"Hayatın hikayesini yazan, içindeki cesaretin ve sevginin mürekkebidir."
------------------------------------------------------------------
Amerika Los Angeles'tan, Kore Seoul'e ailemle beraber taşınma kararı aldık. Ve ben az önce kitaplığıma kitaplarımı dizmeyi yeni bitirdim. Malesef bir yazar olmama rağmen, kitaplıktaki hiçbir kitap bana ait değil. Ama sonuç olarak daha yeni mezun oldum sayılır, umutsuzluğa kapılmamak en iyisi bence.
Emily (Anne): Kızım odana yerleşmeyi bitirdiysen, Sophia bize cupcake yapmış, hadi gel sende ye. Sabahtan beri bir şey yemedin zaten.
Lily: Tamam anne geliyorum.
Emily (Anne): Bu arada güzel dekore etmişsin.
Lily: Saol anne. Ama biliyorsun ablam burda olsaydı her halükarda beğenmezdi.
Emily (Anne): Bakıyorumda ablanı çok özlemişsin. Geldiğimizden beri ağzından düşürmüyorsun.
Lily: İnkâr etmicem, onu şimdiden çok özledim. Ona karşı, sanki abimin ikizi değilde benim ikizimmiş gibi hissediyorum.
Emily (Anne): Anlıyorum tatlım. Ablaların yeri hep ayrıdır.
Konuşmamız, Sophia'nin mutfaktan gelen sinirli sesiyle bölündü.
Sophia: Hadi gelin artık, ağaç oldum burada! 10'a kadar sayıyorum, gelmezseniz bunların hepsini tek başıma yerim! Duydunuz mu beni!!!
Lily: Tamam Sophia bağırma geliyoruz!
Annemle beraber mutfağa geçtik ve Sophia'nın ustalık eseri olan cupcakelerini yedik. Gerçekten çok güzellerdi fakat bunu, cupcakeleri sürekli bana yedirip puanlamamı söyleyen kardeşime söyleyemezdim. Çünkü: adı üstünde o benim kardeşim ve bu da yazılı olmayan bir kural. Sophia'nın cupcakelerine "çok kötü yapmışsın" diyip, arkamdan onun beni azarlama sesi gelirken bende bu sırada odama gidip laptopumu aldım. Ve askılıktan hırkamı alıp dışarı çıktım. Saat 18:00'dı, babamın eve gelmesine 3 saat vardı. Bu nedenle bende yeni yazacağım kitabım için ilham aramaya çıktım. Eve iki sokak uzaklıkta bir kafeye geldim, beni motive edecek bir tatlı ve aynı zamanda ayakta tutacak bir kahve söyledim.
Etraftaki insanlara baktım, hepsi birbirinden faklıydı. Hepsinin kafasından farklı düşünceler geçiyor, bunları yaşıyor ve belkide bunları hayal ediyorlardı. Ne yazacağımı gerçekten bilmiyordum. Tek bildiğim şey bir yerden başlamam gerektiği ve bende konuyu bulmakla başlamak istedim.
İçimden farklı farklı bir sürü konu geçiriyordum fakat hiçbiri içime sinmiyordu. Ara sıra kahvemden bir iki yudum alıyor, yada tatlimdan bir çatal alıyordum. Fakat ilham bir türlü gelmiyordu. Acaba karakterlerden mi başlasaydım? Daha kolay olurdu sanki? En sonunda herşeyi bir kenara bırakarak dedimki; bu gün benim yazma günüm değil belliki.
Ve yediklerimin parasını ödeyip kafeden ayrıldım. Saat 20:00'di eve erken gitmek istemiyordum, yolu biraz uzatmak istedim ve yakınlardaki yürüyüş alanı olan parka gittim. Bir süre orada yürüyüş yaptım, artık eve gitme vakti geldi diye düşündüm ve eve doğru yürümeye başladım. Mavi renkli bir binanın önünden geçerken binaya baktım, gerçekten mimarisi çok güzeldi, ben binaya bakarken gözüme bir ilan ilişti. İlana yakından baktım, bu bir iş ilanıydı ve yüksek miktarda bir para teklif ediyorlardı. İlk başta önemsemesemde, altında yazan yazıyı okuyunca bu iş cazip gelmeye başladı ve yapamayacağım bir işte değildi. İlanda bir yazar aradıklarını, yüksek miktarda maaşın yanında yol ve yemek masraflarının şirket tarafından karşılanacağını ve yazarın (isteğe bağlı olarak) istediği herhangi bir özel bir eğitimin masraflarının karşılanacağı yazıyordu. Ve bu özel eğitim maddesi benim dikkatimi çekmişti, belki de bu eğitimde kitabım için bir ilham bulurum diye düşündüm ve ilanı alıp cebime koydum.
Ve sonunda eve vardım, kapı zilini çaldım ve kapıyı Sophia açtı.
Sophia: Hoşgeldin.
Lily: Sinirin geçti herhalde?
Sophia: Kore'ye yeni geldik, yani şimdi dakka bir gol bir seninle kavga mı edeyim bunu mu istiyorsun?
Lily: Yok canım benim niyetim de o değil zaten.
Beraber içeriye geçtik, akşam yemeğini ailecek yedik, uzun ve yorucu bir günün ardından kafamı yastığa koyar koymaz uyudum.
Sabah, Sophia'nın güneşliği açması ve benimde ona güzel sözlerle karşılık vermekle uyandım. Ne kadar geri uyumaya çalışsamda uyuyamadım, güneş resmen odamda dans ediyordu, zaten bu vaziyette nasıl uyuyabilirdim ki? Kalkıp elimi yüzümü yıkadım, mutfağa gidip birşeyler atıştırdıktan sonra odama kapandım. Zaten uyku tutmuyordu bende ilham gelir umuduyla laptopumu açtım ve en basit görünen fakat basit olmayan şeye yani karakterleri yazmaya başladım. Aslında beklediğimden de iyiydi, bende bu gazla konuyu bulmaya yöneldim fakat bulamadım. Biraz düşüneyim belki bulurum diyip pencereden dışarı, insanları seyre koyuldum. Ve aklıma, dün bir binanın üstünde bulduğum iş ilanı geldi ve sonra hemen sandalyeden kalkıp göldeki askılikta asılı duran hırkamın cebinden ilanı aldım. Ve odama gidip ilandaki dumarayı telefonuma girdim. Fakat hala arayıp aramama konusunda hem fikir değildim.
Bir süre sonra işte o cümleyi kurdum."En fazla ne olabilir ki?" Ve bu cümlenin ardından arama tuşuna bastım. Telefon çaldı çaldı en sonunda tam kapatacakken bir kadın açtı.
Hye Jin:Merhaba, ben Everlux Enterprises'ın İnsan Kaynakları Biriminden Hye Jin. Size nasıl yardımcı olabilirim?
Lily: Ben iş ilanınız için aramıştım, sanırım bir yazar arıyorsunuz doğru mu?
Hye Jin: Evet, doğru. İlanımıza gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederiz. Sizi daha yakından tanımak için birkaç soru sormak isteriz. İlk görüşme için uygun olan bir tarih ve saat var mı?
Lily: Yarın için bir planım yok.
Hye Jin: Harika! Size, daha yakından tanımak ve görüşmemizi tamamlamak için hazırlıklarımızı yapacağız. Şirketimizin adresini ve görüşme tarihini size SMS olarak göndereceğiz. Lütfen bugün içerisinde buluşmaya dair geri dönüş yapabilirseniz memnun oluruz. Size daha fazla bilgi sağlamak için telefon numaranızı alabilir miyim?
Lily: Tabi +82 2 **** ****
Hye Jin: Teşekkür ederim! Telefon numaranızı aldık. Şirketimizin adresini ve görüşme tarihini en kısa sürede size SMS olarak ileteceğiz. Bugün içinde buluşmaya dair geri dönüş yapabilmeniz harika olacak. İyi günler dilerim!
Lily: Teşekkürler.
Evet, hayırlı olsun bu benim ilk iş deneyimim olacak. Salona, bu güzel haberi aileme vermeye gittim ve hepsi buna çok sevinmişti. Sonra babam, ben unutmama rağmen, bana dönüp:
James (Baba): Hadi gel sabah benden çok istediğin kitapları sipariş verelim.
Dedi, işte baba gibi baba. Bende yanına oturdum ve bütün istediğim kitapları sipariş verdik. Aslında telefon konuşmasından sonra biraz gergindim ama şimdi o gerginlikten geriye hiçbir şey kalmadı. Umarım yarın iş görüşmesinde rezil olmam ya.
Herneyse, yarın ki iş görüşmesi için duş aldım ve cilt bakımı yaptım. Odama gelip 1 saat kitap okuduktan sonra yastığa kafamı koydum. Saat farkına bir türlü alışamadığım için geldiğimizden beri kafamı yastığa koyar koymaz uyuyorum. Ama bu sanırım güzel birşey, benim gibi uyku düzeni olmayan birisi için gerçekten güzel. Ve evet bilincin kapanmadan önce söylediğim son şey "umarım yarın tam vaktinde orada olurum" oldu.
------------------------------------------------------------------
Sevgili okurlarımız umarım beğenmişsinizdir. Devamının geleceğininden şüpheniz olmasın, hoşçalın keyifli okumalar dileriz. Sevgilerle; @1-lucy-1 / @athena_1