“Baldwin dur! Yapma !” diye bağırdı, Rowena. Oysa ki Baldwin çoktan indirmişti ay kadar parlak kılıcını, Adeline’ın savunmasız yatan beyaz taşta ki göğsünün üstüne. Beyaz taşın üzerinden akıp sanki yol çizermişçesine kapıya doğru ilerleyen kanla, kapı sonuna kadar açılıvermişti.
Matilda, yataktan sıçrayarak uyanmıştı. Kalbi göğsünden sanki göğsünü delip geçecekmiş gibi atıyordu. Eh tabi kolay değildi bir anne için evladının gözleri önünde ki ölümü. Hele bir de onu öldüren diğer evladı ise bir anne için rüya bile olsa atlatması zor bir durumdu. Derin bir nefes alarak yatağın üzerinden kalkarken güneş ışıkları henüz camdan içeri yeni giriyordu. Sanki hep güneşin üzerine düşmesini bekliyormuş gibi Rusty’de sabah melodisini söylemeye başlamıştı. Matilda tahta korumalari iterek camı araladı ve başını camdan ahıra doğru uzattı.
“Rusty! Her sabah senin sesini duyacaksam seninle işimiz var!” dedikten sonra Matilda tekrar içeriye dönmüştü. Çocuklar uyanmadan önce onlara kahvaltı hazırlamaya koyulmuştu. Burnuna gelen sülfür kokusunu pek önemsememişti keza ahırdan gelen kokular sağ olsun pek etkilemiyor artık göz ardı ediyordu.
“Çocuklar! Hadi uyanın! Daha babanız sizi köle pazarına götürecek !” diye içeriye doğru seslenmişti ki daha kelimeleri ağzından dökülür dökülmez aniden karanlık çöküvermişti. Matilda elinde ki tahta kaşığı yavaşça bırakırken tahta ev kapısını iterek evden dışarı doğru çıkmış , gökyüzüne sonra da etrafına bakınmıştı. Tek bir çit sesi bile çıkmıyor, rüzgar esmiyordu. İçine düşen korku ile tüyleri ürperirken ileriden kendine doğru gelmekte olan bir figür fark etmişti.
Eve geri dönmek istese de nedense bacakları kendisi ile aynı fikir de değildi, hareket etmiyorlardı. Figür daha da yaklastikca, Matilda’nın içine düşen korku da bir o kadar kabarıyordu. Figür sonunda Matilda’nın boynunu kavradığında, Matilda’nın ayakları yerden kesilmiş çırpınıyordu.
” Beni özledin mi, Matilda ? Kanında benim kanım akarken nereye kadar kaçabileceğine inandırdın kendini..” dedi buz gibi bir sesle Siyahlı Adam. Matilda, gözlerinde ki korku ve şaşkınlık dolu ifade ile ona bakakalırken, titreyen dudaklarını zar zor aralamayı başarmıştı:
“Geleneklerinizi reddediyorum.. Onları.. Onları kendim için feda etmeyeceğim…” tam Matilda devam edecekti ki siyahlı adam, tek bir parmak hareketi ile onun dudaklarını sanki bir kumaş parçasıymışçasına dikivermişti. Matilda korku ve çocukları için endişe ile çırpınırken siyahlı adam onu pelerinin içine sokmuştu.
“Madem bunu sen yapmıyorsun.. Onlardan birinin yapmasını sağlayacağım. Ve o zaman bir evladını değil tüm çocuklarını ailene feda etmiş sayılacaksın. Bu da seni köklü ailemizin yeni Tanrıçası yapacak…” içleri ürperten bir kahkaha attıktan sonra Matilda ile beraber ortadan kaybolmuştu.
Kayboldukları yerde ise bir zarf vardı. Zarfın içinde annelerinin konumu, o konuma nasıl ulaşacakları ve kapılarla ilgili bilgiler yer alıyordu. Yapmamaları gereken ilk şey . ormanın derinliklerine ilerlemek ve zarfın mühüründe bulunan tuhaf işaretlerin bulunduğu ağacın kovuğuna girmekti.
Kovuk onları nereye götürecekti ? Yedi kapının bulunduğu yer dünyanın içinde bir yerde miydi yoksa ağaç kovuğu farklı diyarlara açılan bir pencere miydi ?