri söze atıldı.

“Belki bu durum bizi daha güçlü kılar.”

“Kesinlikle öyle olacak. Sadece biraz dayanmalısınız. İki hafta kadar.” dedim.

“E hiçbir şey değilmiş ki kızlar.” Sinem kahkaha atarken takımca ona eşlik ettik.

“Bu konuyu da kapattığımıza göre…” sözlerim Erva yüzünden bölündü.

“Merak ettiğim bir şey var. Biz alttan alıp onlar tepemize çıkarsa ne olacak? Ben altta kalamam valla.” Tebessüm ettim.

“Öyle bir durum yaşanırsa ben halledeceğim ama sizin girmenizi istemiyorum Melekler. Kırmızıçizgi tamam mı? Haklıyken haksız durumuna düşemeyiz.” Acaba haklı mıydık? Sonuçta iki takımın da yanlışları vardı. Fakat bir tartışma çıkarsa bu onlardan dolayı olmalıydı.

“Kusura bakma canım ama ben Kaptanımı ezdirmem.” Eda’nın sözlerine kaşlarımı çatıp koluna vurdum.

“Ne vuruyorsun? Kusura bakma ama herkes böyle düşünüyor.” Takımın hepsi başını aşağı yukarı salladı.

“Niye milleti gaza getiriyorsun? Ayrıca beni ezmeye çalışanlara ne oldu? Burada bu konuyu açmayalım isterseniz.”

“Kaptan haklı millet, dağılın.” Eda’nın sözlerine güldük ve ardından nihayet eğlenmeye başladık.

**

Bölüm sonu

3 yorum

  • https://discord.com/invite/M2PUn4GY2q Merhaba🌺3600+ üyeoli yazar ve okur topluluğu adına buradayım. Sizi Discord'ta sohbet eğlence,oyun,dil sohbet (Native Ingilizlerle), kitap, vote, AI resim/sohbet botları temelli "Yazarlar Ansiklopedisi" isimli, tüm gün aktif sunucumuza davet ediyorum.Sunucumuzda özenle seçilmiş yazarlar ve okurların içinde sizi de görmeye mutlu oluruz.Sunucumuz keşfedilmemiş ve gelişmekte olan yazar ve okurlardan oluşuyor.Haftanın 5 günü sırayla bir yazarın kitabının 3 bölümü okunur yorumlanır,sunucuda isteğe bağlı iki tur var; "eleştiri ve destek"turları,eleştiri turunda yazarın nerede eksiği olduğunu ve iyi olduğunu söylüyoruz.Destek turu ise fazla vakti olmayan,sınavlara hazırlanan üyelerimiz içindir.Bu turda okuma zorunlu değildir ve görevleri fazla zaman almayan görevlerdir Etkileşimi az olan yazarlar için en iyi koşulları oluşturmaya çalışıyoruz.Sunucumuzda yarışmalar düzenliyor,bu yarışmaları kazananlara yorum,vote gibi ödüller veriyoruz.Sunucuda etkinlikler hazırlıyoruz.Bundan başka sunucumuzda 🏆Ayın Yazarı🏆 yarışmasıda geçirilmekte ve kazanana yorum vote ödülleri verilmektedir. Ilave bilgi için yazabilirsiniz Gruptan da bahsedeyim.Şu an 3600+ üyeye sahip her daim aktif. Sunucumuzda 13 yaşından 50 yaşına kadar her yaştan yazar ve misafir üye var. Her gün sosyalleşme etkinlikleri yapıyoruz.Bunlar role play, tiyatro gibi etkinlikler.Oyun kanallarımızda ise üyelerle lol, valorant, mafya,vampir köylü,cinayet çözme, gartic, among us gibi oyunlar da oynuyoruz.Eğlence için owo,satranç,kelime türetmece,adam asmaca gibi oyunlar da var.Her gece üyeler seslide toplanarak müzik dinliyor, sesli sohbet ediyoruz. Sunucumuza girmek için burada yukarıdaki linktedi boşlukları bırakmadan oluşturup kopyalayın.Sonra discorda, Instagram'da ya da burada yoruma atın ve üzerine tıklayarak dahil olun. Anlamazsanız bana sorun.Bu linkin süresi asla geçmiyor ve her zaman dahil olabilirsiniz. Linke panomdandan da tıklayarabilirsiniz.

  • Bu arada eserini cok begendim bende hentbolla ilgileniyorum cok buyuk bi takim degiliz daha bunlari yasamadik ama ins bir gun yasariz bide 33 34 mac ne ya biz bi macta en fazla 8 sayi ataiyoz jsbbdbd