İçeriğe geç

Yazı Hissetmek

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Yazı Hissetmek

Bölüm 3

Düşme Etkisi

Ayağa kalkarken gördüğüm yüz karşısında kaşlarımı çatmış şaşkın şaşkın bakıyordum.Yerime oturup başımı kaldırmadan "Merhaba" dedim.Beyefendi elindeki buketi Tülin hanıma takdim ederken hediyenin çiçek demeti olduğunu anladım.Tam da bu esnada onun bana doğru adımladığını hissediyordum.

Elindeki diğer buketi bana uzatırken "Bu sizin için" dedi.Başımı kaldırıp önce yüzüne,sonra bukete baktım ve bunların öğlen gördüğüm kelebek buketleri olduğunu anladım.Ağzım "o" şeklinde açılırken "Kelebek buketi..." diye fısıldadım.

"Anlamadım"

"Ha, şey teşekkür ederim dedim.Hiç gerek yoktu aslında,zahmet etmişsiniz" diyerek elleri arasındaki buketi aldım.Ellerimiz birbirine değdiğinde içimde bir hareketlilik hissettim.

Tülin hanım ortamdaki sessizliği bölerek "Ne kadar güzeller değil mi Yaz? Çiçekler gibi solmak yerine hep duracaklar.Ben de tabii ki onları bir ömür saklayacağım.Teşekkür ederim- " dediğinde gözlerini kısıp karşısındaki adamın ismini hatırlamak ister gibiydi.

"Kusura bakmayın,isminiz neydi?" diye sorduğunda adam gözlerime bakarak "Deniz" dedi.

Deniz...

Yazar "Teşekkür ederim Deniz bey" deyip çantasına ve hediyelerinin bulunduğu büyük paketlere uzanırken gideceğini anladım.

"Rica ederim,gidiyor musunuz?"

"Ne yazık ki evet.Sizlerle uzun uzun zaman geçirmek isterdim fakat bugün bana ayrılan sürenin sonuna geldik" diyerek güldüğünde "Ben sizi geçireyim o zaman" dedim.Birlikte arabasına doğru ilerlerken cebinden anahtarını çıkarıp bagajı açtı.Önce hediyeleri yerleştirdi, sonra bana dönüp bir daha teşekkür etti.Tülin hanım yola çıkarken ben de ne kadar yorulduğumun farkına vardım.Eve gider gitmez kafamı atıp güzel bir uyku çekeceğimden emindim.Kendimi bunları düşünmeye itsem de aklım başka bir yerdeydi.Neresi olduğu belli tabii...

Kitabevine ulaşıp kapıyı kendime doğru çektiğimde bir vücutla çarpıştım.Kendisinin Deniz olduğunu farkedip tam üzerime yığılacakken onu tutmaya çalıştım,ancak başarılı olamayıp sendeledim.Kollarım havada sallanırken sert bir şekilde zemine toslamıştım.Neler olduğunu bir anlık kavrayamayıp ayağa kalkmak için harekete geçiyordum ki, üzerimde ağırlık hissetmemle bu çabam yerle bir oldu.Tüm vücudum yere serilirken gözlerimi bir çift gözle bakışarak açtım.Gözleri...

Her kes renkli gözlere anlamlar yükleyip cümleler yazarken asıl hikayeyi hakeden onun gözleriymiş gibi hissediyordum.Kendimi bakmaktan bir türlü alıkoyamadığım simsiyah boncukları yüzümüze vuran lambanın ışığıyla daha güzel hal alıyordu.Gözlerini alamayan bir tek ben değildim ayrıca,boncuklu da benim ona baktığım gibi bakıyordu bana.Kendisi şaşkın şaşkın bakarken gözlerinin ışığı gözlerime değiyordu.

Dünya durmuş,hareket eden tek bir nesne yokmuşcasına saniyeler akarken ben saatlerdir bu pozisyonda sıkışıp kalmış gibi hissediyordum.Kalbimin çarpıntısı artarken bunun farklı anlamları olmadığını,sadece şu an aniden gerçekleşmiş anormal düşüş yüzünden oluştuğunu söyleyip duruyordu zihnim vücuduma.

Herşey bir filmin en romantik sahnesiymiş gibi ilerlerken bu histen kurtulmak istedim.Tepkisel olarak başımı usul usul yana çevirip gözlerimi kapattım.Yutkunarak kısık,bir o kadar da sinirli sesimle "Kalkar mısınız?" dedim.Üstümdeki ağırlık yavaşça yok olduğunda nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum,oturur vaziyette ellerimi yere koyup harekete geçmeye yeltenirken bana uzanan yardım elini dikizledim.Başımı kaldırıp elin sahibine uzun uzun bakarak gözlerimi devirdikten sonra ayağa kalktım.

"Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz?" diye söylendim.Sesim yükselirken hesap sormaya devam ettim.

"Beyefendi sizin niyetiniz ne? Böyle aptalca oyunlar oynayacağınıza insan gibi niyetinizi belli edin, öylesi daha kolay olur sizin için.Hey Allahım ya!"

"Ne niyeti hanımefendi?" küçük bir gülüş attıktan sonra devam etti,"Siz kafayı benimle bozmuşsunuz sanırım" dediğinde "Hop hop hop" diyerek atıldım.

"Ne anlatıyorsunuz ya,kimin kafayı kimle bozduğu belli oluyor! Üstüme bilerek yığıldığınız yetmiyormuş gibi ben suçlu oldum şimdi de!"

"Allah aşkına iki yüzünüze güldüm diye bilerek sizin üstünüze yığıldığımı mı düşündünüz?! Yapmayın hanımefendi.Ayrıca siz de gördünüz,aynı anda kapıyı açınca yanlışlıkla oldu o iş,kendinizi bu kadar değerli sanmayın lütfen ya" Kafasını yana eğip üstten üstten konuştuğunda gözlerim belerdi.Onun bu zırvalık dolu cümlelerini tabii ki cevapsız bırakamazdım.

"Sanmıyorum,zaten değerliyim.Ayrıca,ben sizin gibileri çok gördüm.Özür dileyeceğinize laf yetiştiriyorsunuz.Polis çağırmadan gidin burdan"

"Polis mi? Ne diyeceksiniz polise merak ediyorum?! Beyefendi kapıyı açarken yanlışlıkla düştük,lütfen onu tutuklar mısınız?" sesini inceltip benim taklidimi yaptığında daha çok kızmıştım.Bir tık haklı olabilirdi.Ama yalnızca bir tık!

"Bana bakın,sabrımı sınıyorsunuz.Hiçbir şey istemiyorum sizden.Gidin,bir daha da karşıma çıkmayın yeter.Hatta..." içeriye geçip hiç kimsenin bakışlarına aldırmayarak bana getirdiği buketi alıp kapıyı çarparak çıktım.

"Hatta bu da kelebekleriniz.Götürün,benim buna ihtiyacım yok.Sizin saçma hareketlerinize düşecek olan kızlara verirsiniz" diyerek demeti koynuna sıkıştırdım.

"Hediye geri alınmaz yalnız,ben bunu alamam"

"Biz sizinle görgü kurallarını geride bırakalı çok oldu beyefendi" deyip herhangi bir şey söylemesine izin vermeden kitapçıya dahil oldum.Kendi kendime düşününce ne kadar da büyük bir kavgaya tutuştuğumun farkına vardım.

Değer miydi kızım ya,senin belirli prestijin varken böylesine basit kişilerle kavgaya girmek ne kadar doğru?

İçeride gezerken burnumdan soluyordum.Tüm çalışanlarım normalde kolay kolay sinirlenmeyeceğimi bildiğinden şu an durumun ciddi olduğunun farkındalardı.Çantamı ve imzalı kitaplarımı alıp "İyi geceler arkadaşlar" dedim ve oradan ayrıldım.

Gelirken kalabalıktan ötürü arabamı diğer sokakta bırakmıştım.10 dakikalık yürüme mesafesinde olduğu için zorlanmadan gidebileceğimi düşündüm.E zaten başka çarem yokmuş gibi gözüküyordu.Adımlarımı hızlı hızlı atarken sinirlerim hala tepemdeydi.

O sırada bana doğru yaklaşan siyah BMW dikkatimi çekti.Adımlarımı yavaşlatıp olayı anlamaya çalıştım,yol soracak herhalde diye düşünerek durdum.

"Hanımefendi,bırakayım mı sizi gideceğiniz yere?" Arabanın içinden gelen sesle birlikte güldüm.Masum fikirlerime,yol tarif edeceğim diye düşünüp duraklamama güldüm.

Sinirlensem bile bunu belli etmemeye ve gayet normal davranmaya özen göstererek "Gerek yok,kendim gidiyorum zaten,görmüyor musunuz?" dedim.

"O güzelim bacaklarınız incinmesin sonra? Gelin götüreyim işte"

Bu sapıkça konuşmasından sonra kendime hakim olamadım,ki olmayacaktım da.Umurumda değil,haddini bildirmek durumundaydım.

"Benim bacaklarımın derdi sana düşmedi herhalde.Ayrıca sen ve senin gibiler ne sanıyorsunuz ya? Sence senin gibi yoldan geçen herhangi bir kadına arabasına binmeyi teklif eden şerefsiz birinin yanına atlar mıyım ben? Kaybol" Tek nefeste böylesine uzun bir cümleyi nasıl kurmuştum acaba?

"İyilik de yaramıyor ha! Yardımcı olmak istemiştim.Hem,bu saatte dışarıda gezen bir kadının başka ne niyeti olabilir ki canım,ne naz bu? Hiç mi duymadın,fazla naz aşık usandırır" Ağzını yayarak söyledikleri vücudumu ürpertmişti.Yüzümü buruşturup kafamı salladım.

Başımı indirdiği pencereden içeri sokarken suskunluğum bozulmuş,ağzım fena açılmıştı.

"Sen ne anlatıyorsun ya şerefsiz sapık? Sizin gibiler yüzünden bu ülkede kadınlar dışarıya çıkamaz oldu! Niyetim ne olabilirmişmiş? Biz bu saatte dışarıya çıkamazmışız,ama senin gibi ırz düşmanları böyle ellerini kollarını sallayarak gezermiş,öyle mi? Hahayt! O dünyayı anca ebenin nikahında nazlandıra nazlandıra gösterirler sana"

Bağırmaya devam edip parmağımı sallayarak "Bana bak,ben senin tanıdığın kadınlara benzemem,arabadan indiğin gibi seni yere serip hastanelik eder, hayatın boyunca unutamayacağın izler bırakırım,bu saatte erkek başına dışarıda gezmeye utanırsın,defol git şimdi" dedim.

"Senle mi uğraşacağım? Binmezsen binme,ne edebiyat yaptın be?!" deyip geldiği çöplüğe geri dönmek üzere arabasını sürmeye başladı.

"Korkuyorum demiyor da " Kendi kendime mırıldanırken arabamın yanına ulaşmıştım.Range Rover'ımın kapısını açıp arabamın koltuğuna oturduğum gibi elimdekileri yan tarafa bırakarak kafamı direksiyona yaslayıp tek bir günde ne kadar çok şey yaşadığımı düşünmeye başladım.

Aslında derinden muhakeme ettiğimde asıl tacizcinin Deniz değil de az önceki sapık olduğunu anlamıştım.En azından Deniz denen o adamla yaşadıklarımızın gerçekten de tesadüf olma ihtimali vardı,ki belki de öyleydi.Hatta ona karşı bu kadar yükseldiğim için hatalı bendim.Ayarsızca konuştuğumda ve imalar yaptığımda bile bana ağır bir cevap vermemiş, saygı çerçevesinden çıkmamıştı.Bu bile onun artı özelliğiydi.Kendisiyle kavga ettiğimiz an kendimi o kadar haklı buluyordum ki...

Şimdi ise yersizce bağırdığım için pişmandım.Üstelik bu yaşananların sırf ben gerçeği göreyim diye tokat olarak gönderildiğini bile düşünüyordum.

Beni arabasına almaya çalışan ve asıl gâyesinin ne olduğunu iki cümlesinden kolaylıkla sezebileceğiniz kişinin yapabileceği tek bir açıklama yoktu.Çünkü onun hikayesinde mantık yer almıyordu, yapmaya çalıştığı şey apaçık ortadaydı ve böyle insanlarla karşılaşmak bir kişiyi öylesine huzursuz ederdi ki...

Ben gereken cevabı vermiş olsam bile, içimde bir yerlerde korku tohumu vardı.Tabii ki de onu sulayıp büyütmek yerine içimden söküp atmayı ve bu gibi durumlar için daha da güçlenmeyi tercih edecektim fakat bunun aksini yapacak bir çok kadın tanıyordum.Böyle ahlaksızlar yüzünden kendisinden utanıp hayatını bizzat kendi elleriyle kısıtlayacak bir çok kadın.

Ancak böyle durumlar da zaten kadınlar güçsüzleştiğinde oluşurdu, onların kendilerini zayıf olarak gösterip bunun fıtratlarından gelen bir özellik olduğunu savunduklarında başlardı her şey.Tüm koşullarda,isterse kadın,isterse erkek güçlü durmayı,kendisinden taviz vermemeyi öğrenmeliydi.Ve bazı kadınlar onları erkeklerin değil, şahsen kendilerinin de koruyabileceğini anlamalıydı.Ne yazık ki bu halkın küçüklüğünden beri izledikleri,duydukları ve gördükleriyle bilinçaltlarına lüzumsuz erkek yüceltmeleri giriyordu.

Herşeyi unutup özüme dönmeliydim bir an önce.Arabamı çalıştırıp evime doğru yol aldığımda bana en iyi gelecek şeyi düşündüm.

Havuz keyfi hiç fena olmazdı.Hem yorgunluğumdan arınır,hem de duygularımı tazelerdim.Villanın kapısına ulaştığımda burayı açmak için anahtarımı aldım, 'open' tuşuna bastığımda demir kapı yavaşça açılmaya başlamıştı.Tüm eşyalarımı alıp arabadan inerek eve girdim.Elimdekileri yere bırakıp hemen 2.kattaki odama çıktım.Merdivenleri hızlıca geride bırakırken nefes nefese kalmıştım.Odama dahil olup dolabımı açtım.

Siyah bikini takımını alıp banyoya geçtiğimde akmaması açısından makyajımı silmiş, yüzümü durulamıştım.Saçlarımı yapmaya başlamadan önce duraksayarak Spotify'dan şarkı açmaya karar verdim.Süratle takımı giydiğimde üzerimden çıkardığım beyaz gömlek ve lacivert şortu kirli sepetine atmıştım.

Yüzüme gelen kakülleri de toplayıp göğüs hizamdaki saçlarımı özenle topuz haline getirdiğimde kelimenin tam anlamıyla hazırdım.

"Bu yeni ben de kim aynada bakıştığım

Bu yeni ben ben miyim kendimle tanıştığım?"

Tarkan'a bağırarak eşlik ederken tam da söylediği gibi aynadaki görüntüme kendimden emin bir şekilde bakıp cümlelerimi şahsıma armağan ettim.Doğrusunu söylemek gerekirse sempatik yansımam hoşuma gitmişti.

Hazırlıklarımın tam olduğunu farkedip merdivenleri ikişer ikişer inmeye başladım.Çıkmadan önce bana baya uzun gelen hırkayı aldım ve ayakkabılarımı bile giyme ihtiyacı duymadan havuza doğru küçücük çocuklar gibi koştum.Hız kesmeden havuza atladığımda su beni içine hapsetmiş ve geri kalanını da kenara sıçratmıştı.

En derine dalarak yüzmeye başladım.Bir o tarafa bir bu tarafa yüzerken rahatlamıştım.Suda tam bir kuğu zarafetiyle süzülürken her şeyi aklımdan çıkarmaya çalışıyordum.Evet, aksilikler yaşamış olabilirdim,fakat bunun öfkesine kapılmamalıydım.Hayattı bunun adı,bir çok şey yaşar, düşe kalka atlatırdık zorlukları en nihayetinde.

Suyun sinirimi aldığını ve beni rahatlattığını fark ettiğimde hiç içinden çıkmak istemiyordum.Ancak tenim buruş buruş olmuştu ve biraz da durursam muhtemelen sabaha hasta uyanacaktım.Yaz ayında bile olsak geceleri havuzun soğukluğu inkar edilemezdi.

Havuzdan çıkıp uzun hırkamı giydiğimde saçlarım omzuma döküldü.Açılmışlardı tabii.Böyle uyuyamayacağımı anladığımdan direkt duşumu almaya gittim.

Dakikalar sonrasında allanıp pullanıp pijamalarımı giyerek banyodan çıkmıştım.Saçlarımı kurutacak mecalim kalmamıştı.Zaten doğal haliyle de gayet güzel duracaklarını düşünüp bu konuda hiçbir şey yapmamaya karar verdim.

Örtüyü bile açmadan yatağın üzerine atladım.Son olarak biraz telefonumda gezinip yeni hiçbir şey olmadığını gördüm.Ertesi gün için saat 08.00'e alarm kurup mışıl mışıl uykunun kollarına bıraktım kendimi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.